13 Haziran 2014 Cuma

Saygıda Kusur Var

Photo by Christopher Lee/Getty Images

Sonda söyleyeceğim lafı, genelde başta söylememle tanınır, bilinirim. Ters bir deneyim yaşatmayacağım o nedenle; 2014 Dünya Kupası'nın açılış maçının hakkı, mis gibi beraberlikti. 

Sebebine gelmeden o enfes seremoniye bir bakmak lazım. Brezilyalı futbolcuların, şartlar böyleyken bu kupayı kazanmaya olan inançları, marşlarını söylerkenki ruh hallerine yaklaşmasa abes olurdu. Ev senin, tribün senin, her turnuvanın sempati güzeli sensin, mazinde bir tarih, en işte senin de yatar, son birkaç yılın "Jr" gözdesi de senin, e bir zahmet o coşkuyu damarlarda akıtacaksın, aferin. 

Ben bu tersleşmeyi yapmadan, daha takım sahaya adım atmadan Thiago Silva, sonra David Luiz, Marcelo, Julio Cesar, gözlerini, yumruklarını sıkıp marşlarıyla yükseldiler. Brezilya milliyetçiliği tavan yaptı. (Ki bilen bilir...)

Yine maç başlamadan bir cinsliktir, yapıldı. Binlerce insanın, gürültünün zırıltının içinde, ışıkların altında, kanatlarından pişmanlık duyan güvercinler, "fair play, dünya barışı, huzur mutluluk" temennileriyle özgür bırakıldı. 

E ama annem korktu onlar, sapıttı hayvanlar! 15 dakika boyunca ben "Nereye uçacaklar!" diye haykırmaktan maça giremedim. Gerçi ben değil, bence iki takım da uzunca süreler maça giremedi, o ayrı. 

İşte o oyuna ısınamamanın bedelini Marcelo ayağının ucuyla ödedi. Tamam abartmayalım, şansı da yaver gitmedi. Yine de böyle aylarca beklenen organizasyonun ilk resmi golünün "own goal" olması da bir basiretsizlik. Belli başlı batıl inançları, maç izlerken zilyon tane totemi olan insansanız siz de, beni anlarsınız. O sırada aklımdan geçen cümlelerin başlıcası şuydu: "Bu kupa tatsız tuzsuz olacak bak gör, Brezilya da ancak yarı finale çıkar!" 

Brezilya'daki, "yokuş çıkarken 1'de mi kalsam, vitesi 2'ye mi taksam" kararsızlığındaki 1.3 dizel motor havası, skor 0-1 olunca iyice kendini hissettirir oldu. Hırvat kardeşlerimizde de bir yetersizlik görünedursun, üzerlerine bir de Japon laneti çöktü. 

Tamam biliriz, evsahibine bir sevgi, saygı, bir misafir bilinci filan ama, hakemin sabırları zorlayan kararları yüzünden, neden Japon futbolundan "akula vuruşu" dışında keyif almadığımızı bir daha hatırladık. Tolerans gösterdiğin takıma bir de iltimas gösterirsen, yaptığın "saygıda kusur"a işaret oluyor o artık.

Sonra o çipil gözleriyle Neymar geldi. Hadi ilk gol tamam, baygın bir vuruş oldu sana gol. Ama o penaltı.. Sahiden turnuvanın başında "Brezilya candır, tutamıyorum ondan gayrısını!"diyen beni üzüntülere gark etti, gol oldu. Lütfen o "top çizgiyi geçti mi?" tartışmasını bitiren teknolojiyi şükürler olsun sahalara indirenler, penaltılar konusuna da el atsın artık. Sonra, gönül verdiğin takımın golüne bile sevinemezken buluyorsun kendini ki, bu da ayrı bir efkar sebebi.

Maçın en güzel hadisesi, tam bitti derken gelen, Oscar'ın oyununu taçlandıran golü. Enfes. 

Başta da dediğim gibi, hem oyunun akışı hem de iki takımın birbiri üzerinde baskı kurma becerisine bakacak olursak, skor beraberlikten ötesini görmemeliydi bana kalırsa. Öte yandan, Brezilya'nın dünyaca ünlü isimleri, kulüp kariyerlerinde parlattıkları kramponlarını, Brezilya'da da giymeli ki, ağzımız tatlansın. Yoksa, al gülüm ver gülüm..

İlk maçın günahı olmaz dedik, yarına bakıyoruz. 
Her şeyi unutmak, sadece futbol düşünmek, ruha iyi geliyormuş. Onu da hatırlamak güzel oldu.

Bu maçtan ne öğrendik?

- Seremoni biraz daha uzun sürse, Brezilya Milli Takımı, kupayı bilmem ama Şili'yi alırdı. 
- Marcelo, Dünya Kupası'nda kendi kalesine gol atan ilk Brezilyalı oldu. 
- Ömer Üründül > Ceyhun Eriş


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder