1 Ağustos 2013 Perşembe

Nurtopu Gibi...


"Maç kaç - kaç biter?" diye sordu Özgür. Düşünmeden "Yeniliriz" dedim. İçimdeki derin iştahsızlığın dili "tabii ki alırız!" demeye varmıyordu. 

Alex'in zamansız, Aykut Kocaman'ın gecikmiş lakin tatsız gidişinden sonra, üzerine bir de adını duydum duyalı tahammül çemberimin dışında kalmayı başarabilen Ersun Yanal eklenince, dilimin aksini söylemesi beklenemezdi. 

Yine de içimden, "Karanlıkta maç izlemeyi seviyorum" diye geçirdim. Yüzüme vuran yeşil ışığı en çok.. Fenerbahçe'yi, o ışıktan çok.

...

Anlamsız, kondisyonsuzluk gösteren fauller, ileride yetersiz Webo.. Gerideyse yetersiz 9 adam.. İyi niyetli ve istekli bir Alper Potuk.. Kısacası, güneşin altında unutulmuş bir kase sütlaç hissi veren, tuhaf görünümlü bir takım. Dakika, henüz 19. 

...

Ersun Yanal kenarda.. Kenardaki hali, bazılarının "özlediği gibi"; hareketli, yerinde duramıyor. Kah kulübede kah ayakta, sağa sola gidip duruyor. Her kameraya yakalandığı an, belli ki geçen sezondan gözdesi olan Alper'le konuşuyor. Alper bu sene Fenerbahçe'nin görünmez "maestro"su olacak gibi görünüyor. 

Böyle olmaz ama. Dakika 32, Volkan kalede ikinci defa uzuyor. Paralel evrende Redbull, Salzburg'u kanatlandırıyor; skor 2-0. 

...

Dakika 45+1. Sanki 45 dakikadır detone bir şarkıcının, "patchwork" bir battaniyeye sarılmış vaziyette şarkı söyleyişini izler gibiyim. Birbiriyle uyumsuz, sanki bir saat önce soyunma odasında tanışmış 11 adam hissi veren adamların ahenksizliği ruhumu sıkıyor. Dahası, istatistiki olarak rakibin 9 şutuna karşılık, bizim şut sayımız "0".. Nurtopu(!) gibiyiz sezon başında. Hakem bir an önce düdüğü çalsın diye, uzatmaların son anında rakibin üstüne yatacak kadar..

...

Paralel evrendeki maç, dakika 50 itibariyle 4'ü gördü. Biz son yarım saattir atak yapmış değiliz. Mis!

...

İlk oyuncu değişikliği, dakika 57. Oyundan çıkan, maçın yegane gayretlisi Alper Potuk. Oyuna giren Sow. Hadi bakalım Ersun, senin hesabın tutsun. 

...

Paralel evrene gitmeye gerek kalmadı, defa defa kalesini kurtaran adam, eşin dostun arkasını daha fazla toplayamadı, Salzburg Alan'la öne geçti. Batı cephesinde değişen bir şey yok. Yediğimiz ağırlıklı olarak aynı bok. 

...

Baroni.. Maça girdiği andan itibaren takımda bir "Ben bu adamı bir yerden hatırlayacağım ama..." havası. Sanki Cris'e ayıp olmasın der gibi bir oynama çabası.. Zaten sarsak rakip, bir iki üstüne gittiğinde düşecek ama, biz ilk devre itibariyle "Salzburg'un kalecisi sarışın zenci" diyen biri olsa tereddüt etmeden inanacak atak gücündeyiz.

...

"Hadi kalk gidelim, hemen şu anda, kapa telefonunu bulamasın arayan da.."  demek üzereyken, uzatmalarda gelen penaltı.. İstesen olmaz. Zira bizim buralarda çubukluya yabancı, kusurlu bir hareket. 

Topu eline alan Baroni olunca insan ikiye bölünüyor; kötü tecrübeleri ve sevinç çığlıkları olarak. O bölünmüşlük arasında gol geliyor. Arada gözlerim Salih'i seçiyor..

... 

Oh be değil, gönül ferahlığı hiç değil.. Zaten gönülsüz gönüllülüğümden sıkılmışken, hiç de iyiye gideceğine inanmadığım bir seyrin başlangıcında durmak hiç hoş değil. 

Bu yazı da, sezon sonunda kendini inkar etmek üzere bir köşede dursun.