29 Mayıs 2013 Çarşamba

Kocaman Teşekkür

Güç verdin; bazen isyanlara bazen dualara karşılık geldin. 
Hep güzeldin. Hep bildiğimiz gibi Kocaman. 
Başın dik durmaya devam etsin..

28 Mayıs 2013 Salı

Modern Times(!)



Memleketin ahvali ortada. Her yer yangın yeri, toz bulutuyken, bizim gibi "endişeli kalabalık" birkaç tane "has akil" adama ihtiyaç duyarken, tüm duyargaları kapalı yenileri hortluyor. 

Futbol ortamımız, futboldan başka her şeye kol kanat germek konusunda ısrarcı. Bilhassa oyunun ruhuna aykırı olan farklılıkları körüklemeye, kutuplaştırmalara, düşmanlaştırmalara ise ayrı bir özen gösteriyor. 

Bir tanesi çıkıyor inşallah'larla düşmanlığımız baki kalacak duası edip ebedi huzursuzluğun garantörlüğünü yapıyor. Öbürü çıkıyor, kulübündeki teknik direktör değişikliğinden sonra kendisine "eski hocanızın bu karardan haberi var mı?" diye soran gazeteciye tüm zorbalığıyla "Bu kulübüm başkanına bu şekilde bir soru soramazsın. Yapılan açıklamalarla yetineceksin" diyor. Bu açıklama, bahsi geçen eski teknik direktörün bir hafta önce kaybettiği kupa maçından sonra yaptığı basın toplantısında gazeteci ile dalaşmasından dolayı kendini aklayamıyor tabii. İki olay da birbirinden utanıyor. 

Bakıyor ki ortalık şenlikli, zaten tanıdığımız başka biri de, hukukun öyle böyle (!) işlediği bir konu için ağzını açıp "Onlar ceza alacak. Ben stadı nasıl dolduracağım?" gibi akla hayale sığmayan, samimiyetsiz bir sürrealite ile ucuz niyetleri ortaya koyuyor. 

Beyler, sizin üslubunuza ne oldu? 
Alıştığımız, insan ağızlar, insan lügatlar nerede? 
Siz topu görseniz gülle zannedecekken, nasıl oldu da ülkenin en köklü futbol kulüplerinin yönetimlerine geldiniz?

Bu sıra siyasete, sanata, toplumun "toplum" olarak eriştiği her yerdeki olan bitene ve bu olayların faillerine baktıkça içimden tek bir şey geçiyor: Pislik bizim içimize işlemiş, bırak hamamda yıkanmayı, hamam olsak geçmez!

23 Mayıs 2013 Perşembe

Bazen...

Bazen hayat sana görmek istediklerini gösterdiği için şükredersin. 

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Dortmund Şampi!



Eğer Şampiyonlar Ligi finalinde Dortmund'u destekliyorsanız, size çok eğlenceli bir etkinliği duyurmak isterim. 

Bu hafta sonu oynanacak finali Küçükçiftlik Park'ta arkadaşlarınızla izleyebilirsiniz. Etkinlik alanında maç saatine kadar pek çok keyifli atraksiyon mevcut.  Saat 16.00’da kapılar açılıyor, maç bitene kadar konsol oyunlarından sürpriz hediyelere, futbola dair aklınıza gelen her şey İstanbul'daki Sud Tribüne'de yaşanıyor.

Bilet almak isterseniz Biletix'e uğrayın. Ama Twitter hesabınız varsa daha cazip bir önerim var. 

Yeni nesil futbol haberciliği yapan ve tüm futbol severlere köşe yazma şansı tanıyan Futbolburada.com, bu etkinliğe özel eğlenceli bir kampanyaya imza atıyor. 

Twitter'da @futbolburadacom hesabını takip edip #SarınaSiyahına hashtag'iyle en yaratıcı Dortmund tezahüratını yazıyorsunuz. Şanslı 10 kişiden biri olursanız, 2 kişilik davetiye kazanıyorsunuz. 

Sonra gelsin kupalar, gelsin şampiyonluk! 

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Ne sustun be Aslı!



Hayat "fıııığğrt" diye akıp geçerken, ne gündem duruyor, ne insanım duruluyor. Memleket kendi başına bir hüzzam beste çalıyor, her gün başkası söylüyor, birileri ağlarken öbürleri gülüyor. Ben de bu geçen zamanda kendi tarihimi yazdım. Büyük meseleler beklemeyin, kendi tarihimi yazdım dediğim, günlüğümü tuttum. Zihnimde. Hayatımın futbol fasikülünü de tekrar okudum, tarttım, biçtim. 

Ne çok sevmiştim oyun seni, ne çok. Çocuk heyecanlarımın en büyüğü sendin. Tayfun, Erol, Uche, ben... Cine5'ler, Teleon'lar eskittik birlikte. Sonra büyüdük, serpildik. Maçlara gider olduk; elimiz bilet, boynumuz atkı tuttu. 

Ne olduysa sana son zamanlarda oldu. Bunca çirkinin arasında senin güzel kalman mümkün olsa şaşardım da, bu kadar onlara benzeyeceğine kendimi inandırmazdım. Düzenin, "düzen ve düzülen" üzerine kurulduğu, alkışın sürekli saf değiştirip sinir bozmaya yaradığı bir yerde, romantik kalmaya çalışmak zordu. Ben de kalamadım haliyle. 

Benim oyunumun "en güzeli"ne gittiğimde, her kavuşmada gözüm "ötekilere" kayar oldu. Saha dışında konuşanlar kadar, saha içindeki ruhsuzlara da takıldı gözüm, dilim. Lizbon'da Gökhan düştü, ben Tekirdağ'da kanadım sonra. O an anladım ki, "her şey yalan, tek gerçek sensin" dediğimdi elimde olan. Tüm insanlığımla, kendi inandıklarımla, şu saçma sapan hayatı herkes kendi kesesince(!) yaşarken, benim karşılıksız kendimi adadığım sendin elimde olan. 

Bugün sana olanlar geçiciydi. Bugün sana olanlar affedilmezdi. İtiraf etmek gerekirse, senin de kimi hallerin kabul edilemezdi. Dilim, elim neyi ne kadar söylemeye varacaktıysa, bugüne kadar her birini ortaya döktüm. 

Bugünden sonra da dökerim de... Transferler, ithamlar, basın toplantıları arasında, yine kendime göre olanı seçer söylerim. Doğru, dürüst, kimine göre yalan yanlış... Fazla da konuşmam yine.

Ne çok sustum sahi. Ben susunca, ben konuşurken ne oluyorsa o oldu. Hatta bir çocuk canından oldu ben susarken. Ne konuşmam, ne susmam işe yarıyor dedim. Çünkü gürültü öyle büyüktü ki, herkes kendi cümlesini duyurmaya çalışırken düşündüğünü duyamaz hale geliyordu. 

Geçen zamanda şunu gördüm. Ait hissettiğim bir yer varsa, o da Fenerbahçe'dir. Fenerbahçeli Murat, Ozan, Hüseyin, Ayşe değil. Çünkü biz, kendi içimizde bambaşka yerlerinden Fenerbahçe'ye tutunan, tutkun aile bireyleriyiz. Lakin hepimizin farklı sözleri var. Katılıyoruz, katılmıyoruz, katiyen karşısında duruyoruz... Ne mutlu farklılıkları söyletebilen camiaya. Ne mutlu inandığımız, savunduğumuz "söz hakkımız"ı ortaya koyan yüreğimize.

Gruplara, liderlere, sözcülere ise selam olsun. 
Onlar bir zahmet uzak olsun. 

Şimdi eski dost Tolga Becer olsa "Aslı yine dolmuş" derdi, gülümseyerek. 
Sahiden de dolup gelmişim, haberim yok. 

Hoş gelmişim yine.


*Fotoğraf: Himhili / Tuba Kılıç - http://instagram.com/p/KEv7K_yFE1/