20 Mayıs 2013 Pazartesi

Ne sustun be Aslı!



Hayat "fıııığğrt" diye akıp geçerken, ne gündem duruyor, ne insanım duruluyor. Memleket kendi başına bir hüzzam beste çalıyor, her gün başkası söylüyor, birileri ağlarken öbürleri gülüyor. Ben de bu geçen zamanda kendi tarihimi yazdım. Büyük meseleler beklemeyin, kendi tarihimi yazdım dediğim, günlüğümü tuttum. Zihnimde. Hayatımın futbol fasikülünü de tekrar okudum, tarttım, biçtim. 

Ne çok sevmiştim oyun seni, ne çok. Çocuk heyecanlarımın en büyüğü sendin. Tayfun, Erol, Uche, ben... Cine5'ler, Teleon'lar eskittik birlikte. Sonra büyüdük, serpildik. Maçlara gider olduk; elimiz bilet, boynumuz atkı tuttu. 

Ne olduysa sana son zamanlarda oldu. Bunca çirkinin arasında senin güzel kalman mümkün olsa şaşardım da, bu kadar onlara benzeyeceğine kendimi inandırmazdım. Düzenin, "düzen ve düzülen" üzerine kurulduğu, alkışın sürekli saf değiştirip sinir bozmaya yaradığı bir yerde, romantik kalmaya çalışmak zordu. Ben de kalamadım haliyle. 

Benim oyunumun "en güzeli"ne gittiğimde, her kavuşmada gözüm "ötekilere" kayar oldu. Saha dışında konuşanlar kadar, saha içindeki ruhsuzlara da takıldı gözüm, dilim. Lizbon'da Gökhan düştü, ben Tekirdağ'da kanadım sonra. O an anladım ki, "her şey yalan, tek gerçek sensin" dediğimdi elimde olan. Tüm insanlığımla, kendi inandıklarımla, şu saçma sapan hayatı herkes kendi kesesince(!) yaşarken, benim karşılıksız kendimi adadığım sendin elimde olan. 

Bugün sana olanlar geçiciydi. Bugün sana olanlar affedilmezdi. İtiraf etmek gerekirse, senin de kimi hallerin kabul edilemezdi. Dilim, elim neyi ne kadar söylemeye varacaktıysa, bugüne kadar her birini ortaya döktüm. 

Bugünden sonra da dökerim de... Transferler, ithamlar, basın toplantıları arasında, yine kendime göre olanı seçer söylerim. Doğru, dürüst, kimine göre yalan yanlış... Fazla da konuşmam yine.

Ne çok sustum sahi. Ben susunca, ben konuşurken ne oluyorsa o oldu. Hatta bir çocuk canından oldu ben susarken. Ne konuşmam, ne susmam işe yarıyor dedim. Çünkü gürültü öyle büyüktü ki, herkes kendi cümlesini duyurmaya çalışırken düşündüğünü duyamaz hale geliyordu. 

Geçen zamanda şunu gördüm. Ait hissettiğim bir yer varsa, o da Fenerbahçe'dir. Fenerbahçeli Murat, Ozan, Hüseyin, Ayşe değil. Çünkü biz, kendi içimizde bambaşka yerlerinden Fenerbahçe'ye tutunan, tutkun aile bireyleriyiz. Lakin hepimizin farklı sözleri var. Katılıyoruz, katılmıyoruz, katiyen karşısında duruyoruz... Ne mutlu farklılıkları söyletebilen camiaya. Ne mutlu inandığımız, savunduğumuz "söz hakkımız"ı ortaya koyan yüreğimize.

Gruplara, liderlere, sözcülere ise selam olsun. 
Onlar bir zahmet uzak olsun. 

Şimdi eski dost Tolga Becer olsa "Aslı yine dolmuş" derdi, gülümseyerek. 
Sahiden de dolup gelmişim, haberim yok. 

Hoş gelmişim yine.


*Fotoğraf: Himhili / Tuba Kılıç - http://instagram.com/p/KEv7K_yFE1/

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder