13 Aralık 2013 Cuma

Sen Şakımaya Devam Et!



"Kanarya insan ruhuna benziyor." diye fısıldadı sonunda. 
"O da insan ruhu gibi çevresinde parmaklıklar görüyor, ama umutsuzluğa düşeceğine şakıyor, türkü söylüyor. Bak görürsün Leo Kardeş, günün birinde türküsü, o parmaklıkları kıracak."

Allah'ın Garibi - Nikos Kazancakis

Fotoğraf: AP

1 Ağustos 2013 Perşembe

Nurtopu Gibi...


"Maç kaç - kaç biter?" diye sordu Özgür. Düşünmeden "Yeniliriz" dedim. İçimdeki derin iştahsızlığın dili "tabii ki alırız!" demeye varmıyordu. 

Alex'in zamansız, Aykut Kocaman'ın gecikmiş lakin tatsız gidişinden sonra, üzerine bir de adını duydum duyalı tahammül çemberimin dışında kalmayı başarabilen Ersun Yanal eklenince, dilimin aksini söylemesi beklenemezdi. 

Yine de içimden, "Karanlıkta maç izlemeyi seviyorum" diye geçirdim. Yüzüme vuran yeşil ışığı en çok.. Fenerbahçe'yi, o ışıktan çok.

...

Anlamsız, kondisyonsuzluk gösteren fauller, ileride yetersiz Webo.. Gerideyse yetersiz 9 adam.. İyi niyetli ve istekli bir Alper Potuk.. Kısacası, güneşin altında unutulmuş bir kase sütlaç hissi veren, tuhaf görünümlü bir takım. Dakika, henüz 19. 

...

Ersun Yanal kenarda.. Kenardaki hali, bazılarının "özlediği gibi"; hareketli, yerinde duramıyor. Kah kulübede kah ayakta, sağa sola gidip duruyor. Her kameraya yakalandığı an, belli ki geçen sezondan gözdesi olan Alper'le konuşuyor. Alper bu sene Fenerbahçe'nin görünmez "maestro"su olacak gibi görünüyor. 

Böyle olmaz ama. Dakika 32, Volkan kalede ikinci defa uzuyor. Paralel evrende Redbull, Salzburg'u kanatlandırıyor; skor 2-0. 

...

Dakika 45+1. Sanki 45 dakikadır detone bir şarkıcının, "patchwork" bir battaniyeye sarılmış vaziyette şarkı söyleyişini izler gibiyim. Birbiriyle uyumsuz, sanki bir saat önce soyunma odasında tanışmış 11 adam hissi veren adamların ahenksizliği ruhumu sıkıyor. Dahası, istatistiki olarak rakibin 9 şutuna karşılık, bizim şut sayımız "0".. Nurtopu(!) gibiyiz sezon başında. Hakem bir an önce düdüğü çalsın diye, uzatmaların son anında rakibin üstüne yatacak kadar..

...

Paralel evrendeki maç, dakika 50 itibariyle 4'ü gördü. Biz son yarım saattir atak yapmış değiliz. Mis!

...

İlk oyuncu değişikliği, dakika 57. Oyundan çıkan, maçın yegane gayretlisi Alper Potuk. Oyuna giren Sow. Hadi bakalım Ersun, senin hesabın tutsun. 

...

Paralel evrene gitmeye gerek kalmadı, defa defa kalesini kurtaran adam, eşin dostun arkasını daha fazla toplayamadı, Salzburg Alan'la öne geçti. Batı cephesinde değişen bir şey yok. Yediğimiz ağırlıklı olarak aynı bok. 

...

Baroni.. Maça girdiği andan itibaren takımda bir "Ben bu adamı bir yerden hatırlayacağım ama..." havası. Sanki Cris'e ayıp olmasın der gibi bir oynama çabası.. Zaten sarsak rakip, bir iki üstüne gittiğinde düşecek ama, biz ilk devre itibariyle "Salzburg'un kalecisi sarışın zenci" diyen biri olsa tereddüt etmeden inanacak atak gücündeyiz.

...

"Hadi kalk gidelim, hemen şu anda, kapa telefonunu bulamasın arayan da.."  demek üzereyken, uzatmalarda gelen penaltı.. İstesen olmaz. Zira bizim buralarda çubukluya yabancı, kusurlu bir hareket. 

Topu eline alan Baroni olunca insan ikiye bölünüyor; kötü tecrübeleri ve sevinç çığlıkları olarak. O bölünmüşlük arasında gol geliyor. Arada gözlerim Salih'i seçiyor..

... 

Oh be değil, gönül ferahlığı hiç değil.. Zaten gönülsüz gönüllülüğümden sıkılmışken, hiç de iyiye gideceğine inanmadığım bir seyrin başlangıcında durmak hiç hoş değil. 

Bu yazı da, sezon sonunda kendini inkar etmek üzere bir köşede dursun.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Kocaman Teşekkür

Güç verdin; bazen isyanlara bazen dualara karşılık geldin. 
Hep güzeldin. Hep bildiğimiz gibi Kocaman. 
Başın dik durmaya devam etsin..

28 Mayıs 2013 Salı

Modern Times(!)



Memleketin ahvali ortada. Her yer yangın yeri, toz bulutuyken, bizim gibi "endişeli kalabalık" birkaç tane "has akil" adama ihtiyaç duyarken, tüm duyargaları kapalı yenileri hortluyor. 

Futbol ortamımız, futboldan başka her şeye kol kanat germek konusunda ısrarcı. Bilhassa oyunun ruhuna aykırı olan farklılıkları körüklemeye, kutuplaştırmalara, düşmanlaştırmalara ise ayrı bir özen gösteriyor. 

Bir tanesi çıkıyor inşallah'larla düşmanlığımız baki kalacak duası edip ebedi huzursuzluğun garantörlüğünü yapıyor. Öbürü çıkıyor, kulübündeki teknik direktör değişikliğinden sonra kendisine "eski hocanızın bu karardan haberi var mı?" diye soran gazeteciye tüm zorbalığıyla "Bu kulübüm başkanına bu şekilde bir soru soramazsın. Yapılan açıklamalarla yetineceksin" diyor. Bu açıklama, bahsi geçen eski teknik direktörün bir hafta önce kaybettiği kupa maçından sonra yaptığı basın toplantısında gazeteci ile dalaşmasından dolayı kendini aklayamıyor tabii. İki olay da birbirinden utanıyor. 

Bakıyor ki ortalık şenlikli, zaten tanıdığımız başka biri de, hukukun öyle böyle (!) işlediği bir konu için ağzını açıp "Onlar ceza alacak. Ben stadı nasıl dolduracağım?" gibi akla hayale sığmayan, samimiyetsiz bir sürrealite ile ucuz niyetleri ortaya koyuyor. 

Beyler, sizin üslubunuza ne oldu? 
Alıştığımız, insan ağızlar, insan lügatlar nerede? 
Siz topu görseniz gülle zannedecekken, nasıl oldu da ülkenin en köklü futbol kulüplerinin yönetimlerine geldiniz?

Bu sıra siyasete, sanata, toplumun "toplum" olarak eriştiği her yerdeki olan bitene ve bu olayların faillerine baktıkça içimden tek bir şey geçiyor: Pislik bizim içimize işlemiş, bırak hamamda yıkanmayı, hamam olsak geçmez!

23 Mayıs 2013 Perşembe

Bazen...

Bazen hayat sana görmek istediklerini gösterdiği için şükredersin. 

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Dortmund Şampi!



Eğer Şampiyonlar Ligi finalinde Dortmund'u destekliyorsanız, size çok eğlenceli bir etkinliği duyurmak isterim. 

Bu hafta sonu oynanacak finali Küçükçiftlik Park'ta arkadaşlarınızla izleyebilirsiniz. Etkinlik alanında maç saatine kadar pek çok keyifli atraksiyon mevcut.  Saat 16.00’da kapılar açılıyor, maç bitene kadar konsol oyunlarından sürpriz hediyelere, futbola dair aklınıza gelen her şey İstanbul'daki Sud Tribüne'de yaşanıyor.

Bilet almak isterseniz Biletix'e uğrayın. Ama Twitter hesabınız varsa daha cazip bir önerim var. 

Yeni nesil futbol haberciliği yapan ve tüm futbol severlere köşe yazma şansı tanıyan Futbolburada.com, bu etkinliğe özel eğlenceli bir kampanyaya imza atıyor. 

Twitter'da @futbolburadacom hesabını takip edip #SarınaSiyahına hashtag'iyle en yaratıcı Dortmund tezahüratını yazıyorsunuz. Şanslı 10 kişiden biri olursanız, 2 kişilik davetiye kazanıyorsunuz. 

Sonra gelsin kupalar, gelsin şampiyonluk! 

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Ne sustun be Aslı!



Hayat "fıııığğrt" diye akıp geçerken, ne gündem duruyor, ne insanım duruluyor. Memleket kendi başına bir hüzzam beste çalıyor, her gün başkası söylüyor, birileri ağlarken öbürleri gülüyor. Ben de bu geçen zamanda kendi tarihimi yazdım. Büyük meseleler beklemeyin, kendi tarihimi yazdım dediğim, günlüğümü tuttum. Zihnimde. Hayatımın futbol fasikülünü de tekrar okudum, tarttım, biçtim. 

Ne çok sevmiştim oyun seni, ne çok. Çocuk heyecanlarımın en büyüğü sendin. Tayfun, Erol, Uche, ben... Cine5'ler, Teleon'lar eskittik birlikte. Sonra büyüdük, serpildik. Maçlara gider olduk; elimiz bilet, boynumuz atkı tuttu. 

Ne olduysa sana son zamanlarda oldu. Bunca çirkinin arasında senin güzel kalman mümkün olsa şaşardım da, bu kadar onlara benzeyeceğine kendimi inandırmazdım. Düzenin, "düzen ve düzülen" üzerine kurulduğu, alkışın sürekli saf değiştirip sinir bozmaya yaradığı bir yerde, romantik kalmaya çalışmak zordu. Ben de kalamadım haliyle. 

Benim oyunumun "en güzeli"ne gittiğimde, her kavuşmada gözüm "ötekilere" kayar oldu. Saha dışında konuşanlar kadar, saha içindeki ruhsuzlara da takıldı gözüm, dilim. Lizbon'da Gökhan düştü, ben Tekirdağ'da kanadım sonra. O an anladım ki, "her şey yalan, tek gerçek sensin" dediğimdi elimde olan. Tüm insanlığımla, kendi inandıklarımla, şu saçma sapan hayatı herkes kendi kesesince(!) yaşarken, benim karşılıksız kendimi adadığım sendin elimde olan. 

Bugün sana olanlar geçiciydi. Bugün sana olanlar affedilmezdi. İtiraf etmek gerekirse, senin de kimi hallerin kabul edilemezdi. Dilim, elim neyi ne kadar söylemeye varacaktıysa, bugüne kadar her birini ortaya döktüm. 

Bugünden sonra da dökerim de... Transferler, ithamlar, basın toplantıları arasında, yine kendime göre olanı seçer söylerim. Doğru, dürüst, kimine göre yalan yanlış... Fazla da konuşmam yine.

Ne çok sustum sahi. Ben susunca, ben konuşurken ne oluyorsa o oldu. Hatta bir çocuk canından oldu ben susarken. Ne konuşmam, ne susmam işe yarıyor dedim. Çünkü gürültü öyle büyüktü ki, herkes kendi cümlesini duyurmaya çalışırken düşündüğünü duyamaz hale geliyordu. 

Geçen zamanda şunu gördüm. Ait hissettiğim bir yer varsa, o da Fenerbahçe'dir. Fenerbahçeli Murat, Ozan, Hüseyin, Ayşe değil. Çünkü biz, kendi içimizde bambaşka yerlerinden Fenerbahçe'ye tutunan, tutkun aile bireyleriyiz. Lakin hepimizin farklı sözleri var. Katılıyoruz, katılmıyoruz, katiyen karşısında duruyoruz... Ne mutlu farklılıkları söyletebilen camiaya. Ne mutlu inandığımız, savunduğumuz "söz hakkımız"ı ortaya koyan yüreğimize.

Gruplara, liderlere, sözcülere ise selam olsun. 
Onlar bir zahmet uzak olsun. 

Şimdi eski dost Tolga Becer olsa "Aslı yine dolmuş" derdi, gülümseyerek. 
Sahiden de dolup gelmişim, haberim yok. 

Hoş gelmişim yine.


*Fotoğraf: Himhili / Tuba Kılıç - http://instagram.com/p/KEv7K_yFE1/

20 Nisan 2013 Cumartesi

Her Zaman Okuduğunuz Hürriyet'i Şimdi İzleyin

 

Hürriyet TV şimdi yayında.

Hürriyet TV’yi ziyaret edenler, aradıkları her şeyi artık tek tıkla seyredebilecekler. Hürriyet TV, zengin haber içeriğinin yanı sıra konusunda uzman isimlerle gerçekleştirdiği programlarla da dopdolu.

Hürriyet TV’de Berza Şimşek’ten günün mutlaka görülmesi gereken haberlerini izleyip usta gazeteci Sedat Ergin’den haftanın yorumunu alabilirsiniz. Üstelik gündemin özetini, Metehan Demir, 3 dakikada sizin için yorumluyor.

Burcunuzdaki yeni gelişmeleri merak ettiğinizde ise Susan Miller ile yıldızlara bakabilir, Sebla Kutsal ile dilediğiniz zaman, kültür ve sanat dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Uğur Cebeci ise sivil havacılığın geldiği son noktayı size Kokpit’ten anlatıyor.

Magazinden spora, eğlenceden ekonomiye hepsi ve daha fazlası, sürekli güncellenen Hürriyet TV’de sizi bekliyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Nisan 2013 Perşembe

Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet

 

Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.

2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.

Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.

Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.

Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.

 

Bir bumads advertorial içeriğidir.