27 Ocak 2012 Cuma

Işıksız Kasabanın Derbisi

Uzun zamandır gördüğüm en güzel kısa filmlerden biri. Bir "reklam kokan hareket".. Ama olsun. Özlediğimiz futbol algısını anımsatmanın ötesinde, "mutlu bir an" yaşatan sıcacık bir film olmuş Işıksız Kasabanın Derbisi.


23 Ocak 2012 Pazartesi

Elin Oğlu Nasıl da Fotojenik!


Gün geçmiyor ki Nike elin güzelim futbolcularını kamera karşısına geçirmesin.
Geçmiş zamanın görüntüleri elbet. Lakin her daim çarpıcı..









20 Ocak 2012 Cuma

Bir van Gaal


Dutch Book Week için hazırlanan ilanlar arasında bir Louis van Gaal gördüm sanki.

Concept: Markus Ravenhorst, Maarten Reynen

Artwork: Souverein

18 Ocak 2012 Çarşamba

17 Ocak 2012 Salı

Efsane vs. "Şehir Efsanesi"



Efsane'nin adına yakıştı!


Dün akşam Fenerbahçe, Efsane'yi efsanevi bir biçimde uğurladı. Skorda değildi gözüm, ortaya konan oyundaydı. "Alex'in yokluğu" konulu sohbetlere mahal vermeyecek bir performans sergileyen takım yine gole kadar tıkır tıkırdı. Gole kadar..

Sezonluk resitalini tek geceye, Konya Torku Şekerspor'a karşı sergileyen "Anri", elinden gelenin artık sahiden en iyisi olduğuna inandığım o tanımlanamaz oyununu izletti sağ olsun.

Serzenişte bulunmayacağım. Dün akşam Türkiye'nin her yerinden yollara düşen güzel tribünün güzel insanları, Stoch, Caner, Baroni, Mehmet.. Her biri birbirinden büyüleyiciydi.

Maçı 87'de izlemeyi bırakmak zorunda kalan ben de saatlerce maçın berabere bittiğini zannedereki kişisel tarihime enteresan bir anektod düşmüş oldum. Gecenin bir yarısı galip geldiğimiz haberini alıp kendimden geçtim.. Enfes.



Altaylı'dan Ünal Aysal tespitleri


Sene çok uzak değil, 2006. Altaylı'nın kaleminden zehir zemberek açıklamalar dökülüyor. Ünal Aysal'ın nasıl da karşısında olduğunu yazıyor Fatih Bey. Fatih Bey bugün nasıllar?


G.Saray bu parayla kurtulmasın daha iyi!

Bir süredir spor kamuoyunda bir isim dolaşıyor: Ünal Aysal

Galatasaray'ı kurtaracak adam olarak kendini gösteriyor. Bir grup G.Saraylı da onun peşine takılmış gidiyor. Gelin size bir de ben bu

"Kurtarıcı Ünal Aysal"ı anlatayım.

Aysal'ı G.Saray Kulübü'ne sokan benim. Kendisi bana Mehmet Ali Birand tarafından getirildi ve "Belçika'da yaşayan bir G.Saraylı. G.Saray Adası'nı kiralamak istiyor" diye takdim edildi.

Ben de G.Saray'ın bütün mal varlıklarını gelire çevirmek isteyen bir yönetici olarak kendisiyle görüştüm. Yönetimdeki arkadaşlarıma tanıştırdım. G.Saray'la ilgili pek çok projemizi kendisiyle paylaştık. Adanın kiralanmasına, stat yapımına ve daha pek çok projeye talip oldu.

Sonra bir gün devletin çok üst kademelerinden birisi beni uyardı:

"Ünal Aysal, sizin G.Saray anlayışınıza uymaz. Siz G.Saray'ı hep temiz tuttunuz. Devletle iş yapan, devletten ihale alan kimseyi bu kulüpten nemalandırmadınız. Ünal Bey size yakışmaz" dedi.

Ve bir rapor gönderdi. Burada Ünal Aysal'ın devlete "süper pahalı fiyatla" enerji sattığı belgeleniyordu. Ereğli'deki bir doğalgaz santralinin sahibiydi ve bu santral Türkiye'ye kilovat saati 12 cent civarında bir fiyatla enerji satarak "Türkiye rekoru kırıyordu."

Durumu Aysal'a sordum. "Evet ama istiyorlarsa santrali devlete satarım" dedi.

Ancak santral için belirlediği fiyat da normalin kat be kat üzerindeydi.

Bunun üzerine G.Saraylı dostlarımı Ünal Aysal konusunda uyarmaya başladım.

Ancak o bir kere G.Saray'a elini sokmuştu. Eski Başkan Mehmet Cansun'la ortak bir şirket kurdu (Cansun'un başkanlık dönemi bittikten sonra). Bu arada kulüp parasızlıktan kıvranıyordu. Ünal Aysal da "İyi G.Saraylı rolünde" finansörlük yapıyordu. Ama elindeki G.Saray hisseleri zaten Aysal'ın riskini sıfırlıyordu. Üstelik de kulübe verdiği her kuruş için sayfalarca sözleşme imzalatıyordu.

Aysal, G.Saray sayesinde büyük bir tanınmışlık elde ediyor, herkes tarafından saygın işadamı, G.Saray'ı kurtaracak para babası olarak görülüyordu.

Ama kimse o paranın Türkiye halkına pahalı enerji satarak kazanıldığıyla ilgilenmiyordu.

Ünal Aysal'n Ünimar şirketinin Türkiye'ye şimdiye kadar 465 milyon dolar zarar verdiğini gösteren Sayıştay raporu gazete sayfalarında yer bulamazken, Aysal'ın sportif yönü ortaya atılıyordu.

Ben Hürriyet'te olduğum dönemden başlayarak Ünal Aysal'a karşı tavır almaya başladım. Hâlâ devam ediyorum.

O şimdi Sabah gazetesini suçluyor. Suçlayabilir. Ama ben G.Saray'ı yönetecek kişilerin, G.Saray'ı basamak olarak kullanmalarına karşı olduğum için bunları yazmaya devam edeceğim.

İster beğensin ister beğenmesin.


14 Ocak 2012 Cumartesi

Sana Söz..



Bir şehrin ara sokağında yürüyordum. Saat akşam olmuş, günden kalan bir dolu cümle zihnimde. Kalabalıkların oturduğu bir yere takıldı gözüm, sola döndü başım. Yürüyordum. Durdum. Birkaç adım geriye bastı ayaklarım. "Kırmızı son dakika alt bantları" başka anlamlar ifade ediyordu aylardır. Gözaltılar, tutuklamalar, basın açıklamaları.. "Yine ne oldu" derken bir hastane önü, bir de "Şeytan" gördüm. Kaldım öyle o kalabalığın önünde. Onlar çaylarını içiyordu, ben göz tuzumu..

Adı anıldı mı, ben o şanı büyük marşı söylediğimde sıra ona geldi mi titrerdi içim. Çocukluğumdan beri.. Hem de "tanıdık olmayan ismi"nin anlamını sorgulamadan, hayasız bir art niyetle "kim"liğini deşmeden..

Yaşım büyüdü, bildim. Okudum, gördüm. İçindeki büyük Fenerbahçe'yi sevdim, daha çok da insanlığını.. Ben büyüdükçe, o da büyüdü içimde. Hele ki zor zamanlarda, varlığına tekrar tekrar şükrettim.

Geçtiğimiz bahar FBloggers'tan bizim çocuklar ziyaret ettiler onu.
Ben gidemedim.

Onların ziyaretinden sonra, bu bahar dizinin dibinde oturmak hayali vardı aklımda yalnız. İçimi titreten adını, gölgesinin altında içimden seslendirmek defa defa..

Bizim "baharlar gelecek" demememiz gerçek, o baharlar gelecek de, bizim, benim düşlediğim "onun gölgesinde bir bahar günü hayalim" şimdilik hayal olarak kalacak..

Sözümüz baki ve aleni; tıpkı Büyük Lefter Küçükandonyadis'le bir büyüttüğümüz aşkımız gibi. Bir gün, elimde sarı çiçekler, üzerimde lacivertler öpeceğim ellerinden.

Sana söz Büyük Kaptan, o bahar bir gün gelecek.

9 Ocak 2012 Pazartesi

Sanatkar "Sağaçık"...



Müthiş bir sporcu idim. İyi kürek çektiim için sürekli kürek çekme yarışlarına iştirak ederdim. Hayli zaman futbol da oynamışımdır. Fenerbahçeli olduğum için, tabii kendi kulübümün takımları arasında idim. Üçüncü takımdan başlayarak birinci takıma kadar çıktım. "Sağaçık" oynardım. Ve arkadaşlarımın söylediklerine göre hatırı sayılır bir oyuncu idim.*

Bu sözler Türk Klasik Müziği'nin en önemli isimlerinden birine ait. 1900'de dünyaya gözlerini açan, 81 yaşında aramızdan ayrılan, ardında yüzlerce plak ve konser, birbirinden kıymetli birçok anı bırakan Münir Nurettin Selçuk.

Fenerbahçeli olmanın hazzını bir daha yaşatan Münir Nurettin...


*Baki Kalan Bu Kubbede, Sermet Sami Uysal, Timaş Yayınları

6 Ocak 2012 Cuma

FBloggers "58. Madde Değişmesin" Diyor!


3 Temmuz'dan beri yaşanan sürecin ilk anından bu yana Fenerbahçe taraftarının büyük çoğunluğu gibi "bir şey varsa düşelim" tavrını 'FBloggers' oluşumu olarak da benimsedik. Son günlerde kamuoyunda, soruşturmanın kulüpleri ilgilendiren sonuçlarını belirleyecek olan TFF Disiplin Talimatnamesi'nin 58. maddesinde değişiklik yapılması ile ilgili bir algı yaratılmıştır. Söz konusu maddenin içerik bakımından ele alındığında iddianamedeki suçlamalar baz alınırsa sadece Fenerbahçe'ye değil, adı geçen diğer kulüplere de cezai yaptırımları olacağı aşikardır. Kamuoyunda oluşturulan bu değişim algısı ve akabinde TFF tarafından Genel Kurul kararı alınması neticesinde -her ne kadar önem verilmese de- konunun en önemli muhatabı olarak biz Fenerbahçeliler de düşüncelerimizi belirtmek isteriz.

(Sürecin ilk gününden bu yana Fenerbahçe taraftarının büyük çoğunluğu gibi biz 'FBloggers" olarak da her şartta kulübümüzün yanında durduk. Kulübümüze yönelik yürütülen linç kampanyasına karşı durduk. Haksızlıklara, hukuksuzluklara karşı takımımızın sahada akıttığı alın terine sahip çıkmak için Topuk Yaylası'na, Bağdat Caddesi'ne, Taksim'e koştuk. Moda'yı fenerlerle ışıldattık, Uzunçayır'da biber gazı yedik. Kulübümüze maddi destek sağlamak uğruna Fenerbahçe Kart'a, Feneriumlara koştuk.)

Biz "FBloggers" oluşumu olarak Fenerbahçemizin geçen seneki şampiyonluğunun tamamen hocamız ve futbolcularımızın emeği ve alın teri ile kazanıldığına sonuna kadar inanıyoruz. Sahadaki mücadeleden, Alex'in hırsından, Guiza'nın gözyaşlarından, Stoch'un o içten çabasından, Gökhan'ın arzusundan, Aykut Kocaman'ın alın terinden zerre kuşkumuz yok. Adil bir yargılama neticesinde Fenerbahçemizin ve yöneticilerimizin bu süreçten aklanacağı beklentisi ve umudunu taşıyoruz. Ancak soruşturma süreci boyunca kulübümüze yönelik haksızlıklara nasıl isyan edip karşısında dimdik durdu isek, soruşturmanın sonucunda beklentilerimizin aksine Fenerbahçemizin yöneticileri vasıtasıyla hukuksuz işlere bulaştığına kanaat getirilirse mevcut yaptırımların uygulanması beklentisi içerisindeyiz. Şunun bilinmesi isteriz ki "halkın takımı" olarak addedilen bir camianın mensupları olarak biz Fenerbahçelilerin haksızlıkların, hukuksuzlukların yanında olmamız mümkün olamaz.

Fenerbahçe Yönetim Kurulu, kulübün soruşturmadan aklanarak çıkacağına inanıyorsa bu süreci lekeleyecek, kafa karıştıracak çabalara ortak olmaktan kaçınmalıdır. Disiplin talimatnamesinin 58. maddesi adil bir yargılanma sonucunda harfiyen uygulanmalı ve Fenerbahçe suçlu bulunursa küme düşürülmelidir.

Saygılarımızla...
FBloggers

5 Ocak 2012 Perşembe

"Ben bilmem, beyim bilir.."


Milliyet’te Mehmet Tezkan, köşesinin bir “köşesini” Hakan Şükür ve onun ekran tutkusuna ayırmış. “Bir milletvekili” olarak karşısına almış, yazmış..


Dün de, Mehmet Tezkan’ın sözlerinden çok daha büyüklerini Koala yazmıştı. Okumadan geçmeyin...


Mesele başka!

Mesele Hakan Şükür değil..

Eski futbolcu, taze milletvekili Hakan Şükür Lig TV’de yorumculuğa başladı ya..

TRT’deydi.. Şahane para alıyordu, milletin vekili olmak için bıraktı..

İkisi bir arada olmazdı, olmamalıydı..

Yorumculuğu önceki gün geri döndü, dün de ekrandaydı..

(Genel Kurul saatinde, 357 sayılı KHK görüşülürken, Şükür, Ordu- Fenerbahçe maçını izliyordu)

Dün görmüşsünüzdür.. Bu duruma karşı çıktım..

Niye mi?

Çünkü milletvekilliğini ikinci iş, ek iş haline getiriyordu..

Değerini düşürüyordu.. Değersizleştiriyordu..

Futbol yorumculuğunu milletvekilliğinin önüne koyuyordu.. Dünkü yazımda, madem bu kadar meraklıydın Meclis’te ne işin vardı dedim..

Okurlardan haklısın diyen de oldu, canım ne var bunda diyen de.. Art niyet arayan da..

*

Şunu söyleyeyim, mesele Hakan Şükür meselesi değil.. Bir milletvekilinin Genel Kurul saatinde başka yerde çalışma meselesi..

Özel sektörden ücret alma meselesi..

*

Bu konuda çarpıcı örnek var..

Yıl 2004.. CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce taze milletvekilidir.. Öğrenir ki Çankaya Balgat’taki Ömer Seyfettin Lisesi’nde Fizik dersleri boş geçmektedir.. İnce, eski Fizik öğretmenidir.. Şöyle düşünür.. Meclis saat 15.00’te çalışmaya başlıyor.. Sabahtan okula gidip ders veririm, öğlenden sonra da Meclis’e gelirim..

Vekilliğin dışında kamuda görev yapacağı için Anayasa’ya göre Meclis’ten izin alması gerekir..

Dilekçe yazar.. Ücret almadan ders vermeye talibim der..

Dönemin Meclis Başkanı Bülent Arınç karşı çıkar..

Şahane bir cevapla İnce’nin talebini reddeder..

Der ki: Öğretmen atamaları Milli Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.. Yani yürütme organının.. Bağımsızlığını korumak durumunda olan milletvekili, ücretsiz de olsa yürütme organının emrine giremez..

*

Meclis bu kadar hassas.. Hassas da ücretsiz öğretmenliğe bile izin vermezken, ücretli yorumculuğa nasıl ses çıkarmıyor anlamış değilim!..

*

Hakan Şükür’e birkaç sorum var..

Meclis’e ücret aldığı kurumu ilgilendiren bi düzenleme gelirse ne yapacak?

Yorum yaptığı kulüpler, futbolcular için bir karar alınması gerekirse?

Gündemde şike mevzuu var..

Üç gün sonra belki de bazı kulüplerin puanı silinecek, bazıları küme düşürülecek, bilemiyoruz..

Bu konuda ne diyecek?

Koskoca yorumcu ekranda, bana sormayın büyüklerim bilir diyemez herhalde.

(Gırgır yapmıyorum.. Hakan Şükür böyle dedi valla.. Şike olayları patlayınca futbolun içini en iyi bilen milletvekili olarak mikrofon tutuldu; ‘Ben bilmem büyüklerim bilir’ dedi)

*

Demem şudur..

Milletvekilinin aynı zamanda özel sektörde çalışması, para alması sakattır..

Benim bu bakışıma..

Bülent Arınç ne der acaba!