9 Ağustos 2012 Perşembe

Bir Tatlı Huzur...



Günler günlerdir burada bir sessizlik halindeyim. Baktım konuşmak kar etmiyor, susmayı seçtim. Çünkü dünya eskisi gibi bir yer değil. 

Aylarca içimizde yanan ateş için sokaklara döküldük, çığlık çığlık arşınladık şehri, şehrin dört bir yanını. Kendi davamıza inanmaktan daha fazlasını yaptık. Yaptık, biz gördük, biz mutlu olduk varış noktamızda. Yanımızda bizden başka kimse yoktu. Çünkü dünya eskisi gibi bir yer değildi. 

Futbol, şimdi birilerinin söylediği o 6 harfli aşk olmaktan çok daha fazlasıyken, sadece tuttuğumuz takımın ebedi aşkı olarak kaldı elimizde. Küflendi, paslandı.. Hayatlarımızın en coşkun anları eksildi, tüm kirli eller sayesinde. Yine de biraz inattan, biraz aşktan –ki ikisi asla birbirinden ayrı düşünülemez- yine o kutsal mekana bizi bir yıl daha “madden” bağlayacak kağıdı imzalayıp Okul Açık’ta yerimizi aldık. İnadımız aşkımızdandı, aşkımız ise zamansız ve mekansız.. 

Her yılın ilk resmi mücadelesi biraz fazla heyecanlı başlıyor, hem de iki gün önceden. Hangi formayı giysem, hangi yoldan gitsem, maçtan önce ne yapsam, kimleri görsem, ne içsem.. Sorularıyla birlikte gelen günler geçmek bilmiyor, saatler tıkalı. An geliyor, turnikeler dönüyor. Dilde bir “şükürler olsun”.. 

O gün de öyle bir gündü, bir farkla. O gün, belki de ilk defa kendimden, takımımdan çok düşündüğüm biri vardı. Aylar sonra o havayı soluyan, babasının elinden tutup ilk maçına giden bir çocuk heyecanıyla tribünde yerini alan, biraz ne yapacağını, yolunu yordamını unutmuş, tüm bunların üzerine yorgunluğunu ve binlerce insanın özlem dolu bakışını koymuş biri.. Atkısını sallarken gözlerimden akan yaşla yanaklarım serinledi. 

Derken ilk düdük çaldı, o güne kadar kendimizi adını bilmek zorunda hissetmediğimiz bir takım sahaya çıktı. Karşısındaki çubuklununsa anlaşılması güç seyri yolun sonunu karartıyordu. Maç boyunca tek bir takım izledik, o da o adını bilmek zorunda hissetmediğimiz takımdan başkası değildi. Saçlar başlar yine yolundu, yine çatlak sesler Hoca’ya haddini bilmez sözler savurdu.. Sıradan bir Fenerbahçe maçı gerginliği içinde, bu defa biraz da sinirlendiren bir oyunla takım beraberliği tabelaya yazdırdı. 

Aklımda o yorgun adam vardı, atkısını sallarkenki coşkusu bu sonucu hak etmiyordu. Gün döndü, haftalar geçti. Beklediğimiz Fenerbahçe bugün yarın “olacak” inancı büyüdü. Krasic ve Yobo transferleri ile o inanç daha da güçlendi. 


Rövanş geldi çattı. Sancılı bir oyun başladı yeniden, bu defa beraberlikle başladı desek yeridir tabii.. Önce Volkan, sonra Kuyt çıktı sahneye.. İlk maçta isteğini, sanki ilk kez büyük bir takımda oynarmışçasına ortaya koyduğu hevesini, heyecanını bu defa gole çevirdi Koca Adam. Güzel günlerin sinyalini verdi. Takımsa henüz kıvamını bulmuş değil. Özellikle orta saha gafletleri ve yan top katliamları insanı kendinden geçiriyor. “Olmayacak”lar “olacak”a dönüyor yeniden.. 

O yorgun adam gülüyor. 
Tribünde taraftar gülüyor. 
Çünkü hepsi biliyor, değişen dünyaya ve kirli adamlara en güzel yanıtı, kalecinin uzanamadığı köşeye atılan goller veriyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder