31 Aralık 2011 Cumartesi

Nice Sarı Laci Yıllara...


Bu gece ne çok isterdim Kaan çocuk uyusun babasının koynunda.. Batu kadeh kaldırsın yeni yılın şerefine, babasıyla..

Hepimizin gülüşü yarına inancından, yeni zamanlara inancından, bir aşka inancından sabit. Ama gülüşlerimizin bir kıyısına iniyor göz tuzlarımız, artık bazen istemsiz, apansız..

Yeni günler, kişisel tarihimizde de derin izler bırakan günleri unutturacak güzelliklere gebe olsun.

Zaman anlamsız.. Bu gezegen durdukça büyüyor aşkımız.. Büyütün onu!

Yüzümüz apak, nice yıllara..

24 Aralık 2011 Cumartesi

Bir Haber Daha...

Son zamanlarda iddianame ve tayfasının yankıları alıp yürürken, her medya kuruluşu da mevzu hakkında habercilik görevini "öyle-böyle" ifa ediyor. Kimi sahiden yanlı, taraflı altmetin ve mesajlar kullanmayı ödev bilir, dert etmezken, kimileri de hassasiyetini, her şeye rağmen korumaya devam ediyor, onuruyla.

Süreçten belki de haddinden fazla etkilenen bir Fenerbahçeli olarak artık bazı şeylerin beni sahiden yıprattığını görüyorum bu günlerde. Tapeler, tapeleri okuma biçimleri, delil isimli zırvalar... Bir tahammül noktam olduğunu fark ettim son birkaç gündür ve bir karara vardım, onu da paylaşmak isterim. Nasıl ki başlangıcını duyurduysam, nihayetini de duyurmak gerekiyor diyerek...

Bundan yaklaşık bir yıl kadar önce çok sevdiğim bir abim sayesinde tanışıp fırsat buldukça Fenerbahçe hakkında yazmaya başladığım Medyaspor.com'da bundan sonra yazılarımla yer almayacağımı bildirmek isterim.

Kararımın ardından Medyaspor ailesinin güzel üyeleriyle de konuştum, anlattım meramımı. Anladılar sağ olsunlar, dostluk baki. Lakin kimi bıçaklar, kemiğe dayanmaktan fazlasını yapıyor bazen.

Ceza Sahasının Dışı, var oldukça bana, bize ses olmaya devam edecek.
Kim bilir belki bir gün, başka yerlerde, başka objektif sesler, görüşlerle çokça yazıp söyleyeceğiz neler neler!

Bilginize.


19 Aralık 2011 Pazartesi

"Çok yaktılar canımızı.."

Dün bizimkilerle buluşmak üzere Göztepe'de yürüyorum. Maç öncesi buluşulacak, yemekler yenecek, alkol faslı.. Montumun üzerinde atkım var, en sarı lacivert yanım o dışarıdan bakıldığında. Kaldırımda yolumu bir amca kesiyor. 60'larını devirmiş, saçları bembeyaz, aksak yürüyen bir amca. "Kızım akşam maç 7'de değil mi?" diye soruyor. "Evet 7'de" diyorum. "Benim kombinem var aslında, bugün toruna verdim, o arkadaşlarıyla gidecek" diyor, biraz konuşmaya ihtiyacı var belli ki, ekliyor "atkını görünce sana sorayım dedim".. "Ne iyi etmişsiniz diyorum, siz gidemiyorsanız, biletinizi vermeniz iyi olmuş".. "Biz hepimiz böyleyiz, kalabalık bir ekip izliyoruz maçı, yaşlı bir ekip!" diyor gülerek. Konuşmaya devam ediyoruz. Nihayet "çok yaktılar canımızı" derken gözleri nemleniyor. Babamdan büyük adam, İstanbul'un Göztepe'sinde, torunu yaşındaki kızın karşısında ağlıyor. Kız durabilir mi? O da bırakıyor birkaç damla gözünden, haksızlıklardan, adaletsizliklerden bahsederken.

Az önce iki yabancı olan iki farklı jenerasyonun insanı, bir atkının marifeti ve iki rengin aşkıyla tokalaşıyor, ağlaşıyor ulu orta!

Yaşamayan bilmez.. Hissetmeyen anlamaz..