28 Ekim 2011 Cuma

"O değil de..."



"Şayet şu an ruhumu teslim etseydim gözüm asla arkada kalmazdı." Daha maçın başında yaşananlardan sonra, yalnız bunu söyleyebiliyordum ben.

Son dakika gollerini seven futbol “idarecileri” var. Onlar idareci, yönetici filan değiller, kandırmayalım birbirimizi. Zira gün içinde 46 mercinin kararı 47 defa değişmemeli gerçekten yönetiliyorlarsa o oluşumlar. Ama bizde öyle olmuyor. Ne yazmıştık maçtan bir gün önce okunsun. "Sizi stada almayacağız, boşuna gelmeyin" diyen kulüp yöneticilerinden, il güvenlikçilerinden geçilmiyordu ortalık. Biletixçiler paraları iade derdine düşeyazmışken bir anda ortalık altüst oldu tekrar. Bu defa "gelin" dediler. Zira biliyorlardı ki gelecekleri varsa görecekleri de vardı. Öyle sanıyorlardı..

Alınan bu “gelmeyin” kararıyla “Çarşı’ya gelin o zaman” diyen Beşiktaş taraftarı sözde “yekvücut” olacaktı bu idarecilere karşı bizlerle. Ne güzel hayaller.. Halbuki biz birkaç ay önce, Trabzonspor’un geçen yılki(!) şampiyonluğunu kutlayan, bu sırada kupasını iade edip ne hikmetse UEFA yoluna çıkmaktan gocunmayan bir garip camia izliyorduk. Velhasıl onların da “idarecileri” vardı ve çıkmıyordu sesleri sandıkları kadar yüksek perdeden..

Ha batırmam mı çuvaldızı bize? Elbette batırırım. Benim de sezon başında “dekoder satışına çıkmış”, dün akşam gördüğü Spor’a Bakan’ın yanında iki büklüm duran “idarecilerim” vardı zira, elbette batırırım.

Önce “güvenlikçilerin” aldığı kararı “ne alakası var yea” diyerek bozan Bakan göründü ekranda. Sonra da çığ gibi büyüdü, kapıda biletli taraftarı canından bezdiren polisin tutumuna ve tur atmaktan aciz turnikelere olan isyan. Oraya kadar gelinmişti, içeri mi girilmeyecekti yani..

Maç başladı. Başladı başlamasına da “Bağımsız” Türk Futbol Tarihi kitabı yazılacaktıysa bir gün, o kitabın en es geçilmemesi gereken başlıklarından biri henüz yaşanmamıştı.

Akın akın giriyordu İnönü’ye Fenerbahçe taraftarı.. Nasıl coşkulu, nasıl inançlı, yürekliydi öyle, gözleri alev alev.. Aylardır süregelen eziyete inen bir tokattı attıkları her adım sanki. On'lar, yüz'ler değil, adeta milyonlardı kapıları kıran. Sahaya karışmaya çalışmadılar (ki severiz bunu).. Paşalar gibi çıktılar ait oldukları yere, İnönü’nün misafir takım taraftarının ağırlandığı tribüne.. Biz buradayız dediler. İnatla. Temmuz’dan bu yana, birileri biraz olsun hala çekingen duruyorsa, işte bu vücut bulmuş inattandı çekinmeleri.. Kimsenin çomağıyla değil, kendi dimağıyla bir araya gelen, bütünleşen, bir olan kalabalıktı onları korkutan, Fenerbahçe kimliği altında. 

Bizi “çağıran Çarşı” geldiğimizde pek güzel ağırlamadı. Maçtan önce gel diyenler, “oraya geliriz ananızı sikeriz” demeye başladılar, hep bir ağızdan.. Biz bu yanar döner halleri, ne gariptir ki(!) hep görüyorduk bu memlekette.
Şimdi stada “cebren ve hileyle” giren Fenerbahçe taraftarını örnek gösterip maç öncesinde uygulamaya soktukları, sokup da çıkardıkları kararın haklılığından dem vuracaklar bir sonraki derbide. Bu maçta, daha fazla katletmelerine izin vermediğimiz “futbolun ruhunu”, bir sonraki derbide yine deşecek salyalı idareciler. Hala varsa şayet, evlerimizdeki dekoderler vasıtasıyla izleyeceğiz biz de olan biteni..
Maçtan bahsettim ama maçtan hiç bahsetmedim görüldüğü üzere.
Uyuyan dev uyandı tabiri caizse. Son üç maçtır üzerine ölü toprağı serpilen takım, en çok yakındığım duruşundan uzaktı. Rakibinin oynamasına izin vermeden, elinden geldiğince, canını dişine takarak sahadaydı.. Beşiktaş da, özellikle es geçilmeyecek ilk golü ve devamındaki isteğiyle, uzun zamandır izlemediğimiz lezzette bir oyun izlememize vesile oldu. Futbolun içine itinayla tükürülen bir yerde de daha fazlasını tartışmanın manası yok..

Dün geceden beri bir söz var dilimde.. 
Bir 15 yıl da götürür beni..
“O değil de Cristian’ın golü..”


Kendime not: O atkıların neden can havliyle atıldığını biliyoruz da konuşmuyoruz öyle değil mi? Canımsın^^

26 Ekim 2011 Çarşamba

Rekabet Çirkin Bir Sözcüktür...

Alınan karar mide bulandırıcı.. Ha gündemde yeterince mide bulandırıcı başlık yok muydu? Şüphesiz vardı. Ama biz onlara “çekin ellerinizi şu oyundan” dedikçe onlar her geçen gün başka bir mikserle geldiler üzerimize. Bugünün konusu, ülkenin karanlık gündemini biraz olsun yırtmaya, o yırtıktan da kendimizi kurtarmaya, hiç değilse hafızaları bulandırmaya çalışacağımız “derbi deplasman tribünlerinin boşaltılması”. Oh yeah..

Önce güzide kulüplerimiz, tertemiz ellerin başlattığı bir operasyona yaslanıp ilmek ilmek ördükleri yasalarında revize talep ettiler. Üzerine bir de adi şikenin suçtan sayılmaması gerektiğini eklediler. Onların adalet ve hukuk algısına göre, yarın öbür gün adi suçların hiçbirine ceza verilmeyebilirdi mesela, buradan hareket edecek olsaydık hırsızlığa ceza verilmemesi noktasına varabilirdik, zira başka türlüsüydü hırsızlığın, şikenin ta kendisi! Ama ne oldu, yan bastıklarını anlayanlar geri adım attılar. Ayak oyunlarını muhteşem bir çeviklikle becerseler de biz fark ettik hileyi. Lakin fark ettiğimizle kaldık..

Şimdiyse elimizde "çoğu gidip azı kalan", reklamlar üzerinden "zorla konuşturulmaya çalışılan" futbolun, en büyük heyecanlarından birini daha söküp almaya kalkıştılar. Derbi dediğimiz şeyin ruhunu canından çekmeye meylettiler. Hem de ne zaman.. Nasıl bir zamanlamayla..

Geldiğimiz noktada, bu yaz itibariyle bir futbol federasyonundan çok "elle ve mümkünse bulunduğu mevkiiden topu uzağa fırlatarak oynanan toplu sporlar federasyonu"na dönen, “ben yapmadım, ben görmedim, ben söylemedimci” yapıdan gelen açıklamayla, yarınki Beşiktaş - Fenerbahçe maçına Fenerbahçeli taraftarın “alınmamasına” karar verildiği ancak bu kararı da İl Güvenlik Kurulu'nun aldığı ifade edildi. “Biz değil, onlar dedi” dediler.. İstanbul’un tüm derbileri için aynı karara varılmış olduğunun da altı çizildi. “Biz çizmedik, onlar çizdiler”..

Kendi sesinden başka sese tahammül edemeyen yöneticilerin olduğu bir yerde cemaatin dışkılamasından daha doğal ne olabilirdi?

Tribünde başka ses olmasın” demekti bir yerde, bu “anneden daha şefkatli güvenlikçi” karar. “Sen git evinde konuş, öbürü gitsin evinde konuşsun” demekti. Farklı takımları destekleyen Ahmet ve Ayşe çiftinden evsahibi olan lütfen yarın akşam eşini eve almasındı.. Beşiktaşlı baba, Fenerbahçeli kızına “git teyzenlerde kal bu akşam” desindi oldu olacak.. Şaka yapmaya mecalim yok görüldüğü üzere..

Yarın Beşiktaş ve Fenerbahçe taraftarı santrayla beraber omuz omuza yapsa ne olur, yapmasa ne olur bu saatten sonra? Dayanışsa ya da çatışsa ne olur?

Futbolu seven halklar aynı dili bir sahada konuşur.

Onlar konuşur da sizin sığ zihinleriniz ne kadarını alır?

“Öteki” deyip de on yıllarca “başka”laştırdığınız insanlar tribünde bir araya gelir, uyursunuz. Ermenisi, Yahudisi, Müslümanı tribünde aynı renge bürünür bu memlekette, Kürdü, Lazı, Çerkezi aynı besteyi söyler, ne kadarını görür kör gözleriniz, ne kadarını işitir sağır kulaklarınız?

Toplumsal acılara da sevinçlere de aynı alkışı tutar farklı renkler bir stada doldu mu, bir caddeyi doldurdu mu aynı sloganı haykırır, sallar koltuğunuzu yahut kabartır bir biçimde.. Ama siz, her daim olduğu gibi bir “aşk” uğruna bir araya gelen insanların “şiddetinden” korkarsınız.. Halbuki bilmezsiniz, o aşktır onları hem diri hem de bir arada tutan.. Uzaktan bakıldıklarında başka renklerde görünen adamların, aynı çatı altında bulunma aşkıdır onları bazen bir koca yıl boyunca canlı tutan, bilmezsiniz.

Rekabet çirkin bir sözcüktür lugatlarınızda, zira siz ancak kirlisini bilirsiniz onun.. Sonra da çıkar, tarumar edersiniz ortalığı..

Aradığınız tekseslilik bir gün gelir sizi vurur hanımlar beyler, fark etmezsiniz.

24 Ekim 2011 Pazartesi

Tatsız Tuzsuz




Terörle başlayan hafta depremle bitti. Tadımız tuzumuz yok.. Aklımız, bu ülkenin sağduyulu insanlarının sağduyularını kaybetmemelerinden önce canlarını kaybetmemelerinde, duamız bu. Öte yandan yürümeye devam ediyoruz, hayat akıyor. Biz de dün akan hayatın sarı lacivert kıyısındaydık. FBloggers'la Kadıköy'deydik..

Geçtiğimiz hafta MİY karşısında beklediğimizi veremeyen Fenerbahçe, ev sahibi olmanın avantajını da kullanarak ligin tazesi Samsunspor'u geçer, galip gelir ümidindeydim şahsen. Ama beklediğim ne varsa olmadı bu maçta. Ta en başından, saygı duruşundan başlayarak hem de..


Takımlar maç öncesi sahaya pankartlarla çıktılar. Fenerbahçeli futbolcular siyah "t-shirt"lerinde şehit erlerin isimleri ve siyah pankartlarıyla, Samsunsporlularsa "Şehitlerimizin Kabri Bizlerin Kalbi" pankartıyla.. Her iki takım da alkışlandı. Lakin biri yuhalandı bu hareketin sonunda. Zira Samsunlu oyuncular, ellerinde getirdikleri bu anlamlı pankartı yerde öylece bırakarak uzaklaştılar. Hassasiyetin tavan yaptığı bir dakikada olmayacak işti. Ne yapmaya kalkışıyorsak elimize yüzümüze itinayla bulaştırıyorduk böyle..


Sonra şehitlerin bir bir isimleri okundu.. "Burada!" nidaları çınladı isimlerinden sonra, gözler ıslandı. Canımız yanıyordu çünkü, bu memleketin kirli oyunlar uğruna can veren insanları için, bir oyunun başlangıcında..

Bir türlü üstesinden gelemediğimiz saygı duruşuna geldi sıra.. Derin bir acının derin sessizliği olurdu hep. Derin sessizliklerle anılırdı yiten canlar. Fakat biz her daim "isyan" etmeyi sevdik acıya. Toplumsal reflekslerimiz böyleydi bizim. Çünkü bizim toplumsal reflekslerimiz, insanın 3 ila 6 yaşı arasında verdiği tepkilere benziyordu. Bir üzüntüye kim daha çok ağlar, bir sevince kim daha çok güler ona bakıyor, insanları tepkileriyle yargılıyor, bir de üzerine bu "en"leri yarıştırıyorduk.. Gürültücüydük bu yüzden. Gürültülüydük.

Dün Kadıköy'de saygı duruşu sırasında ismini vermek istemediğim ama pek çoklarının tahmin edebileceği bir grup tekbir sesleriyle çınlattı ortalığı.. İçinde bulunduğumuz hal en "din çatışmasının dışında tutulması gereken" iken.. Bölünmüşlüğümüzü daha da bölmeye kalkışmamak için.. Tribünün "besili horozları" kimler görmemize vesile oldular dün.. Dün Kadıköy'de biz de bölündük..

Benim inandığım, bu toprağın üzerinde nefes alan her kimsenin, dinine, diline, kökenine bakmadan "bir" yaşayabilmesi.. Söylediğiniz "Allah birdir, en büyüktür" gibi tıpkı, öyle mutlak bir arzu bu söylediğim. Fakat sizin yaptığınız ötekileştirmek diğerlerini.. Sözde "yad ettiğiniz" insanların anısına saygısızlık, başka şey değil..

Zaten alt üst zihinlerimiz, ruhumuzla boğuşurken maç başladı sonra. Biz öyleydik tribünde, sahada da adamlar öyleydi.. Maç sonunda söylediğim tek bir şey vardı bir dosta, "aklında kalan bir pozisyon var mı senin?" Yok. Çünkü dün belki bu karmaşık hallerimizden, belki gerçekten beceriksizlik ve şanssızlığımızdan "hiç yaşanmasa da olur" bir maç izledik.. O kötüydü, bu iyiydi değil. Dün takım hem fizik hem de mental olarak yoktu sahada.. Israrla atak öncesi top durdurmalar, vazgeçilmezmişçesine yapılan "yan toplar", her biri garip halimizin özetiydi. Sanki kimse gol atmak istemedi, atmaya mecali yoktu filan..

Sezon başından beri rakip önemsiz, bu takım sahada adaletsizliğin, hukuksuzluğun karşısında oynuyor deyip duruyorum. Dün, öyle bir direnç de yoktu.. Ne yazık ki.

Perşembe günkü Beşiktaş maçı öncesinde olumlu görünmüyor iki haftalık seyir.
Bir de Dia'nın kaybı, yok yere..

Temennim sabit. Bu Perşembe Beşiktaş'ın karşısına çıkma Fenerbahçe, Beşiktaş'ı görme.
Senin çarpışman hukuksuzluk, adaletsizlikle.. Bunlar yanında Samsunspor da Beşiktaş da hiç.

19 Ekim 2011 Çarşamba

Sözlüklerinizin Ucuz "Vatan Hainleri"


Bugün canım yandı, sabahtan beri gazetelerin internet sitelerini gözlerim ıslak tarıyorum. Arada bir fotoğrafa rastlıyorum, Trabzonspor'un CSKA deplasmanındaki tribünlerinden bir görünüm.. Fenerbahçe formalarıyla o tribünlerde yerini alan renktaşlar, boyunlarında, ellerinde CSKA atkıları..

Biliyorum herkesin canı başka sıkkın, hatta şu fotoğrafı görecek gözümüz yok belki.. Fakat bu fotoğraf üzerine gelen yorumları görecek, okuyacak gözüm hala var ne yazık ki. Vatan haini ilan edilen adamlar zira yukarıda gördükleriniz kimilerince..

Ki o "kimileri" dönem dönem havalimanlarında "ecnebi" takımlarını coşkuyla karşılamış, uğurlamış olanlar.. Yine o "kimileri" benzer halleri bilmem kaç kez sergilemiş olanlar, tıpkı yukarıdaki fotoğrafta gördüğümüz gibi, gevrek gülüşlerle.. Neyin hesabı sorduğunuz, neyin yaftası yapıştırmaya çalıştığınız şimdi?

Hele ki hakkının çalındığını düşünen bir tarafta dururken o insanlar, bırakın da bugün otursunlar o tribünde. Kendi adıma söylüyorum, Fransa'da, İtalya'da yaşayan biri olsam, giyer formamı giderdim Trabzonspor'un deplasman maçlarına, rakip taraftarın yanıbaşında da otururdum, çekinmeden. Yalan yok, beş dakika tereddüt etmez, vatana ihanet hissiyatı duymazdım bunu yaparken. Sadece bu fotoğrafta gördüğümüzün aksine, birkaç şey olmazdı üzerimde, yüzümde.

O atkılar evvela.. Üzerimde Fenerbahçe forması taşırken herhangi bir renge bulaşmam ben örneğin, boynumda, kolumda izini taşımam. Yalnız o tribünde dururum, önce bir futbolsever, sonra bir Fenerbahçeli olarak, safımı belli ederim, çığırtkanlıktan uzak.

Sonra o zafer nidaları, gülüşler.. Onlar da olmazdı yüzümde o akşam. Çünkü ben Beşiktaş'ın attığı son dakika golüne sıçrayan, Popescu'nun penaltısıyla sevinç gözyaşlarına boğulan bir insan idim vaktiyle. Elbette istemem Trabzonspor da boynu bükük ayrılsın elin evinden. Ama camia olarak üzerimize yüklenen o suçluluk, şaibecilik yükü öyle ağır ki, yalnız inandığının yanında durmak, adaletten uzak kararlara tepki göstermek, karşısında duranın karşısında durmak kalıyor geriye insana, gelmiyor elinden başka şey..

Vatan haini de olunmaz öyle sınır dışında bir futbol müsabakasında tribün seçtin diye. Vatan haini, 500 km ötesinde, vatan evladı hainlerin elinde can verirken sessiz kalanın adıdır. Vatan haini, iktidarsız iktidarlar elinde haşat olmuş milletinin sessizliğine göz yumanın adıdır. Onları da sınırlar dışında aramaya hacet yok..

12 Ekim 2011 Çarşamba

Gol Sevinci


Bu bir gol sevinci.
Takım paçayı kurtardı hissiyatından, coşkusundan uzak.
Aslında çapını bilen bir sevinç, öyle değil mi?! Rezil maçların ardından, tünelin sonunda ışığı görmek söz konusu olunca ayarlı mı oluyor golün sevinci de yoksa aksine şuursuzlaşması mı lazım geliyor, bilemedim.

Bildiğim şu ki, başarısız olarak nitelendirilebilecek bir performansın belki de en büyük sebebi, delili bu görüntü.

Hani sürekli neden peşinde koşuyoruz ya, hani en çok sevdiğimiz iş polemik pörtletmek ya..
Çok uzağa değil, şu gol sevincine uğrayın yeter.

Kendime not: Bu sefer kendime değil, alayına not! Şu "Milli Takıııım Oleeee, Saldır Millliiğğğ Takım Oooolee!" tezahüratı kadar "saçmalığın tezahürü" bir şey olmasagerek hayatta. "Türkiye" desen, "Kırmızı - Beyaz" yapsan daha motive edici, daha fişekleyici.. Kısırlar..