30 Mayıs 2011 Pazartesi

We are...


Çok doğru bir zamanda, çok doğru sponsorluklar..
Bir takıma değil, iki CL finalistine birden!
Bir kurum ancak bu kadar isabetli bir şut çekebilirdi.
Ya da top bir kurumu ancak bu kadar sevebilirdi...






23 Mayıs 2011 Pazartesi

Biz bize...




Can Bartu Tesisleri'ni bir inşaatın tepesinden izleyen çocuğu gördük, takım şampiyonluk yemeği yerken.. Fenerbahçe Televizyonu türlü çeşit yakın çekimlerle gösterdi bize güzel çocuğu.


Birkaç dakika sonra futbolcularla yaptığı keyifli röportajlarını dinliyor, izliyorduk Fatih Demirkol'un ki bir çocuk girdi bu defa kadraja. Üzerinde Fenerbahçe t-shirt'ü.. "Bu çocuk o çocuk değil mi?" dememe kalmadan Demirkol çocuğu anons etti. "Senin takımı oradan, bir inşaatın üzerinde takımı izlediğini fark ettik, aramıza katılmanı istedik. Heyecanlı mısın?" diye sordu ardından. Galatasaraylı babasından dolayı Fenerbahçe stadında henüz maç izleyemediğini söyleyen çocuk heyecanla karıştı futbolcuların arasına, üzerinde yeni t-shirt'ü..


Öyle kocaman yürekli bir camia bu..

O kocaman yüreği, inancı, nice şampiyonlukları hak eden..

21 Mayıs 2011 Cumartesi

Fenerbahçeli Blogger'lar Şampiyonluk İçin Buluşuyor!


Fenerbahçe'yi bloglardan okuyan, yazan bir grup blogger olarak haftalardır sürdürdüğümüz buluşmalarımızı şampiyonluk buluşmasıyla taçlandırıyoruz. İç saha maçlarında geleneksel hale gelen buluşmalarımızın uğurlu geldiğini konuştuk hep. Totemimiz haline geldi blogger buluşmaları... Bir hafta Ali Baba'daydık, bir hafta Nazlı'nın Yeri'nde... Bir hafta Kalamış Park'ındaydık, bir hafta Lefter'i ziyaret için elimizde çiçeklerle Büyükada'da. Beraber Saraçoğlu'na da koştuk, deplasmana da. Nefesimizin yettiğince destek olduk takımımıza.

Ve sezonun sonuna, şampiyonluk maçına geldi sıra. Şimdi son maçta evimizde; Bağdat Caddesi'nde buluşuyoruz. Eşimizle, çocuğumuzla, sevgilimizle, arkadaşlarımızla, kardeşlerimizle, kolumuza takıp getirdiğimiz kalbi şampiyonluk heyecanıyla atacak tüm sevdiklerimizle beraber geçireceğiz bu Pazar'ı. Beraber sohbet edip, maçı izleyip, şampiyonluk şarkıları söyleyeceğiz. Belki seneye hayata geçireceğimiz yeni bir blogger oluşumun kritiğini yapacağız hep beraber.

Şimdiye kadar kadroya giren, giremeyen tüm bloggerlar olarak GELİN, KATILIN, BAĞIRIN; ŞAMPİYON FENERBAHÇE diye.


Buluşma Yeri ve Saati: Şaşkın Bakkal Marks & Spencer önü saat 15.00

Oraya gelemeyenler icin: Caddebostan Migros önü 16.30

Not: katılmayı düşünen arkadaşlar yorum veya mail yoluyla bize ulaşabilir.

20 Mayıs 2011 Cuma

Kitap & İmza Haberi

Kitap koklamak.. Yaşadığınız hissettiren şeylerden biridir, yara izlerinizden sonra.


İşte iki kitap fuarı, Diyarbakır ve Kocaeli'nde, ziyaret edip bol bol kitap koklayın beyler, hanımlar!

Kocaeli Fuarı'na ise yarın, yani Cumartesi yolunuz düşerse Carpe Diem Kitap standına da uğrayın, kitaplarımı imzalıyor olacağım. Tanışıp söyleşelim!

15 Mayıs 2011 Pazar

Evdeki Huzur...Zenginlik Budur...



Fenerbahçeli taraftarın acı eşiği öyle bir yükseldi ki, dünya yansa arkamızı dönüp yatacak psikolojideydik birçoğumuz geçen yılın ardından. Bu sene bir daha "inandık size" demeden evvel çok didiştik kendimizle; kendimizi size inandırmak için önce kendimizle savaştık, sonra sizinle. Siz, hep bir ayağımızı, bir elimizi titrettiniz. Kendiniz de sahada yaprak gibi titrerken, biz yumruklarımızı ısırmaya devam ettik. O günlerin mimarı da, şimdi yaşadığımız tarifsiz mutluluğun da kaynağı sizlersiniz. Bizdeki aşksa, herkesten büyük.

Geçmişe bakmak değil maksadım ama bakmadan da duramıyorum. Ligi resmen sarı ve laciverte bölüp yaşattınız hem bize hem kendinize. İlk yarı ne yaptığını bilmeyen, saçmalayan, basınla ilişkilerini bir türlü rayına oturtamayan, ürkek bir Fenerbahçe vardı karşımızda; adeta tüm vazgeçişlerimizi destekleyen...

Bugün, MP Antalyaspor maçını milat alıp baktığım bir geçmiş var bir de...
Bu takımın birçoklarını bir daha/daha bir rahatsız etmeye başladığının işaretçisi o maç... Ardından Trabzonspor, Manisa, Kayseri, derken Beşiktaş... İnancımızı dirilten, her şeyden önce kendine inanan bir takımın uyanmaya başladığı zamanlar. Bizi bugüne, zirveye getiren ve yeniden şampiyonluk şarkıları mırıldanmamıza vesile olan işte o zamanlar...

8 maç... 22 puan... 17 gol, 6'sı dün gece atılan... Fenerbahçe'nin Kadıköy'de oynadığı maçların bir ince sayısal verisi bu. Kendi evinde, evine geri dönen taraftarıyla birlikte gücünü perçinleyip deplasmana inançla giden Fenerbahçe'nin...

Bir büyük hadiseden geçtik evimizde geçen yıl, evden uzaklaştık. Geri döndüğümüzdeyse özlemle birlikte içimizde büyüyen bir Kocaman hırs vardı "karşıda" duran herkese karşı. Onlara nispet kazanılmalıydı başarılar, büyüklüğümüzün ispatı olmalıydı her yaşanacak olan...

Bugün konuşan tüm ağızlara inat, ben şampiyonunu tanıyorum bu yılın. Bu yılın şampiyonunu da daha lig bitmeden ilan ediyorum. Zira haftaya yazılacak kesin sonuç, benim malumumu değiştirmeyecek.

Fenerbahçe "liderle" arasındaki farkı kapatmasından, sahada, saha dışında ortaya koyduğu yürekli duruşa kadar, bu yıl yaptığı yapamadığı her şeyle, gördüğüm yaşadığım tüm senelerden daha fazla hak etti bu şampiyonluğu. Tanığı olduğum her "metalin" en kıymetlisi bu, kaptanın elinde yükselse de yükselmese de...

Kaptan...
Bir şarkısın sen... Ne mutlu, biz söylüyoruz seni.



Kendime not: Heykelini istiyoruz değil mi? İşte en üstteki gibi olabilir o heykel.
Yanında Gökhan da öylece durabilir, hakkıyla, emeğiyle.

Güne Not...


Ameliyatına, dikişine bakmadan, kendi takımının kanalında "caddeyi", stadını, taraftarını, tesislerden çıkan futbolcuları görünce doğruluyorsun yattığın yerden de, yüzündeki acıya rağmen oturmaya çalışıyorsun koltuğun ucuna...

İçin gidiyor orada olamadığın için, sen kalıyorsun.

Uzak yerlerden takımını görmek, coşkusunu paylaşmak için yollara düşen, yollarda gözlerini yuman canlar geçiyor aklından sonra bir haberle birlikte. Boğazında bir düğüm kalıyor sonra...

Bu akşam en çok Soner ve Murat için atılsın istiyorsun o goller, birkaç saat evvel şakayla karışık "çocuklar, bakın yarım yamalak yatıyoruz burda, bizim için alın şu maçı, olun şampiyon!" derken.

Geride kalanlara sabır...
Gidenlere dua...


9 Mayıs 2011 Pazartesi

Bırakın da yarışalım daa!


Akşamki Karabükspor maçının, Fenerbahçe'nin geri kalan maçlarının en zor olduğu hissiyatını yalnız ben taşımıyordum eminim. Maçı izledik, tahminlerimizin tuttuğunu, saha içindeki aksaklıkları, saha dışındaki yavşaklıkları gördük.. Saha içinde kendi takımımın aksayan yanlarına bugün sadece değineceğim. Lakin sonuç ne olursa olsun, lig bitiminde tek tek "kim gitsincilik" oynayacağım burada, demedi demeyin.

Adamda ağız tadıyla rekabet etmenin hazzını bırakmıyorlar iki gram dahi olsun, yok. İlla bir pislik, bir puştluk tabiri caizse. Spor medyasından, "spor adamına" hepsinde ayrı bir hikaye, ayrı bir katakulli... Hafta içi takımları dedikodularla doldurmacalar, teknik kadrolara, futbolculara yüklenmeler, inceden iftiralar, sözde "söylentilerle" itham etmeler, zan altında bırakmalar... Hafta sonu saha içinde bunların sonucunu görüyoruz tabii...

Bugün ben "Karabük kulübesinin neredeyse tüm maçı ayakta izliyor olması, nasıl da bu ligi her maç 17 takıma karşı oynadığımızın bir kanıtı" dedikten sonra bana bıdırdayanlar oldu. Lafım anlaşılsın hele bir... Hafta içi ağır tahrikle, belki normal şartlar altında "olur ha kazanırsak" felsefesiyle sahaya çıkacak takımlar bile "lan kaybedersek, maçı verdiler, sattılara çıkar adımız" ürküsüyle daha bir celalleniyorlar. Ekran başında, tribünde sıkça kullandığımız ve kullanmaktan çekinmediğim bir benzetme olan "köpek gibi" dilime musallat oluyor böyle zamanlarda bugün olduğu gibi.

Bütün hafta boyunca, "Emenike'nin sarı kartı vardı da ondan çıkardılar, aslında turp gibi"den tutalım, "Emenike aslında Fener'le anlaştı, ondan kaçtı"ya kadar türlü çeşit senaryo dinledik durduk. Takım, içten yanmalı hale geldi zaten sizin yüzünüzden! Ha bir de sempati var Trabzonspor'a karşı, birçok Anadolu takımında olduğundan bir tık fazla belki de. İlk söylemem gereken belki ama bir de sıkı kadro hani eldeki de, istediği maça istediği gibi asılabiliyor, e gördük bunu da sezon boyu. Al sana küçük Barcelona ondan sonra! Yarat devi, sal "öteki"nin üstüne! Bu sistem bayılıyor bunu yapmaya, devam etsin.

Ha medyaya düşüyor çenem de maç boyunca Trabzon'a olan desteğini açık açık ifade etmekten çekinmeyen Karabükspor taraftarına düşmeyecek mi? Düşer elbet. Ama bugün değil. Zira bu hale genel bir uyuzluğum var, herhangi bir takımın taraftarı çıkar, menfaat, o bu gözeterek/meksizin yapmasın şu adi işi diyorum kendime habire, kimse duymuyor beni. Ne benim stadımda ara ara görünen adamlar duyuyor, ne de bu işi alışkanlık haline getirenler. Fakat bu akşam biraz eşeğin burnundan verdiler karpuz suyunu Karabük'te, kimse kusura bakmasın. 61. dakika bir konfeti atılmadığı kaldı. Attılarsa da göremedik bulunduğumuz yerden. Sahiden ayıp. Sahadaki takımın tüm sezon boyunca aslanlar gibi mücadele etmiş, Emenike gibi bir golcü uzun zaman sakatlık yaşamasına rağmen inancını, bütünlüğünü yitirmemeye çalışmış, sen taraftar müsvetteliği yapıp elin adını çağır maçın genelinde... Olacak iş değil. Bunu yarın tam tersi durumda başka bir takım yapsa, Fenerbahçe diye bağırsa (olmaz ya) kelime kelime aynısını yazarım bu sözlerimin, üzerine de koyarım. Demedi demeyin...

Ağız tadıyla bırakın da Fenerbahçe - Trabzonspor mücadelesi izleyelim. Aksi takdirde bu "dikkatleri üzerinizde toplama oyunlarınızla" (hala iyimserim!), TV çekimi sırasında arka planda cep telefonuyla konuşup Almanya'daki amcasına görünme çabasıyla kıçını yırtan heriflere benziyorsunuz.