28 Şubat 2011 Pazartesi

Maç Yazısı Yok!


Maçı yazmak üzere kalemi kağıdı elime aldım.

Evet, maç yazısını yazmaya kalem kağıtla başlayıp

sonra klavyeye transfer olduğum doğrudur.

Tek bir cümle yazdım; maç yazısı yok, Alex’in golü var.

Seneler sonra bile bu maçın adı geçtiğinde

damağımda o golün tadı olacak çünkü.

...

Medyaspor'da bir yazı yazdım fakat,

"maç dışı unsurlara" daha çok baktım.

Siz de bakmak isterseniz...


25 Şubat 2011 Cuma

Şans Kartı


Sultanahmet’ten Ataköy’e gitme planları yaparken arkadaşım arıyor “Maça birlikte gidelim.” Olur, pek güzel olur…

Toplantıdan toplantıya savrulduğum iş gününde üzerimde olan “resmi giysiler”den sıyrılıp özenle formamı giyiyorum. Yollar beni bekler, yolların sonunda Fenerbahçe.


Trafik kilit, Sinan Erdem’in çevresi daha fena. Arabamıza ve kendimize bir yer buluyoruz, şükür. Otoparkta onlarca farklı plakalı araç var. Kimi Balıkesir’den, Çanakkale’den, kimi İzmir’den gelmiş minibüsler, otobüsler... Maçın kalabalık olacağını zaten biletleri alırken yaşadığımız telaştan biliyorduk da böyle bir “şehirlerarası katılım” bekliyor muydum bilmiyorum.


Bazı maçlar oluyor, kaybedeceğimizi bile bile izliyorum, en başından. Bu garip bir his, saçma bir buruklukla oturuyorum koltuğa, salonda ya da statta. 12 sayılık farkı da görsem tabelada biliyorum o maçın öyle bitmeyeceğini. Adam akıllı sevinemiyorum , öylece bağırıyorum dua edip dileyerek, içimden geçenin doğru olmamasını.


Dün akşam da öyle bir akşamdı, ne yeni formanın ilk maçının coşkusu vardı üzerimde, ne de günahım kadar sevmediğim Olympiakos karşısında yükselen hırsım.. Sanki hepsini Perşembe sabahı itibariyle evimde bırakıp öyle çıkmıştım sokağa, salona öyle gelmiştim.


Ben demiştim’cilik oynamıyorum farkında olduğunuz üzere, sadece bu “içime doğmalar” canımı fazlaca yakıyor bazen. Aldık bu maçı diyebileceğimiz semtte 4 tane otel kurmuşken, “şans kartı” indi yüzümüze sanki, “Doğru kodese gir. Başlangıç noktasından geçme. 20 milyon alma.” diyerek. Bonus olaraksa rebound yok, hızlı hücum yok, bol bol ekstra pas var.. Canımız sıkıldı..


...


CK’nın maç sonrası yayınladığı, sadece akşamki maçla da ilgili olmayan sıkı bir yazı var. “Kazanılan maçlarda coşan taraftar işler tersine gittiğinde yine sadık yari çekirdeğe sarılıyor.” cümlesiyle kalbimden vuran.. Değinmeden edemiyorum. Dün akşam tribünde birbirini yiyen renktaşların, maçın bitimine dakikalar kala salonu terk eden Ahmet ve Ayşe’lerin okumaları, anlayıp uygulamaları kadar şart.


Bu takımın da o kadar açtığı farkı, hiç değilse korumayı becermesi şart.. Hadi Sultanahmet'ten Ataköy'e gidenden geçtim; hiç değilse Bursa'dan, Ankara'dan yollara dökülen yüzler, ekran başında kendini tüketen milyonlar için..



Kendime not: Oturduğun koltuktan Unifebli dostlarını iç geçirerek izledin değil mi? Tribün onlarla güzel, onlar gibi güzel gruplarla güzel..

21 Şubat 2011 Pazartesi

Yeni Haber.. Yeni Yazı..

Medyaspor.com'da yazmaya başladım geçtiğimiz hafta itibariyle..
Duyurması gecikti biraz, çünkü sahici köklü değişiklikler oldu hayatımda.
"Mesai insanı" oldum, en tam zamanlısından, uzun bir aradan sonra..

Her Pazartesi yeni yazılarım Medyaspor.com'da olacak,
okumak isteyen gözlere iftiharla sunulur.

Ceza Sahasının Dışı ise ilk evlat, elbette var, burada, nefes aldıkça!



Kendime not: Mutluluk sarhoşu seni, sabahlar olmasın!
"Tıklayın"lar da Hürriyet havası estirmedi değil hani...

18 Şubat 2011 Cuma

Üzülmez Ama Elbet Ahı Tutar..


Sezon başından beri kendince “yöneticilik dersi” vermeye çalışıyor Yıldırım Demirören mevkidaşlarına. ‘Yıldız futbolcu nasıl transfer edilir’den, ‘ona nasıl imza töreni yapılır’a kadar her hareketinde itinayla gülümseyen kareler bırakıyor medya meydanına. Hep bir suni hal var yalnız, hep bir uyumsuzluk, “yakışmazlık”… Sanki kendisine sekiz beden büyük bir kaftan giymiş, “tahta çıkışını kutlayan” bir padişah gibi... Padişahlara haksızlık ya bu… Neyse.


Son bomba İbrahim’le yaşandı, son “beceri gösterisi”…


Yıllarca, futbol takımı ölçeğinde bir nevi başkan gibi, kimi başkanlardan daha fazlasını yapan, taraftara kendini sevdirmiş, rakip takım taraftarlarının birçok zaman mücadelesiyle takdirini toplamış bir adamı tek celsede idam sehpasına yolladı.


Bir laf vardır, kimi cinayetler için kullanılır, “kabahat ölende mi öldürende mi?

Belli ki Demirören, bu soruyu soyunma odasında yaşananlar için sorma ihtiyacı duymadı.


İbrahim Toraman, saha içindeki tavrı herkesçe malum bir adam. Üzerinde yaşı kadar çalışsak yine değişmez, düzelmez bana soracak olsanız. Tıpkı Arif Erdem kandırmacalarının, Lugano itirazlarının iflah olmayacağı gibi, Toraman da saha içinde yerli yersiz agresifliklerini her daim futbolunun önünde tutmayı başaracaktır(!). Bir zahmet de böyle bir futbolcuya, kaptanlık emanet edilen adam da ses çıkarsın. Ha fazla mı çıktı o ses, sen de yönetim olup kelle alacaksan “tarafların” kellelerini al, “taraf” olma. Zira senin tek menfaatin, kulübünün menfaatidir. Ligde kritik zamanlardan geçen, Avrupa’da tur kovalama derdindeki Beşiktaş’ı şu zamanında zedeleme.


Dün akşam İnönü’de, ligden zaten kopmuş, kupada henüz yoldan çıkmamış fakat belli ki Avrupa’da da yol alamayacağını anlamış bir Beşiktaş izledik. Ne yazık! Onca paranın döküldüğü “yıldızlı yollar”, yine o paraları dökenlerce, hatta bizzat yıldızlarca trafiğe kapatıldı.


4 gol yemek bir yana, sorumsuzca görülen kartlar, isteksizlik de cabası!


Beşiktaşlıların da silkelenip kendine gelmesi şart artık kanımca. “Seneye oynayacak takımı kuruyoruz” uyutmasına kanmamak şart. Seneye bu takımda olacak adamları kimi zaman peyderpey kimi zaman noksansız (teknik direktörü dahil ederek söylüyorum) izliyoruz sahada. Bu mu gelecek düşlerinizi yüklediğiniz, yükselttiğiniz takım? Zor. Hele “tepedeki” kafalarla çok zor…


Dere geçerken at değiştirilmez derler. Biz bu lafı teknik direktörleri sezon ortasında gönderdiğimiz zamanlarda kullanmaya bayılırız. Şimdi çapını biraz genişletiyorum, değiştiriyorum bunun. Deniz aşarken mürettebatın ayarlarıyla oynamamak lazım. Bunu da en iyi “kaptan” bilmeli.

13 Şubat 2011 Pazar

Aşkın Ebedisi...

Kalbim kırıktı ne yalan söyleyeyim, çok yıprattı beni Yeni Malatyaspor yenilgisi. Sezonun başında karşısında durduğum, sonradan inancına ortak olup safına geçtiğim Aykut Kocaman’ın tekrar karşısında buldum kendimi bu maçtan sonra. Takımdan, “paçalardan akan ruhsuzluktan” söz etmeyeceğim bile. Zaten “önümüzdeki maçlara bakmak” da adetten!

Bu maç benim için bir “mini milat” oluverdi. Sürekli futbolun, futbol olaylarının içinde olan ben, kendimi biraz kenara çekmeyi uygun buldum, susarak izledim. O sebeple ne blogumda bir şeyler karaladım olan biten üzerine, ne başka bir yerde. Sanılmasın ki “skor taraftarlığı” benimki. Ben inanca inananlardanım. “Bu kadar da olmaz” dedirtecek işlere tanıklık ettiğimdeyse, en taraf olduğumun, en taraftarı olduğumun karşısına geçip doğru bildiğimi söylemekte sakınca görmem. İşte tüm bunlardan, kendi payıma düşen, kendi dilime biçtiğim sözleri söyledim kenara çekildim. Ben kenara çekildikçe Fenerbahçe coştu, coşturdu. “Kenarda kalmaya devam mı etsem acaba?” şüphesine de tam olarak bu sırada düştüğüm doğrudur.

Ligin ikinci devresinin ilk üç maçında kazanılan kritik puanlara, özellikle önümüzdeki iki hafta yenilerini eklemek zorunda Fenerbahçe. Ola ki iki hafta içinde bir yerlerde tökezlerse, ben yine zor görüyorum sezon sonu şampiyonluk turlarını. (Zaten “erken öten horozun başı” kesildi iki defa, bir daha yanacak bir dilimiz kaldı mı bilmiyorum. O sebeple bir daha şampiyonluk, tur mur yazar mıyım bilmiyorum.) Hele bir de bu sezon için söylüyorum elbette, geriye düşüp göbeğini bir ölçüde rakiplere bağlamışsan, sözünü bile etmemek gerek zaten. Ama dedim ya, inanca inananlardanım ben. Bu çocukların ruhu. Trabzonspor maçında uyandı. Bu çocukların uyanan ruhu, benim gibi umudu kırılan taraftarı uyandırdı.

Şimdi bizim Sevgililer Günü’müz başka. Ligin en güçlü, en istikrarlı ekiplerinden Kayserispor’u evimizde ağırlayacak sevgilimiz. Şükrü Saraçoğlu Stadı’nda olacağız bu yıl 14 Şubat’ta. Kapasitesinin farkına varan, yapabileceklerinin şu ana kadar çok azını yapan ancak “dahası”na inanan sevgilimizle, giyinip kuşanıp sarı-lacileri, buluşacağız Kadıköy’de.

1 Şubat 2011 Salı

Bir CSD Haberi



Ceza Sahasının Dışı, Futbol Extra'nın Şubat sayısının "Futbolun blog yazarları" sayfalarında yer aldı. Bundan sonra her ay farklı blogların yer alacağı bölümü derleyen Arzu Bıçakçı'ya teşekkür ediyor, yeni yazılarını ısrarla bekliyoruz!