21 Eylül 2011 Çarşamba

Kına Gecesi


Kadınlar şu bahsedeceğim şeyden ölümüne haberdardır. Kına gecesinde kadın zıvanadan çıkması… Böyle bir realite var, ister kabul edelim ister etmeyelim! Erkeğin olmadığı mekanda, rahatlığın dibine vurulur, nasıl görünüyorum, göbeğim pörtledi mi, makyajım aktı mı, eteğim süper mini oldu mu kaygılarından uzak olan kadının, tüm kurtlarını yıllık izne çıkardığı gecelerden bahsediyorum. İşte dün akşam, böyle tarif edilebilir İstanbul’un Asya Yakası…



Gün benim için bir garip başladı. Zaten 10 saate sıkıştırılmış bilet kapmacanın –ki bu uygulamanın nasıl bir yokuşa sürme olduğu ayrı bir başlık konusudur- 3 saati geride kalmış, 10.000’i aşkın bilet tükenmişti. Fenerium’un önündeki kuyruk da alıp başını gitmişti. Bir yandan bilet bitmiş fısıltıları, bir yandan yenileri basılıyor, geliyormuş söylentileri arasında inançlı bekleyişimiz sürdü.

Bu bilet kuyruğu, gün içinde bambaşka versiyonlarına ağzım bazen açık kalarak tanık olacağım diyaloglarıyla tanıştırdı beni. Tam da arkamda duran, 40’larının ortalarında bir başörtülü kadının telefonla konuşmasına kulak kabarttım; “Alo kızım? Bilet kalmamış, ben sıradayım. Müjgan ablama söyle, ben de Sultan yengemi arayacağım, tamam mı? Unutma ara, bilet yok burada.”

Gözlerim kafam kadar olmaya meyletmişti ki kendimi toparladım. Teyze, kombinelerle terbiye olmuş ruhumuzun çoktandır uzak kaldığı bir diyalogu bodoslama oldurmuştu! Helal olsun diyerek elimdeki Yasak Meyve’yi okumaya koyuldum. Yasak Meyve bir şiir dergisi. Derginin yeni sayısı muhteşem, Şairin Fenerbahçe’si dosya konusu. Emeği, nefesi geçenleri tebrik etmek gerek. Artı parantez…

Sıradaki üçüncü saatim tamamlanmak, ben de Fenerium’un kapısına yaklaşmak üzereydim ki arkamda duran iki kadının konuşmasına iliştim. Laf lafı açmış, söz yine Fenerbahçe’ye gelmişti ki kadınlardan biri, daha genç olanı, 14-15 yaşındaydım, bir gün evlenirsem ve oğlum olursa adını Aykut koyacağım dedim, evlendim, oğlum oldu, Aykut dedi.. Bugünlerde Aykut Kocaman’ın Fenerbahçe’nin başında olduğuna şükretti sonra. Ben de Fenerium’a girdim.

Her kimlik bir bilet.. Tamam, uygulama güzel. Ama ne hikayeler döndü neler, büfecilere kimlik rehin bırakıp karşılığında annesini stada sokabilmek için “kadın kimliği” alanlar mı istersiniz, döndürüp döndürüp aynı kimlikleri görevlilere gösterenler mi.. Ben biletimi aldım, Fenerium’dan çıktım. Ben Migros’un önüne geldiğimde okul tarafındaki sıranın sonu görünmüyordu.

Akşam güç bela karşıya geçebildim. Zaten önceki haftadan kaldırımı tribün bilenler yerlerini çoktan almışlardı, dostları görüp bir iki kelam edip girişe doğru yürümeye başladım. Bir karmaşa, bir koşturmaca.. Çok geçmeden bu durumun stada hayatında ilk defa girmeye çalışan hanımların kapı arayışlarından peydahlandığını fark ettim ve “benim tarafa” gidenleri peşime takarak yürümeye başladım. O şaşkın bakışları bir ömür hafızamdan silinmez sanıırm.. Aynı zamanda içeri girmek için o çılgın çabaları, istekleri.. Fenerbahçe’nin tek sahipleriymişçesine sıkı sıkı sarılmaları..

Telekom girişine geldiğimde bir sırayla da burada karşılaştım. Ki Migros ve Fenerium tarafı oldukça sakindi, bu saçmalığın sebebini sonradan anladım. Çok kıymetli ileri zekalar, biletsiz seyircileri de içeri almaya karar vermiş ve bu kararın uygulanma adresi olarak da Telekom gösterilmiş.

Hamilesinden yaşlısına, çocuklusundan çocuksuzuna bir dolu kadın.. Ellerinde biletleriyle öylece kuzu gibi beklerken, biletsiz ablalar lambur lumbur stada girmişler! Bir ara büyük kapılardan biri açıldı, haliyle beklemekten sıyırmış bir grup içeri girmeye çalıştı, girdiler de. Polis, güvenlik kifayetsiz. Kapıyı kapadıkları sırada tutuverdim bir polis memurunun elinden, açtım ağzımı yumdum gözümü. N’apıyorsunuz siz dedim? Bunca insanı, bu izdihamı nasıl bile bile yarattınız? Tribünde yer yok diyorsunuz, biletli yüzlerce insan var dışarıda. Bu biletleri almak için saatler harcadık biz, hangimizin neresine sokacağız bunu şimdi dedim.. Hararetle ben onun elini kolunu sallar, suratına bağırırken bir stat yetkilisi geldi. “Hanımefendi”lerle durum izahı yapmaya kalktı.. “Konuşmayın. Bu bilet ne demek, ben neden buradayım, bunca insan neden burada ve biletsizler niye içerde?” dedim. Çok kalabalık olunca kapıları açtık yanıtı aldım. Şakanın önde gideni! E madem öyle, geleni alsaydınız, o bilet tantanası neydi dedim.. Çözümü de yanıtı da orada olmasına rağmen sözlerimin, lanet okuyup uzaklaştım..



Bir delik bulup girdim sonra stada. Tribüne demedim henüz. Zira polis merdivenleri tutmuş, yer yok yukarıda, ezilirsiniz diyordu deliler gibi. Benim gibi yüzlerce insan da polisin suratına suratına biletlerle ne yapacaklarını, bir yolunu bulup tribüne çıkacaklarını söylüyordu.

O sırada bir de stat yetkilisi bulup ofislerinde yaymış oturmuş bu rezalete televizyon izleyerek karşılık veren ağabeyleri rahatsız ettim, itinayla. Tek başına maça gitmenin en leziz dakikaları da böylece yaşandı benim için..

Dün akşam o stadın içinde – dışında, maddi-manevi kayıplı bir hadise yaşamamış olmamız büyük taraftarlığımızdan falan değil, tamamen şansımızdandır bunu unutmayın. Dün akşam, zaten apar topar alınan kararın, uygulamasından da hayır gelmeyeceği yakınen görülmüş olundu.


Sonrası garip çığlıklar arasında başlayan “en bi’ süper lig” maçı, tezahüratın kelime manasına dahi yaklaşmamış insanlara uzun uzun besteler söyletme çabası.. 45 dakika boyunca bir türlü “sarı – lacivert - şampiyon - Fener” yapamamanın acısı.. Öte yandan takımının 18’i bulan atağında çığlıkla adeta kendi atağını kesmesi de cabası! Olsun.. Olsun..


Tahmin edilen “katılım” sayısını neredeyse 5’e katladı kadın – çocuk Fenerbahçeliler dün akşamki Fenerbahçe – Manisaspor maçında. Birilerini sadece bu sebeple bile, en hafif tabiriyle, şaşkına çevirdiği aşikar.. Maçın, mevcut anlamının, ligin puan sisteminin, yine aynı ligden düşmenin, kalkmanın, marka değerlerinin, onu koruma kaygısıyla insani değerlerini tırpanlayanlarının ne denli küçük olduğunu gördük bir daha dün akşam. Daha önce hiç görmediğimiz gibi.

İstanbul’un Asya’sında bir koca kına gecesi vardı dün akşam. Erkek cinsi kapının önünde, cins-i latif içeride.. Kına? Biz onu dağıttık çok zaman önce, tüm haset sahiplerine.

Kendime not: Çıkışta eşini, sevgilisini, kardeşini, annesini bekleyen adamların yanından geçerken dilinde bir söz vardı ama Aslı, itiraf et onu da. Allah bana bir daha böyle tribün göstermesin. Amin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder