5 Temmuz 2011 Salı

İhanet Yükü...


Üç gündür aptal gibiyim. Yaptığım hiçbir şeyden tat almıyor, olmadık yerlerde, zamanlarda dalıp dağılıp gidiyorum. İnsanlar bir şeyler konuşuyor, ben bir şeyler dinliyor görünüyorum. İhaneti hissediyorum çok yakınımda; sanki bir kış gecesinde yüzümü kavuruyor bir kırmızı soba, öyle yakınımda, o har gibi etimde ihanet.

Pazar sabahı uykumun öyle bölünmesi hayra alamet değilmiş, "akşamdan kalma" televizyondan bunu öğrenecektim. Birkaç saat boyunca beni ekrana kilitleyecek, bir iki DHA görüntüsüne bıkıp usanmadan bakmamı sağlayacak bir süreç başlayacaktı, tüm detayları aklımdan bir ömür silinmeyecek bir süreç, henüz dibini, sonunu görmediğim...

"Türk futbolu..." diye başlayan onlarca cümle duyuyorum üç gündür ve üç gündür ben kendi yaramı yalamaktan Türk futbolunun henüz neresi kanıyor tam olarak bilemiyorum. Hani zamanlardır bildiğimiz sıyrıkları, delikleri, atmaya meyyal dikişleri var bu "alemin", biliyoruz. Biraz da "ah canım, neresinde yok ki memleketin, düzenin?!" dediğimiz noktada bırakıyoruz ucunu iplerin, atıyor ya dikişler sonra da... Al sana bir kısır döngü. "İşte bir Pazar günüydü, biz o kısır döngünün bambaşka bir sabahına uyandık çocuğum" diyerek anlatmaya başlayacağım oğluma bir gün geçtiğimiz Pazar'ı ben. İçimdeki bu yangını olduğu gibi anlatmaya dilim, içim asla elvermeyecek.

Pazar günü başlayan süreç çok büyük bir kırılmadır; evet.

Türk futbol camiasının çok önemli isimlerinin, "onlara kimse dokunamaz" dediklerimizin, polislerin arasında sürüklendiği gündür Pazar günü. Onların mevkilerinin kırılmasıdır bir bakıma... En çoksa bizim inancımızın kırılmasıdır, ne yazık ki.

Çünkü biz biliriz ki, bu ülkede temizlik yapacağız dediğinde birileri ve buna bir kanıt gerektiğinde, kanıt yaratılıverir aniden.

Çünkü biliriz ki biz, pastası büyüyen her iş bir gün kirlenir. Temiz olduğunu sanmak, en hafif tabirle saflıktır. Bu, gezegende futbol yokken de böyleydi, gezegen futbolsuz kalsa da bu olacak..

Çünkü biz biliriz ki, çıkarların çarpıştığı yerde mutlaka bir kırılma olur.

İşte Pazar günü öyle bir kırılmadır Türk futbolu için.

Süreci sadece Fenerbahçe'nin ismine ataçlamak istemiyorum, çünkü futbolun F'siyle bir defa öpüşmüş herkes bilir ki, "mahalli" liglerden başlamak suretiyle irili ufaklısından, ohalı yuhlusuna birçok çapta, biçimde karşımıza çıkmış, kulağımıza çalınmış, gözümüze görünmüş hadiseler bunlar, teşvikler, şikeler, maç, kaleci, hakem satın almalar...

Bugün benimle birlikte evimde oturan, üç gündür içimden çıkmak bilmeyen bu ihanete uğrama hissim neden peki?

Basit.

Geçtiğimiz sezon benim kişisel tarihimin en önemli Fenerbahçe sezonuydu belki. Futbolun bunca içime işlemesini "teşvik ettiğim", skordan bağımsız sahada gördüğüm mücadeleye her maçta coşku gözyaşları akıttığım bir sezon... Bu sezonda benim kulübümün yöneticilerinin başka kulüplerin yetkili ve çalışanlarıyla "pazarlık" yapmış olması ihtimali bile, Pazar sabahı saat 7'de evime polis girmiş, eşyalarımı didik didik etmiş, en sonunda herhangi bir "sakat" işe bulaşmadığını adımdan iyi bildiğim babamı alıp götürmüş gibi hissetmeme yol açıyor. Alt üst ediyor dünyamı, inandığım her şeyi sorgulamaya itiyor beni, yaşadığım zamanın, çatısının altında durduğum devletin, hatta dostlarımın varlığını sorgulatıyor bana...

Sonra hukuk gösteriyor kendini aradan dereden, bir milat koyuyor, evvelini yok sayıp sonrası için adalet arayacağını temin ediyor. Yasalara yaslanan hukuk, böyle bir ortamda adaletin filizlenebileceğini sanıyor! Nasıl yanılıyor! İki yıl, beş, on yıl öncenin kesilen parmakları şimdi acımıyor, kahkahaları şimdi çınlamıyor diye mi bu genişlik? Var mı yasaların böylesi bir çifte standart oluşturma kabiliyetleri? Hadi diyelim onlar oluşturdu, yasa koyucu/uygulayıcı beşerler neden şaşarlar?!

...

Bugün Karaköy tramvay istasyonunda Fenerbahçe Radyo'da çalan bir marşı dinlerken hıçkırıklara boğula boğula ağlayan benim. İşte öylece hayatın içinde akarken darmadağın edecek kadar kocaman bir ihanet geçen Pazar gördüğüm, yaşadığım, hissettirilen, dayatılan, yaşatılan..

"Sen asırlık bir çınarsın, efsanesin, yıkılmazsın" duyunca bir anda olduğun yere çökme büyüklüğüdür Fenerbahçe büyüklüğü bazen.. "Büyük başkan"ların, "Büyük futbolcu"ların, "Büyük savcı"lar, "hakim"lerin büyüklüğü gibi değildir onun büyüklüğü.. Sorgulanmaz gün gelip de.

"Şimdi birlik olma zamanı, şimdi direnme, bir olma zamanı" falan gibi zırvalara girmeyeceğim. Çünkü aleni bir siyasi kucakla karşı karşıyayız bir yandan, söylememek ahmaklık olur bunu. Şimdi biz ne yaparsak yapalım, bütün bir sezon alınmış satılmış dahi olsa, yahut olmasa, biz yazılmış bir senaryoyu izleyeceğiz önümüzdeki günlerde.

Fakat benim ömrüme, omuzlarıma çöken bir yük var ki..
Bir ömür kalkmaz oradan artık.

2 yorum:

  1. okurken dağıldım,3 gündür yaşadığım hissiz durum aslında sizin yazdıklarınızmış ben ismini koyamamışım,hayatımda bu kadar kötü hissettiğim bi gün daha yaşamadım...!

    YanıtlaSil
  2. Siyasi olay tabi. Para donerken cekilen resimler, Yildirim'in kayda gecmis telefon gorusmelerinin ses kayitlari, Federasyon'u kendi lehinde isletmek, istedigi gibi para cekip sikeye yatirmak, tabi, Fener'de hic suc yok. Suc yakalayanlarda cunku krala dokunulmayacaini anlayamamis bu emniyet gorevlileri. Kim takar 15 takimin anasi aglamis, yeter ki Yildirim Fenerbahce'nin cikarini parayla da olsa korusun..

    YanıtlaSil