18 Şubat 2011 Cuma

Üzülmez Ama Elbet Ahı Tutar..


Sezon başından beri kendince “yöneticilik dersi” vermeye çalışıyor Yıldırım Demirören mevkidaşlarına. ‘Yıldız futbolcu nasıl transfer edilir’den, ‘ona nasıl imza töreni yapılır’a kadar her hareketinde itinayla gülümseyen kareler bırakıyor medya meydanına. Hep bir suni hal var yalnız, hep bir uyumsuzluk, “yakışmazlık”… Sanki kendisine sekiz beden büyük bir kaftan giymiş, “tahta çıkışını kutlayan” bir padişah gibi... Padişahlara haksızlık ya bu… Neyse.


Son bomba İbrahim’le yaşandı, son “beceri gösterisi”…


Yıllarca, futbol takımı ölçeğinde bir nevi başkan gibi, kimi başkanlardan daha fazlasını yapan, taraftara kendini sevdirmiş, rakip takım taraftarlarının birçok zaman mücadelesiyle takdirini toplamış bir adamı tek celsede idam sehpasına yolladı.


Bir laf vardır, kimi cinayetler için kullanılır, “kabahat ölende mi öldürende mi?

Belli ki Demirören, bu soruyu soyunma odasında yaşananlar için sorma ihtiyacı duymadı.


İbrahim Toraman, saha içindeki tavrı herkesçe malum bir adam. Üzerinde yaşı kadar çalışsak yine değişmez, düzelmez bana soracak olsanız. Tıpkı Arif Erdem kandırmacalarının, Lugano itirazlarının iflah olmayacağı gibi, Toraman da saha içinde yerli yersiz agresifliklerini her daim futbolunun önünde tutmayı başaracaktır(!). Bir zahmet de böyle bir futbolcuya, kaptanlık emanet edilen adam da ses çıkarsın. Ha fazla mı çıktı o ses, sen de yönetim olup kelle alacaksan “tarafların” kellelerini al, “taraf” olma. Zira senin tek menfaatin, kulübünün menfaatidir. Ligde kritik zamanlardan geçen, Avrupa’da tur kovalama derdindeki Beşiktaş’ı şu zamanında zedeleme.


Dün akşam İnönü’de, ligden zaten kopmuş, kupada henüz yoldan çıkmamış fakat belli ki Avrupa’da da yol alamayacağını anlamış bir Beşiktaş izledik. Ne yazık! Onca paranın döküldüğü “yıldızlı yollar”, yine o paraları dökenlerce, hatta bizzat yıldızlarca trafiğe kapatıldı.


4 gol yemek bir yana, sorumsuzca görülen kartlar, isteksizlik de cabası!


Beşiktaşlıların da silkelenip kendine gelmesi şart artık kanımca. “Seneye oynayacak takımı kuruyoruz” uyutmasına kanmamak şart. Seneye bu takımda olacak adamları kimi zaman peyderpey kimi zaman noksansız (teknik direktörü dahil ederek söylüyorum) izliyoruz sahada. Bu mu gelecek düşlerinizi yüklediğiniz, yükselttiğiniz takım? Zor. Hele “tepedeki” kafalarla çok zor…


Dere geçerken at değiştirilmez derler. Biz bu lafı teknik direktörleri sezon ortasında gönderdiğimiz zamanlarda kullanmaya bayılırız. Şimdi çapını biraz genişletiyorum, değiştiriyorum bunun. Deniz aşarken mürettebatın ayarlarıyla oynamamak lazım. Bunu da en iyi “kaptan” bilmeli.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder