25 Şubat 2011 Cuma

Şans Kartı


Sultanahmet’ten Ataköy’e gitme planları yaparken arkadaşım arıyor “Maça birlikte gidelim.” Olur, pek güzel olur…

Toplantıdan toplantıya savrulduğum iş gününde üzerimde olan “resmi giysiler”den sıyrılıp özenle formamı giyiyorum. Yollar beni bekler, yolların sonunda Fenerbahçe.


Trafik kilit, Sinan Erdem’in çevresi daha fena. Arabamıza ve kendimize bir yer buluyoruz, şükür. Otoparkta onlarca farklı plakalı araç var. Kimi Balıkesir’den, Çanakkale’den, kimi İzmir’den gelmiş minibüsler, otobüsler... Maçın kalabalık olacağını zaten biletleri alırken yaşadığımız telaştan biliyorduk da böyle bir “şehirlerarası katılım” bekliyor muydum bilmiyorum.


Bazı maçlar oluyor, kaybedeceğimizi bile bile izliyorum, en başından. Bu garip bir his, saçma bir buruklukla oturuyorum koltuğa, salonda ya da statta. 12 sayılık farkı da görsem tabelada biliyorum o maçın öyle bitmeyeceğini. Adam akıllı sevinemiyorum , öylece bağırıyorum dua edip dileyerek, içimden geçenin doğru olmamasını.


Dün akşam da öyle bir akşamdı, ne yeni formanın ilk maçının coşkusu vardı üzerimde, ne de günahım kadar sevmediğim Olympiakos karşısında yükselen hırsım.. Sanki hepsini Perşembe sabahı itibariyle evimde bırakıp öyle çıkmıştım sokağa, salona öyle gelmiştim.


Ben demiştim’cilik oynamıyorum farkında olduğunuz üzere, sadece bu “içime doğmalar” canımı fazlaca yakıyor bazen. Aldık bu maçı diyebileceğimiz semtte 4 tane otel kurmuşken, “şans kartı” indi yüzümüze sanki, “Doğru kodese gir. Başlangıç noktasından geçme. 20 milyon alma.” diyerek. Bonus olaraksa rebound yok, hızlı hücum yok, bol bol ekstra pas var.. Canımız sıkıldı..


...


CK’nın maç sonrası yayınladığı, sadece akşamki maçla da ilgili olmayan sıkı bir yazı var. “Kazanılan maçlarda coşan taraftar işler tersine gittiğinde yine sadık yari çekirdeğe sarılıyor.” cümlesiyle kalbimden vuran.. Değinmeden edemiyorum. Dün akşam tribünde birbirini yiyen renktaşların, maçın bitimine dakikalar kala salonu terk eden Ahmet ve Ayşe’lerin okumaları, anlayıp uygulamaları kadar şart.


Bu takımın da o kadar açtığı farkı, hiç değilse korumayı becermesi şart.. Hadi Sultanahmet'ten Ataköy'e gidenden geçtim; hiç değilse Bursa'dan, Ankara'dan yollara dökülen yüzler, ekran başında kendini tüketen milyonlar için..



Kendime not: Oturduğun koltuktan Unifebli dostlarını iç geçirerek izledin değil mi? Tribün onlarla güzel, onlar gibi güzel gruplarla güzel..

2 yorum:

  1. Ben de öyle bir havaya giremedim. Sevinemedim. 12 sayı farkta bile çok zıplamadım. Kaybedince de çok üzülmedim. İlginç bir maçtı.

    Bu arada 1907 Unifeb üyelerini izlemek güzel, onlarla beraber omuz omuza destek vermek çok daha güzel ;) Tavsiye ederim.

    YanıtlaSil
  2. Omuz omuzayız Kadıköy'de, bu defalık ayrı düştük sadece. Maksat "bizimkileri" anmak, güzel anmak.. :)

    YanıtlaSil