5 Ocak 2011 Çarşamba

Hayırlar.. Uğurlar..


Birkaç ay önce yazdığım bir yazıda Kazım'dan şöyle bahsetmiştim. 

"Geçtiğimiz hafta oynanan Galatasaray maçı için yazdığım yazıda Bilica, Selçuk ve Kazım’ın bu takımda olmaması gerektiğini söylemiştim. Laflar işittim, yok efendim Kazım’ın nesi varmış. Kazım’ın arızası var efendim. Gram düşünebilen homo sapiens sapiens’in yapmayacağı işler yapabiliyor sahada. Denenmişi denemek benim kitabımda pek yazmıyor işte. Bu adama da karşıyım o yüzden, katlıyor antipatimi her maçta. Ama şu da var elbette, harcamadan, harcanmadan uzaklaştır bu adamı takımdan. Gitsin, uyduğu, uyuştuğu yerde mutlu mesut oynasın topunu. Kah hır çıkarsın, kah kırmızılara boğulsun, dert değil. Adabıyla gitsin ama artık, diğerlerini de alıp."

Adabıyla gitsin demiştim. O, çoktandır "haybeye" taşıdığı o kutsal formayı resmen çıkardığı gün başka bir renge büründü. Hangi takıma gittiği, hangi formayı giydiği bu noktada inanın gram değer taşımamakla birlikte, zerre de ilgilendirmiyor beni. Bu hareketi bile tek başına Kazım'ın notunu vermek, faturasını kesmek için yeter de artar.. 

Öte yandan kimi renktaşlarım da güldürüyorlar beni.. "Mehehe meheh kelepçeli Kazım"lar havalarda uçuşuyor. Ezeli rakibe göndermeler yaparak Kazım ve onun hal-hareketlerini öne sürüyorlar sarı-kırmızıya boyayıp. Ayıptır, günahtır. Önce kendine ihanettir bu söylemler, haberiniz yok sizin de. Bu adama öyle ya da böyle, tasvip ettik, etmedik, bizim giydiğimiz formayı verdiler, o da giydi, koştu, iyi işler, kötü işler yaptı. Ama unutmayın ki o "alemci Kazım" düne kadar Fenerbahçeli'ydi ve ipini kendi yönetimimiz, teknik kadromuz da bir türlü kesmedi. En azından dün olduğu gibi resmen kesmedi. Alay edecek, dalgasını geçeceksek bu mevzunun, buyrun yapalım. Ama öncesinde bu konuyla ilgili söylenmesi gereken laflar var, hem de yine bizim formamızı, hala giyen insanlara.. 

1 yorum: