31 Ocak 2011 Pazartesi

Bir Aylık Susmak...


Nerdeyse bir aylık bir susmak sustum. Birçok şey oldu bu arada, her birine bir yerlerinden yetişmeye, tutunmaya çalıştım. Yakaladım, kaçırdım, yakalandım. Hepsi geçti gitti..

Adnan stat gezdirdi, açılacaklar açıldı, söylenecekler söylendi. Ayıplar edildi arka arkaya, defalarca. "Koltuklar ebedidir" sanrısında gaflardan gaf, potlardan pot beğenildi. Yine de o koltuklara oturuldu, başkalarına kapılar gösterildi. "Kuzu değiliz" denildi. Mazluma aslan, zalime kuzu olundu ben susmak susarken..

Yıldırım düştü Avrupa'ya. Düştü, aradı, buldu ve getirdi aradığını. Ağızlar açık kaldı, yalan yok. Kumaşlarının kalitesini geçtim, artık hangi biçimlere girip hangi tarz giysiler olabilecekleri dahi belli adamlar sahaya çıktı. "Yıldızların havası yatsıya kadar mı?" dendi. Henüz bir sonuca varılamadı ben susarken.. Bir çocuk sakatlandı, içim en çok ona yandı.

Şenol, ismiyle müsemma bir tebessüm ve "farklı" liderlikle taçlandırdı oynattığı oyunu. Basının oyununa geldi, penaltıları dert etti, kin'ler, nefret'ler havalarda uçuştu. Hiç taviz vermedi dik duruşundan yalnız, mesafesini korumaktan hiç vazgeçmedi. Önce bir beraberliğe takıldı ayağı, sonra "yıldızlara".. Biraz mecburen biraz da cesur kararları rüzgarı tersine çevirmeye kalktı. O sırada da susuyordum ben.

Kocaman bir hayalkırıklığına durdum ben susmanın yanında. Yeni Malatyaspor karşısında alınan o ruhsuz yenilgi benim tüm "sonuna kadar arkandayım"larımı sildi süpürdü, Aykut'a karşılar safına geçmeme sebep oldu. İçimde bir garip bağlılık oluşmuş bu adama seneler içinde onu fark ettim sonra ben susarken. Fark ettim ki bir yanım başarılı olsun istiyor deliler gibi, dahası buna inanıyor. Diğer yanımsa ondan bir iş çıkmaz Aslı, kes umudu deyip duruyor! Oysa Aykut Kocaman bilmiyor ki attığımız her gol sonrasında onun kenarda sevinen halini görmek beni ağlatmaya yetiyor, bilmiyor ki yumruklarını sevinçle sıkarken ben zor yutkunuyorum burada..

Trabzonspor maçı, 16 Mayıs 2010'da o statta yaşananlar sebebiyle önemliydi benim için. Maçı düşünürken ne bu yıl şampiyon olmak vardı gözümde, ne galip gelmek salt "üç puan" için. Bu maç Trabzonspor'dan bağımsız olarak benim kırılan kalbimi onaracak maçtı, bu maç benim orada döktüğüm gözyaşlarının üzerini örteceğimiz maçtı hep birlikte, bu maç Mayıs'tan beri adımımı atmadığım stada geri dönmem gerektiğini bana yeniden hatırlatacak maçtı.

Taraftar olmak zordur. Unutturabilir yaşadığın tüm acıları, hiç yaşanmamış bir hale getirebilir. Ağır izler de bırakabilir ama kişisel tarihinde, bambaşkalaştırabilir.

Dün gece de beni iyileştirdi.

Şimdi şampiyonluk gelir gelmez.. Hakemler faulleri çalar, penaltıları verir ya da vermez.. Alex koşar ya da koşmaz.. Aykut Kocaman sadece konuşmaktan çok daha fazlasını yapar ya da yapmaz bundan sonra.. Aziz Yıldırım Topuk Yaylası'nı ve Türk Futbolu'nun sorunlarını temcit pilavından hallice tabağımıza koyar ya da koymaz.. Bilmiyorum ne olur bundan sonra..

Ama dün gece bir dargını barıştırdı kırgın olduğuyla.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder