30 Nisan 2010 Cuma

Seni Seçtim Pikaçu!


Marca.com diyor ki; antrenman öncesi Ronaldo Kaka'yla şakalaşırken, sanki "saçların çok uzamış" demek ister gibi...

Marca'nın iyi niyeti derler buna.

Ya da benim kötü niyetim...

Kendime not: Ayıpçı mı oldun sen?!

Playoffs Yarı Final Karşılaşmaları v.1



Playofflar'da heyecan sürüyor. Bugün oynanacak 3 maçtan evvel "taze eşleşmeler" ve maç tarihleri belli oldu.

Bu gece Utah - Denver maçını 05:00 itibariyle NBA Tv'de izleyebilirsiniz.

Hala Go Suns Go!

FotoPost #5


Tek benzerlikleri isimleri mi?
...

Die-Go!

Liverpool iyisin hoşsun da… İspanyol zaafım öldürecek beni! Öyle ki totem bile yaptım, tuttu!

Maçı gün içinde birkaç kez aklıma getirdim getirdim, unuttum. Heyecan yaptım, yaptığım kadar varmış. Dünkü “Tırsak ve Aksak”ın maçından sonra ilaç gibi geldi! Resmen dirildim…

Ama işte bir İngiliz zaten finali yakalamışken, benim Real karşısında ölesiye desteklediğim Atletico’yu desteklememek olmazdı. Bir de bir maçı taraf tutmadan izleme özrüm var, beceremiyorum. Bu da başka bir yazının konusu.

Maç boyunca Liverpool seyircisi önünde, biraz da gazla haliyle, daha istekli göründü, istediği skoru da yakaladı uzatmalarda falan ama canım Forlan.. Fantastik bir insan sahiden. Çıkıverdi sahneye, çıkarıverdi formasını!

İlk maçı da hesaba katarsak bence “akıllı futbol”uyla hak eden gidiyor Hamburg’a.

Ertem’e not: Çölde bir Taha gibisin. “Galiptir bu yolda mağlup” da eskidi artık.

29 Nisan 2010 Perşembe

Shaki-What?!

Yavaştan başladık konuşmaya Dünya Kupası'nı tabii. Dinlemeye de başlarız şarkılarını yakında dedim. Ama o da ne? Yine mi bamya?!

Biz zaten bir "kupa şarkısı" dinledik hanım senden, "Waka Waka" da neyin nesi?

Ben olmamış diyorum şarkı için, çok tekdüze bir hali var..
Gerçi dinleyen yapsın yorumunu.
Ahan da buradan.

Çarşamba CLasiği...

"Çirkefe taş atma, üstüne sıçrar" ne güzel sözümüzdür...


"Sen seni bil sen seni.." diye başlayan "şuursuz vecize"(!) gibi.


Ama şüphesiz, en kayda geçecek söz, en son söylenendir.

90 Dakikada Ben de İçime Kapandım!

Santra. Barcelona atağı, aut. Cesar. Top kaybı, Barcelona atağı, Zanetti, korner. Ibra'nın kafası, aut. Cesar. Xavi, Messi, faul. Milito, top kaybı, Barcelona atağı ve gol! Santra, Barcelona atağı ve son düdük.

Asıl, Şampiyonlar Ligi yarı finalinde futbolsevere böyle maç izletenin kendisi düdük!

Aranızda akşamın maçını izlemeyen varsa, yok yere dert edinmesin kendine, anlattığım gibi oldu her şey.

90 dakika defans yapan Inter'e karşı, ne hikmetse üçüncü viteste takılı kalan bir Barcelona!

Hakkını yememek lazım adamların şimdi, enfes bir "kapanım" sergilediler, biz açılımlara boğulmuşken, gözümüz gönlümüz daraldı sayelerinde! "Ne top ne adam geçer" felsefesini benimseyen Jose'nin gençleri, 90 dakika boyunca amaçlarına ulaşmak için ter döktüler. “İlk maç skorunun üzerine yatmak” olarak da adlandırmakta beis görmediğim bir “ter dökmek” ya böylesi, neyse. Çok söz söylenir bu “kıt” kafalara da… Susuyorum ben.

Barcelona geldi geldi geldi, gelemedi sonuç itibariyle. Ibrahimovic konusunda bugüne kadar söylediğim her ne ise, bu maçta da onu tekrarlamaktan bana sıkıntı geldi, benden başka kimseye uğramıyor o sıkıntı, ona yanıyorum! Bu adam, ol-maz! Bu adamın futbol zekası yok, “denk gelme”leri var. Ha bunu dedim diye, tefe koyacaklar çıkacaktır aranızdan, buyursunlar. Yalnız tefe koyarken bi’ zahmet “kadınların hamamda bayılma performansları”nı da sergilerlerse bahtiyar olurum.

Bayern, hadi göster kendini canım şimdi!

Kendime not: Çoktandır ihmal etmişim kendime laflar hazırlamayı el aleme konuşmaktan.. Pep için çıkar o hırkayı dedim dedim, çıkardı. Çıkarmamakta haklıymış bunca zaman. Giy sen onu yiğidim!

28 Nisan 2010 Çarşamba

Salı CLasiği...


Geldiği yeri hak ettiğine hiç de inanmadığım Fransız evinde kaldı.

Bir Hırvat canını ayağına kattı, sahaya kanını bıraktı, istediğini aldı.

Ama içimdeki ses, finalde bir Hollandalı'nın konuşacağını söylüyor şimdiden..

Biz akşamki maça bakalım.

fotoğraflar: uefa.com

27 Nisan 2010 Salı

Gece Delirmesi

"Murat'ın yediği gol beni düşündürüyor, içimi buruyor", "Murat'ın yediği gol sıkıntılı" demek "Murat'ın yediği gol hatalıdır" demek değildir Sayın Çakar.

Kimsenin "sütten çıkmış ak kaşık" olduğunu iddia edecek, bayrağını tutup ve dahi alemdarı olacak halim yok. Kulağımın duyduğu ile aklımın yettiği bir. Sen sözünün nereye gittiğini bilmezsen, herkes o laflardan "Murat şike yaptı" sonucunu üzgünüm ama "doğal olarak" çıkarır.

Murat'ın yediği gol, düpedüz kaleci hatasıdır, buna kimsenin bir itirazı yok, Murat'ın bile. Gözün gördüğü açık çünkü. Ama sen bir gün önce "yoruma açık yorumlar" yaparsan, bugün de sana sorarlar Ahmet Bey'ciğim "sen nasıl şike yaptığımı ima edersin" diye. Her şeye rağmen Kanaltürk Son Kale'ye telefonla bağlanan Murat Şahin, kendisini adam akıllı savunamadı. Bizim futbolcular da bir acayip, gel deyince geliyor, git deyince gidiyorlar canlı yayınlara ama kendilerini ifade etmekten acizler. "Ben yeminle sana şike yaptı imasında bulunmadım Murat kardeşim, bulunduysam gel stüdyoya yüzüme tükür" diye sözler veren Ahmet Çakar'a da, benim bundan başka sözüm yok; "Bi' bikini vardı, n'oldu ona?"

Komikler!...

26 Nisan 2010 Pazartesi

FotoPost #4

Dünya Şampiyonası'ndan bir Ronnie...
Williams'ı 13-10 geçerek 3. tura yükseldi.

Fotoğraf: Eurosport.yahoo.com

Tamam?

Resmen içim yandı dün akşam Roma - Sampdoria maçı sonunda, yatağımda gömüldüm kaldım bir on dakika kadar, hareketsiz. Sağ elim çeneme yaslanmış, bomboş baktım Totti'nin sahanın orta yerine çöken gözlerine..

Müthiş bir direncin sonucuydu elde edilen liderlik koltuğu, bir gecede kalkmak böyle haksız yere, olmamalıydı. Onlarca pozisyonun heba edilmesi, "top"un bir türlü "gol"e dönmemesi bu sonu hazırladı. Sampdoria'nın da "rakip iyi basıyor, hadi beraberliği kurtaralım" kafasından uzak ve konsantrasyonu dağılmayan futbolu, önce tuz biber, sonra ikinci gol oldu..

Lig henüz bitmedi.
"Joze"nin oyunu Çarşamba itibariyle bozulsun..

25 Nisan 2010 Pazar

"İstenmediğim Yerde... "

"Benim kimseyle ilgili bir sorunum yok" dedikten sonra, taraftara olan kırgınlığını çocukça bir alınganlıkla beyan eden Arda..

İçin dışın bir belli ki.. Ama çok yıpratırlar işte senin gibisini. "İnsan" reaksiyonları, tüm arada kalmışlıklarıyla gösterdin maç sonu röportajında..

Kafan çok karışık, çok!

İnim İnim...

90 dakika baskın oyna..
Gol olmaması "imkansız" görünen pozisyonları harca..
Taraftarın inlesin tribünde, ekran başında..

Tanıdık bir Fenerbahçe maçı senaryosu bu. Tıpkısı oldu Kasımpaşa karşısında.

Sevincim, gelen üç puanla birlikte bu golün Bekir'in ayağından gelmesinden dolayı. Fenerbahçe'nin "daha fazla yüzüne bakması" gereken bir adam Bekir. Daha fazla forma bulacağı zamanlar tez gelsin.

Maç sonrası "Murat maçı sattı, öyle çıkılır mı topa?" diye art niyetlerini kusanlar oldu. Murat değil maçı satan dedim ben de, Bilica hepsinin sorumlusu. O penaltı noktasını eşelemese, Bekir'in takımda yer alma şansı yok. Hep o Bilica.. Ah şu komplo teorileriniz! Maçı satan adam 75'e kadar onca ataktan hiç değilse birini içeri alırdı. Geçelim bunları...

Güiza... Sözün bittiği yerde bile değilsin, senin bulunduğun yerde söz henüz icat edilmedi.
Ne kendine sövdür daha fazla, ne de o sövgüleri duyunca yüzünü düşür. Üzülüyorum sana..
Çek git. N'olur.

Tecrübe

Kaka, Ronaldo, Raul...
Başka bir deyimle tecrübenin ışıltısı...

Fotoğraf: Uefa.com

Geçen Üç Güne Not

Yazmadıysam sebebi var, hastalik vurdu beni bahar başında. Midemi bırakmak istiyorum bedenimden ayrı bir yerlere, kalsın oralarda fakat olmuyor.

Bununla birlikte spor gündemini takip etmeye gayret ediyorum, etmiyor değilim. Şu geçtiğimiz üç günde, bir Ronnie O'Sullivan maçı, Zaragoza - Real Madrid maçı, bir Phoenix - Portland maçı, bir de Estudiantes - River Plate maçı izledim. (Yazarken yoruldum.)

Bunlar arasında üzerine iki kelam etme ihtiyacı duyduğum iki maç var, Madrid ve River Plate maçları.

Zaragoza Madrid karşısında sıkı direndi; 10 kişi kaldı, golünü de attı. Maçın hakkı yerini bulmaz bazen, beraberlik olan bu hak Madrid safına kaydı. Hiç hoş olmadı. Sevmiyorum bu adamları, sevemiyorum bir türlü, yıllardır!

River Plate maçı ise hakem üzerine tonla laf söylenesi bir maç oldu. Yani zaten bu adamların oynadığı futbola benim aklım pek ermiyor, ne liglerine eriyor şu minik aklım, ne de tarzlarına!

Onlarca "kartlık faul" es geçilir mi adam, hadi sen es geçtin, "taban yemiş" adam bu kadar çabuk nasıl kalkar yerden, farkınız ne Avrupa'dakilerden anlamadım ki!

Fenerbahçe, Kasımpaşa'ya konuk. Nedense puan kaybedeceği hissindeyim.
Akşama enteresan şeyler olabilir.

23 Nisan 2010 Cuma

Gecenin Baygın Maçlarından Sonra

Maç sonunda Gerrard: "Aslında bir haftadır bu maç için hazırlanıyoruz ama volkan çok zamansız patladı ve bütün planlarımız altüst oldu. Eksiklerimize rağmen rakibin üstünde baskı kurmaya çalıştık ama 'Atletico Madrid takımı' maça bizden daha fazla inanmış ve bizden daha az yol katetmişti stada gelmek için. Talihsiz bir gol yedik, hakemler hakkında konuşmayacağım. Seyircinin takdirine bırakıyorum onları. Rövanş için kendimize güveniyoruz, ev sahibi olma avantajını da kullanıp turu geçmeyi istiyoruz. Taraftarımız bizi yalnız bırakmasın, desteklerine her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var." dedi ve ekledi; "adını bile "kopyala-yapıştır" yapmadan yazamadığımız bir volkanın patlaması bizi böyle etkiledi ya, en çok da bu koyuyor!"

Kendime not: Uyduruk haber de yapıyorsun demek! İyice onlara benziyorsun...

22 Nisan 2010 Perşembe

FotoPost #3


Inter görmüş Pep.

Fotoğraf: uefa.com

10'a 10, 93'te biter!

Ben boşuna demiyorum Fransa ligini izlemem diye. Ama yok, onlar n'apıyorlar, tutup benim zerre tat almadığım ligden adamları Şampiyonlar Ligi'ne getiriyorlar, gözüme gözüme sokuyorlar!

Ev sahibi Bayern, maça ağırlığını koyacağını dakika bir, gösterdi. "Lyon buralara nasıl gelmiş olabilir" dedirtti yanımda oturanlara. Ribery'nin kırmızı kartı haklıdır haksızdıra girmeyeceğim ama "tüh, Bayern işi zora soktu" derken, daha sonrasında "hayırlı" olduğunu gösterdi bu kart. Hah sıkıntı sonraki maçlar için olacaktır illa ki. Önce rövanş için tabii.

11-10 devam eden bu maçta o bi kişinin eksikliğini bir türlü fırsata çeviremeyen Lyon, beceriksizliğine yanadursun, bir defa bile taraftarını zıplatacak bir eyleme giremedi. Bu arada eksik Bayern, dan-dun tabir ettiğimiz bir futbolla da olsa yoklama derdindeydi Lyon kalesini.

Robben atarsa atar, gerisi ninja kaplumbağalar dedim babama dönüp. Hele o Müller! İçinde bir Güiza besliyormuş senelerdir de çıkarması bu maça kısmetmiş onun, ben gördüm!

Lyon da 54. dakikada 10 kişi kalınca şartlar eşit oldu gibi olsa da aslında Bayern öne geçti ve bunu da yaklaşık on dakika sonra Robben'in "kendim ettim kendim buldum" golüyle taçlandırdı.

Louis van Gaal ve Robben arasındaki "gerginlik" ise bugüne kadar olan "oyuncu değişikliği arızaları" arasında pek ilginçlerindendi doğrusu. van Gaal de Müller gibi, içindeki Yılmaz Vural'ı çıkardı demek yanlış olmaz sanki..

Bugüne dair bir önemli not da Ceza Sahasının Dışı için;

Yakında buralarda spor dünyasının içinden, dışından, kıyısından "güzel insanlarla" yapılmış söyleşiler olacak. O söyleşilerin ilki, bugün gerçekleşti ve Pazartesi gözler önündeki yerini alacak, haberiniz ola!

Cümle aleme not: Bu Lyon elensin!

21 Nisan 2010 Çarşamba

Bu mudur?

Bilica'nın kazdığı kuyudan, "Beşiktaş'ın büyüklüğü"nü çıkaran Mustafa Denizli'ye koca bir alkış!

Ntvmsnbc'de okuduğum haberde "Benim futbolcum bunu yapmaz, Beşiktaşlı çukur kazmaz" diyenin Mustafa Denizli olduğuna inanmak gelmiyor benim içimden. "Benimki el değmeden üretilmiş seninki tükaka" diyecek adam değildir, hele bir de camiasına yaranmak için hiç söylemiyordur böyle şeyleri demek istiyorum ama... Diyemiyorum.

Sıradaki şarkı "bi İlhan İrem vardı n'oldu ona?"dan bana geliyor, Konuşamıyorum.


Ya da sazlıklardan havalanan...

FotoPost #2

"Hani bana göz kırpan Messi..."

Fotoğraf: gazetta.it

Ooops!


Futbol terörü diyoruz ara ara kimi hadiseleri nitelerken. İşte ben bu tabiri Star Tv için gayet "caiz" bulmaktayım artık. DeSımart icat oldu, mertlik bozuldu!

Tamam maç saati toplantım olabilir ve ben bu nedenle maçı izleyemeyecek olabilirim evet. Ama sen, benim evde ayaklarımı uzatıp da maç izleme hakkımı ne diye elimden alırsın hem de organizasyonun orta yerinde? Bir de üzerine yetmezmiş gibi maçı canlı yayınlamadığın, gecenin bi köründe neden verirsin tekrarını? Verme daha hayırlı! Hayır, bi de uykumdan ediyorsun böylelikle. Sana sözler hazırlamaya devam edeceğim DeSımart. "Papatya"lar göndereceğim kapına, "Ateşlerde Yürüteceğim"..

Atan değil, inanan kazanır.

Şu blogun arşivlerine bakanlar göreceklerdir. Birkaç zamandır o zirveyi yakalayan Barcelona'nın sallanan, aksayan bir hali olduğundan bahsedip duruyorum. Geçtiğimiz hafta Espanyol maçı bu durumun ayyuka çıktığı maçtır. Böyle iyi giden takımların düşeceği çukurlardır bunlar illa ki ama Şampiyonlar Ligi'nde, buraya kadar gelmişken Inter karşısında düşülen 3-1'lik çukur hayli derin oluyor.

Milito bana kalırsa maçın adamı. Gözü dönmüş bir vaziyette koşturup duran, taç atışlarında dahi hırslarını okuyabildiğimiz, gücünü "büyütüp" savaşan diğer Interli oyuncuları da göz ardı etmiş değilim elbette. Ama oyunda kaldığı sürece yaptığı her iş gözlerimi parlattı benim. Gol sevinci bile.

Valdes.. Dedim ya bu adam kaledeyken gözümü kapatamam ben, öyle kör bir güvenle sarılamam ben bu kişiye, demiştim bunu daha önce. Dün maçı izlerken yediği gollerden sonra şu geçti aklımdan; Valdes yerinde ben de dursam kalede, 5, bilemedin 10 gol fazla yerim ondan. Senin takımın ofansif futbol oynamak üzere çabalarken bir de iyi defans yapacak, sen de yatacaksın.. Adamın yaptığı iş bu, hani takım oynar Valdes para kazanır gibi bir durum var. İşte takım çuvalladı mı da 3 golü "taaak" diye içeri alacak.. Valdes. Ne diyebilirim...

Kendime not: Valdes'e çok yüklenmedin mi? Seviyorsun abartmayı. Ayrıca inanan da istediği kadar inansın, atamadıktan sonra golü...

20 Nisan 2010 Salı

Pazar Havası

Pazar gününün havası hala üzerimde. Ilık, huzurlu ve tatlı bir yorgunlukla başladım haftaya. Sanki Alex koştu, ben yoruldum..

Birçok ses çıkıyor, birileri galibiyeti çılgınlar gibi kutlarken, öbürleri mağlubiyetin faturasını Bilica'ya çıkarıyor. İkisini de dalgın gözlerle izliyorum.

Fenerbahçe, Manisa karşısında belki de sezonun en kötü futbolunu oynadıktan sonra Beşiktaş'ın önünde beklediğimden iyiydi. Benim tahminim beraberlik yönünde olsa da maç öncesinde, becerdiler yüzümü kara çıkarmayı, hep böyle kara çıksın bu yüz!

Haa.. Bu demek değil ki kudurmadım, sinirlenmedim olanlara. Bilica konusunu birkaç hafta daha konuşuruz muhtemelen, ne esprisi biter ne sövmesi. Ama Bilica'ya çok yükleniliyor, orası da bir gerçek. Birçok yorum okudum, yok efendim o adam bu formayı hak etmiyormuş'tan tutun da, Bilica'yı omuzlarda taşımalı'ya kadar geniş bir skalada onlarca yorum. Hiçbirine de katılmıyorum. Hırsının sonucudur o eylem bana kalırsa, ahlak noksanlığından pay alan bir hırs patlaması.. Budur. Bunu görüp de cezasını kondurmayan hakemi konuşmak mübahtır artık an itibariyle.

Pazar havasının üzerimde kalmasının bir sebebi daha var. Artık üç yeni kitabım bir de arşivlik filmim var. Ha gerçi bu arşivlik film, "arşivlik" olduğundan sahibine iade edilecek elbette. Güzel çaylar, yemekler, kahveler, keyifli sohbeti ve varlığı için, benim tabirimle Romanowski'ye, yani karşı tribünün "sarı" diyenine teşekkür, çokça!

18 Nisan 2010 Pazar

Derbi Gecesi

Lazio'nun atacağı gol öncesindeki kornerden belliydi. Rocchi, "düşmez kalkmaz bir Rocchi" olduğunu ispatlarcasına, can havliyle attı golünü. Stendardo'nun sanırım daha önceden "darbeli" burnu, Toni'nin ayağıyla buluştuktan sonra, içim bir cız edip gönlüm Lazio'ya kayar gibi yapsa da tuttum kendimi ve Roma taraftarı sloganlar dökmeye başladım ortaya.

Ha tabii bu sırada Alex ikinci dakikada bir gol atmış, Fenerbahçe'yi Beşiktaş karşısında öne geçirmişti.

Roma, inancımı kırmadı ve Lazio'yu sahasında geriden gelip geride bırakmayı bildi. Vucinic'in o golü ise yavaş gösterimde bile hızlıydı ya, sözüm yok!

Fenerbahçe - Beşiktaş derbisi için tek kelime yazmadım buraya geçen hafta. Biraz da bilinçli olarak yapmadım bunu, bilesiniz. Ben Beşiktaş maçlarının havasına bir türlü girmeyi başaramıyorum çünkü. Maç saatine kadar, heyecanmış, tahminmiş sıfır bende! Galatasaray derbilerinde durum böyle değil ama bir hafta önceden uykularım şaşıyor.

Maça dair söylenecek şeyleri, pozisyon değerlendirmeleri olanlar vardır illa ki. Benim de gözüm haklı haksız tüm kararları görüyor elbette, Lugano'nun eli gibi örneğin... Bahsetmek gerekirse bahsederim tabii ama benim derdim maç öncesi oluşturulan ve taraftarın da çanak tuttuğu gergin hava... Birçok blogda "biz sizi yeneriz"in masumiyetinden çok uzak, adeta savaş çığırtkanlığı yapan yazılar takıldı gözüme. Ben de tribün gördüm, o kadar ki deplasman da gördüm elimdeki hamurla(!). Maç öncesi halleri, "savaş boyaları" sürmeyi ben de biliyorum yani o kalemşörler kadar. Yazılan yazılar zerre iyi niyetli değiller. Yapılan yayınlar da... İki maçtır "derbi özel" yayını yapmayı adet edinen Show Tv de bu eleştiriden payına düşeni görmeli, almalıdır kanımca. Sonra maç öncesi - sonrası yaşananlar, yaralananlar için edebiyat yapmaktan geri durmuyor kimse, herkes açıyor yine ağzını. Öncesinde doğru açılsa o ağızlar, biraz olsun düşecek gerginliğin dozu.

Kalabalıklaştırmadan ağzımı...

Sözü Bilica'ya getirmek isterim. Bilica'sız Fenerbahçe'yi gördük geçen hafta. Eksikliğini de gördük bence. Enteresan bir adam. Bugün kanıtladı ki bizim defansın akli dengesi pek yerinde değil. Bir "deligöz" vardı, bir de bu çıktı başımıza. Seviyorum rakibi "uyuz" eden adamı, lazım öylesi her takıma da, azıcık futbol ahlakı şart hepsine...

Kendime not: Totti'nin bu görüntüsüyse, akşamın özetidir benim için.
Fotoğraf: Reuters

FotoPost


Marmaris ve Pamukkale arasındaki Türkiye Turu'ndan bir görüntü...

Fotoğraf: Gazetta.it

17 Nisan 2010 Cumartesi

Cumartesi Çorbası

Güne 70 dakikalık Manisa – GS, birazcık Tottenham – Chelsea son olarak da 90 dakika Espanyol – Barcelona sığdırdım. Şimdi mi? Villareal – Atletico Madrid...

Artık Messi Tottenham’da, Drogba Manisa’da, Reyes Galatasaray’da forma giyiyor!

Galatasaray’ın ilk golü bu sezon gördüğüm en şık gollerden biri oldu. Topal’ınki de ikinciliğe yerleşebilir tabii. Şaka bir yana vasat üstü bir maç oldu bu, üç puan ilaç gibi gelecek Sarı Kırmızılılara. Yarın daha bir önem kazandı, bakalım bakalım.

Barcelona derbisinde ise ilk 15 dakika bu maçta çok kart çıkacağını, gol sıkıntısı olacağını söyledi. Olmaz ya, Messi bir gol atarasa Barça alır, olmazsa berabere biter bu maç dedim ben de, dediğim de çıktı çok şükür! Maçın en hayırlı olayı sanırım Alves’in gördüğü kırmızı kart. Haklıdır, haksızdır’a girmeyeceğim. Ama onun bugüne kadar aldığı tüm “haksız faul”lerin acısı böyle böyle çıkacak. Unutmadım Sevilla zamanlarını…

Kendime not: Bu not da hem bana hem de insanlığa olsun; düşene tekme atılmaz, 7 gol hiç atılmaz! Bayern! Kime diyorum?!

Futbol Okumaları

• Orta Asya'da atalarımız futbolu hangi kurallarla oynardı?
• Kapitalizmin gelişme sürecinde işçi sınıfının sporu olan futbol, zamanla nasıl küresel kapitalizmin en önemli endüstrilerinden biri oldu?
• İngiliz emperyalizmi ve yayılmacılığında futbolun katkısı neydi?
• Türkiyenin kapitalistleşme ve sanayileşme sürecinde futbol hangi aşamalardan geçti?

Akademik Futbol, bu sorulara yanıt vereceği iddiasında. Bir arkadaş tavsiyesi üzerine bakıldı, yarın öbür gün de okunur.

Geç Gelen Gol

Maçı 40. dakika itibariyle izlemeye başladım. İkinci yarı dakika 75’e kadar uyudum desem yeridir. Maicon, “kalk, geldik” dedi.

İnsan olan o golü atmaz. Dalga geçer gibi rakiple al, indir, kaldır, sektir, şut çek falan ayıp şeyler bunlar. Hani bi de şutunu çektin, ters yönde falso da neyin nesi! Olacak şey değil!

Kendimi Rıdvan Dilmen gibi hissetmeme ve hemen arkasından “gol olur” dememe sebep olan bir atakla Eto’o’cuğum da attı golünü, Jose sahaya giriverdi apansız!

Şu maçın tadını da son yarım saate saklayan zihniyete koca bir alkış!

Kendime not: Artık “maç izleyeceğim” cümlelerin fazla tepki almıyor mu sence de?

fotoğraf: Gazetta.it

16 Nisan 2010 Cuma

Sami Yen'e Bir Yabancı Veda


Koca koca firma isimlerinin arasında bir büyük isim çarptı az önce gözüme haberleri karıştırırken, Ali Sami Yen. Yakında ona dair bir yazı okuyacaktınız burada ve ona dair bir "ilk yazı" olacaktı diye düşünürken, ismini taşıyan stadyum satıldı, adını da Ceza Sahasının Dışı'nda böylece geçirmek kısmet oldu bana.

Haberde birçok rakamdan ibaret veri vardı; arazinin metrekaresi, arazinin ederi,ederinin KDV'si sonra... Ne yavan geldi bu sayılar onlara bakarken. Çünkü Sami Yen, binlerin bağırdığı, tek vücut olduğu bir yer tüm bunlardan önce. 'Galatasaray'ın nefeslerde yüceldiği, coşkulu tezahüratlara, sevinç gözyaşlarına, üzüntü sarılmalarına tanık bir "cehennem" kimilerince. Bir Galatasaraylı değilken ben, bu kadar tüylerimi diken diken etmemeli, gözlerimin dolmasına sebebiyet vermemeliydi bu haber belki.

Bunca zaman "adımımı atmam herhalde" diye bahsettiğim bir stadyuma, şimdi son bir kez bakmak için, Türk Spor Tarihi'nin en önemli anlarına fon olmuş bu mekanın havasını solumak, alkışımı Ali Sami Yen'in kıymetli ruhuna göndermek için orada olacağım sezon bitmeden. Bir devrenin bitiş düdüğünde...

Bülten'den Madrid'e...

TFF'den bana mail gelmiş bugün, gel bültenimize üye ol diyorlar. Size demedilerse henüz, sıkılmayın. tff.org adresinden bültene üye olabilir, "X'e hak mahrumiyeti, Y'ye para cezası" haberlerini alabilirsiniz!

Real Madrid daral getirirse...

Dün akşam izlediğim maç sonrası konuştuğum herkes "huaa işte dönüyor efsane" havasındaydı. Biz farklı maçlar mı izledik sizinle a dostlar? O Madrid, kanımca tepişti durdu o sahada 90 dakika "çok da zorlu olmayan rakibi karşısında" da güç bela aldı o galibiyeti. Ronaldo'nun golü için methiye düzenlere sözüm yok, sevmiyor olabilirim genci ama hakkını teslim etmek lazım, fena goldü. Ama sonrasında da "bi kere yaptım, bi daha yaparım" tribine girince çuvalladı bi, sevindim, gözlerimin içi güldü.

Playoffs!


Bucks - Hawks
Cavaliers - Bulls
Magic - Bobcats
Celtics - Heat
Jazz - Nuggets
Lakers - Thunders
Mavericks - Spurs
Suns - Blazers

Korkarım favorimi kaçırdım ağzımdan!

15 Nisan 2010 Perşembe

Tribün

tribün bağırmak içindir.
öyle sağa sola saldırmak için değil, desteklediğin adamı, takımı yerin dibine sokmak için değil.

sadece desteklemek, kazanmanın tadına ucundan kıyısından bakabilmek, ağlayabilmek için bazen sevinçten, bazen sinirden tırnak yemek için...

ama en çok, bağırmak içindir tribün,
ses bitene değin...

Neeeeveer!


"walk on, walk on..
with hope in your heart.."

Barcelona Loves Me!

İşim gücüm var tabii, aklımda da bu akşamki Barcelona maçı. Bu adamlar fena sızdılar dünyama, her yıl, azar azar. Fenerbahçe "küt" diye girmişti dünyama oysa. Ya da dünyaya birlikte girmiştik "küt" diye mi demeliydim?!

İş güç dedim ya, aklımdaki maçın ilk yarısını izleyemedim, geç geldim eve. Barcelona'nın Semih'i gözüyle baktığım Bojan'cığım atmış golünü "tak tak" 16'da. Ah tüh kaçırmışım golü derken, ikinci devrenin başında durağan görünen o futbol yüzünden, hah gecenin tek golünü de göremedin iyi mi diye hayıflandım kendi kendime.

Sonra benim sevgimi karşılıksız bırakmayan Pedro koca bir sürpriz yaparak bana, ummadığım anda ağların en olmayacak yerini titretti, kondurdu golünü! En son da Toure, "Aslı'm gelmiş, yorgun argın, bir gol de benden!" diyerek, biraz elli kollu da olsa (!) skor tabelasını son kez değiştirdi, sağolsun.

Kıymetimi bilen takım şu Barcelona, seviyorlar, anlıyorlar beni!

Kızlar!

Onların bugün kaldırdığı o kupa yalnızca onlara armağan olsun.
Ben sevinme hakkımı devrediyorum hepsine, nefeslerine sağlık!

14 Nisan 2010 Çarşamba

Suns, yine!

Uykusuzluklarımın artık bir anlamı var. Hayır, zaten ben erken uyuma engelli biriyim. Bir de tadından yenmez maçlar olunca, gözümü kırpamıyorum, ertesi gün ruh gibi geziyorum ortalıkta!

Phoenix Suns beni bu yıl kendimden geçiren maçlar çıkarıyor, birini de dün gece çıkardı Nuggets karşısında. Önce Nash’in fena performansı, Amar'e'nin "bitiriciliği", arkasından bir anda Nash’leşen Dragic ve onun Amundson’la oluşturduğu ikili görülmeye değerdi. Maç açık bir Suns üstünlüğüyle sürdü ve 22 sayı farkla, 123 – 101 bitti. Tadı damağımda kaldı, tekrarı verilir bugün illa ki, gözünüz NBA Tv’de olsun!

Kendime not: Amundson da Messi gibi "insan mı bu?" dediklerimiz arasına girdi de, farklı bir kategoriden...

13 Nisan 2010 Salı

Kupa'nın Kulp'u

Şu yorumcuları falan bir kenara bıraktım, adamların işi bu sonuçta, bir nevi ticaret yaptıkları. Açacaklar ağızlarını ki karşılığında para alsınlar. Ama bu memleketin "rakip taraftarı" bayılıyor Fenerbahçe hakkındaki gelişmeler üzerine konuşmaya, tüm Fenerbahçelilerden önce! Ya bir dur, biz sıcağı sıcağına gelmişiz evimize, maç yeni bitmiş, futbolcum yeni girmiş soyunma odasına, duşuna girmemiş daha, sen hemen başlıyorsun, "ama Fener de şöyle, ama hakem de böyle, golünüz ofsayttı" Arkadaşım sen soluklan, bir arıza varsa önce biz söyleriz!

Girişten anladın değil mi okur, benim yine sinirlerimi zıplattılar. Belki de Ceza Sahasının Dışı'nda ilk defa böyle "zıplak sinirlerle" yazıyorum. Zaten ben 90 dakika birçok şeye ayrı ayrı kızmışım, tırnaklarım bitmiş kemirilmekten, gol oldu diye bir ara elimi masaya öyle bi vurmuşum ki son düdüğe kadar sızlamış avucum, bi' de bu adamların bikbik'lerini dinle işin yoksa!

Ekvator'da maç mı? Bir daha yok!

Maç büyük bir sinir harbiyle başlamıştı zaten, biricik dostum N. ile buluşup yemek yiyelim, maçımızı izleyelim dedik birlikte. O da sıkı bir Fenerbahçe taraftarıdır. Ofisi Taksim'de olduğundan dedim ki "gel Ekvator'a gidelim". Benim defalarca yemek ve hatta "maç izleme" organizasyonu yaptığım yerdir orası. Gittik. Yemeklerimizi söyledik, daha maç başlamamış. Alt katı maç için ayırdıklarını söylediler, "oh süper" dedik. Maç başladı, ses yok. Ses yok dediğim alttan hala Bon Jovi çalıyor, Madonna çalıyor! "Bu böyle gidecek mi" dedim, "maç başladı sesi duysak?" Yeterli kalabalık yok diye açamıyoruz sesi, diğer müşterilerimiz istemiyor dediler. Sen bu katı maç için ayırdın mı ayırdın, iki kat daha var danalar gibi, onlar boş, çıptıs çıptıs müzik çalıyor orada, orada otursun o "düzayak sever müşteri"n de maçı izlemek isteyen insanın önünü açsın! Yok! Radikal çözümlerime de yanaşmadılar, biz de siparişi vermiş bulunduk, somurta somurta izledik maçı. İkinci devrede evime yetiştim baktım, Ömer Üründülkonuşuyor, "çok yüklendim adamlara" dedim. Hayırlı olmuş "kollektif futbol" duymadığım. Hoş, Üründül sesi duysam da "kollektif futbol" duyamazdım sanırım bu akşam onun ağzından...

"Kekremsi bir tat kaldı damağımda"

Erken sayılabilecek bir gol buldu Manisa. Çılgın bir defans organizasyonu(!) bizimkilerden, bir de top sekmesi, seken top ağlarda gol. Olur dedim, adetidir bizimkilerin "kanırta kanırta" izlettirecekler o maçı taraftara, bundan zevk alıyorlar adeta! Darmadağın bir takım var sahada, yeni isimler görünür olmuş, sakatlıklardan falan istifade... Eh olsun tabii, ben seviyorum bu taze kanları. Ama taze kanlar da biraz deli oluyor aynı zamanda, hani deli derken, "delikanlı" gibi... Bekir İrtegün örneğin, faul sonrası "hörölöy" yürüyüşüyle Yiğit'e yapışınca ortalık karıştı. Zaten "hani, olay mı, nerde?" diye ortalarda dolanan Emre'ye de gün doğdu. Olayların sonucunda Bekir ve Yiğit sarı kartla köşelerinde pısarken, ona buna horozlanan Emre elini kolunu sallayarak olay mahalinden uzaklaştı. Aslında o anda bitti benim için Aytekin Durmaz ve saz arkadaşları...

Devre arası oldu, biz N. ile biraz dedikodu yaptık! Bloglar üzerine falan... Sonra bir baktım Topuz öyle şık bir asist yaptı ki Alex "zordan çıkıp" adeta kendisine bir daha asist yaparak çok da güzel bir gol attı. Sonrası bir iki tehlikeli şut, Guiza'nın gol kaçırmaları falan, bildiğimiz şeyler.

Bu takımın bir iki gün sonra Beşiktaş'la oynayacağı maç düşündürüyor beni.
Her maçta kulübede oturarak mesai harcayan Daum daha çok düşündürüyor.
Bir de yeniden kombineli mi olmalı yine düşünüyorum bu aralar.
Çok düşünüyorum ben yani.