1 Ekim 2010 Cuma

Geçmişe Mazi...


Öyle derler biliyoruz. Mazi falan, yazacağım işte. Yokluğumda çok kitap okuduğunuzu biliyorum, nerede olduğunu soranlarınız da oldu sormayanlarınız da her biriniz sağ olun, var olun, daim olun, dinimiz amin. Lakin uzun bir sessizlikti içine düştüğüm. Hayatımda türlü çeşit dönemeçlerden aynı zamanda geçmeye kalkışınca düpedüz ellerim, gözlerim bağlandı. Ne haber takip edebildim, ne maç, ne de işittiklerimi yazabildim geçen zamanda.

En son Fenerbahçe - Beşiktaş derbisinden bahsedip her iki tarafa da kapak olmasını dilemiştim bu maçın. Tam da istediğim gibi oldu bu maçın sonucu, cümlemize kapak oldu! Ne herkesin son zamanlarda Aykut'tan kuvvet alıp yerden yere vurmaya hasta olduğu Fenerbahçe ezildi, ne de milletin üç ayda yere göğe sığdıramamaya başladığı "çılgın" kadrosuyla Beşiktaş gördü farklı galibiyeti. İlk devresi Fenerbahçe'nin, ikincisi Beşiktaş'ın bir maç izledik. Her iki takım için de arıza sinyalleri taşıyan bu maç şüphesiz ki ev sahibi Fenerbahçe için daha bir "kırmızı" yanıyordu. Çok fazla "oynanmış maçın davası"nı yapmayacağım burada. Geç yazdım temiz yazdım içimden geçeni..

Bu hafta Fenerbahçe bol gollü bir maçta daha boy gösterdi. Niang denen adamın ne acayip bir adam, Alex deneninse nasıl bir dinamo olabildiğini gördük. Lakin kolay gol yeme hastalığı nükseden bir Fenerbahçe vardı sahada ki bir numaralı sorumlusu o kalenin bekçisinden evvel Bilica denen zat. Benim nasıl Bilica'cı olduğum bilinirdi buralarda. Ancak birkaç zaman önce ben de pimini çektim arkadaşın da mümkünse bizim camianın uzağında bir yerlerde patlamasını bekliyorum, olmuyor, olmuyor!

Gelelim biraz daha yakın zamanlara, kısa kısa haberler geçelim, "uzun"ların duyurusunu yapalım.

Bir yılan hikayesi söyleşisi var ki CSD'nin sahiden dillere destan! Dünya Kupası öncesinde başlayan bir süreç, düşünün! İlk röportajı o zaman yaptık, ikincisini de geçtiğimiz haftalarda. Düzeltmeleri, son virajları kaldı. Önümüzdeki hafta içinde burada okuyacaksınız onu kısmetse yareppim.

Bir haber vereyim. Geçtiğimiz haftalarda duyurulan bir yarışmaya katıldım, Buzbağ Şarapları'nın düzenlediği "Efsane Buzbağ" yarışmasına.. Hadise şuydu, "Size göre bağ bozumunun ne ifade ettiğini tek bir cümleyle bize gönderin, Elazığ'da muhteşem bir bağ bozumu etkinliğine katılmaya hak kazanın." Aslı durur mu? Durmadı, yazdı. 2186 kişinin katıldığı bu yarışmada ilk 3'e girmeyi başardı ve bu hafta sonu Elazığ'a gidiyor! Muhteşem zamanlar bekliyor bizi eminim. Dilerim her şey güzel geçer de, dönüştü spor dışında bir şeylerden de konuşuruz burada!

Başka başka.. Hah. Dün hayatımda yapmam dediğim şeylerden birini yaptım ve bir Galatasaray maçına bilet aldım, Galatasaraylılar'ın arasında yerimi de alarak onlarla birlikte GS Cafe Crown - Spartak St. Petersburg maçını izledim. Detayları başka bir yazının mevzusu olacak, o da yolda!

İhmale gelmiyor buralar, her defasında bunu anlıyorum ama o kadar sıkıştı ki her şey anlatması güç..

Haaa.. Eşeğin büyüğünü ahırda unuttum!
Bir de üçüncü kitap serüveni başladı ki, onu sormayın gitsin!
Yayımlandığı zaman okuruz hep birlikte!

2 yorum: