8 Eylül 2010 Çarşamba

Futbol Dışında Ne Varsa!


Söylenecek çok da fazla söz yok ama içimdeki coşkuyu anlatmaya debeleneceğim biraz. İnanç, bu çocukların bakışlarından, jestlerinden, formalarını ıslatan terden okunuyor. Daha önce de yazdığım gibi adeta bir tek vücut gibi hareket ediyorlar. Şüphesiz birçoğumuz da hemfikiriz Slovenya karşısında izlediğimiz takımın gözlerimizin gördüğü en noksansız milli takım olduğu noktasında.

Maçın başında bulduğumuz dış şutlar, bir türlü içeri girememelerimiz, Slovenlerin öne geçme becerileri beni ürkütmedi değil. Ama o insanlık dışı (!) 3 sayılık atışlar ve onların isabetli olması farkın açılmasını sağladı. Takımın yaptığı "takım savunması" da anılacak burada, aksi mümkün değil!

Abdullah Gül geldi ekranlara, ikinci periyottaydı sanırım. Koltuğunun ucuna oturmuş, kollarını ileri, önündeki sete doğru uzatmış, hatta bir çocuk gibi sarkarken bir yandan da sabitlenmiş bir gülümsemeyle göründü. O anda bir daha fark ettim ki futbol ve basketbolun bünyede yarattığı yükseliş birbirinden çok farklı. Geniş zamana, geniş alana, daha fazla adamla yayılan, skor sistemi bambaşka bir oyun olan futbol, seyircisini illa ki "çizgisinden" çıkarıyor, taraftarını "başkalaştırıyor" Ama basket bol pek öyle değil. Futbolun "nispeten" duranlığından uzak olduğu için tribündeki, kenardaki, parke üzerindeki herkesin reaksiyonları o kadar, ani, sahici ve samimi ki.. Perdelenmesi imkansıza yakın. Organize reaksiyonlar yok basketbol içinde, refleksler var ve onların doğallığı. Bir Abdullah Gül de, ömr-ü hayatımda bana böyle şeyler düşündüremez bir daha, zira bugüne kadar farklı şeyler düşündürmüştür hep..

Maça dönersek.. Slovenler maçın böyle başlayacağını düşünmüş olsalar da belki, bu kadar dış şut isabeti yakalayacağımızı, o yüksek yüzdeyi düşünmemiş olmalılar ki afalladılar. Maç içinde yapılan bir saptama vardı, çok doğruydu. İkinci periyotun başında 32 - 16 önde olunca bizimkiler, Slovenler kazanabilecekleri ihtimalini erkenden silmeye başladı zihninlerinden. Üçüncü periyot da bunun bir nevi sağlaması oldu zaten.

Kimseyi birbirinden ayırmak mümkün değil maçın sonunda, 4. periyotta fark 20 sayının üzerine çıkmışken hala blok yapmak üzere geri koşup o bloğu da yapan oyuncuları varsa bu takımın, tüyleri ürperten gurur haklı gururdur.

Maçın ardından NTV sahiden tarihi bir yayın yaptı. Irmak Kazuk'un "Sakin ol Hidayet"ine yerinde zıplayan Hidayet'in "Nasıl sakin olayım, manyak mısın?" tepkisi vermesi enfesti. Kahkahalarla ağlattığınız için, son üç dakikayı diken diken ve ayakta izlettirdiğiniz için, birbirinize kendinize güvendiğiniz gibi açık ve net güvenebildiğiniz için çok teşekkürler.. Hem o formayı giyip koşan hem de kenarda o çocukların nasıl koşması gerektiğini düşünerek emek döken adamlar, her birinize teşekkürler..



Hayatım alt üst bu aralar. Ha, daha önce de çok farklı değildi zaten, geceleri oturup birkaç saat uykuyla güne başlıyorum. Ama bu US Open iyice bozdu beni.. Bi Federer, bi Djokovic, bi Sharapova derken derken günlerim gecelerim tükeniyor! O kadar ki iple çektiğim Shanghai Masters'ı bile adam akıllı izleyemiyorum bu saçma düzensizlik yüzünden. Bir maç oldu ama.. O maç resmen tüm uykusuzluklarımı sildi süpürdü! Fernando Verdasco, vatandaşı ve dahi "takımdaşı"nı, Ferrer'i, kendisini bile şaşırtan bir performanslar, setlerde 2-0 gerideyken 3-2 yenmeyi başardı. Saat neredeyse sabah 6 olmuştu ve ben yatağımın içinden bir anda fırlayıp zıplamaya başladım Verdasco'nun son sayısıyla birlikte. Yıllarca bu maçı da, o anı da unutabileceğimi sanmıyorum. Şimdi güzide Tatlıses eseriyle sesleniyorum Fernando'ya, bir tek dileğim var, Nadal'ı geç yeter!




İtiraf etmek gerekirse gece o kadar da keyifli başlamamıştı. Şu Williams kardeşler kadar uyuz olduğum çok az spor insanı var yer yüzünde! Taslarını taraklarını toplasın, illa spor yapacaklarsa gözden uzak bi köşede curling falan yapsın bunlar, huzur bulurum! Ama yok, onlardan "nispeten" daha katlanılabilir olanı, viyaklamalar arasında bu gezegende zorlasam aşık olabileceğim iki üç kadından birini alt etti, acımadan. Gerçi Francesca ne yaptıysa olmadı, olamadı! Seviyorum ama seni yine de yavrucuğum. Sen savdın sıranı, şimdi Venus'u pataklasın aşağıdaki cengaver!

Kendime not: Maç izle maç.. 11'e 11 olanından!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder