14 Eylül 2010 Salı

Final Haftası!

Geçtiğimiz iki hafta boyunca bir yandan Dünya Basketbol Şampiyonası, bir yandan US Open derken, futbolu okumak dışında bir şey yapamadım! İşin seyir kısmı uzun adamlara, "ahhii, hııaa" diye raket savuran erlere, dişilere kaldı.

Tek erkekler finaline adını yazdıran iki isim, "Djoker" ve "Rafa" oldu malumunuz. Kalbimden geçen Verdasco - Djokovic finaliydi, yalan yok! Federer ve Nadal antipatim nedense geçecek cinsten değil çünkü. İkisini birden gönderebilseydi bu delikanlılar pek şık olacaktı ama sabaha karşı oynanan final maçı bana "ya bu Nadal aslında o kadar da kötü adam değilmiş canım.." dedirtti.


Yağmur sebebiyle kesintiye uğrayan maçı, ikinci yarısında izlemeye başladım. Nadal da işte tam o sıralarda zaten canımı sıkan tiklerini sıralamaya başladı. Servis karşılayacakken önce sağ eliyle burnuna dokunup sonra saçlarını sol kulağının arkasına, devamında da sağ kulağının arkasına yerleştirdi. Bir de "şortunu" çekti mi tamam! Resmen bu adamı her izleyişimde çocukluğuna inmek istiyorum. Bu kadar seri bağlanmış takıntılar hakikaten sağlıklı değil çünkü.. Sen dünyanın bir numaralı tenisçisi ol, türlü çeşit takıntın olsun, bir de bunları maç içinde özenle sergile! Eşsiz.. Totem olduklarına inanmak istiyorum, totem olarak başlamış, alışkanlık olarak yerleşmiş eylemler olduğunu düşünmek istiyorum ama yok.. Kandıramıyorum kendimi.

2. sete hızlı başlayan Novak seti aldı ve durumu 1-1'e getirdiyse de gerisi bir türlü olmadı, olduramadı. Bir dolu basit hata yaptı ve bunun bedelini de ödedi. Her ne kadar sahiden ruhunu ortaya koyarak direnmeye çalışsa, defalarca kendisiyle konuşsa, hatta kavga etse bile çözemedi bu durumu. Federer yorgunluğunu da hesaba katmak gerek burada..

Maç sonunda çok leziz görüntüler vardı. Her iki oyuncunun da sinirleri laçkalaştığından, Djokovic yükselen hırsına rağmen kaybetmesinden, Nadal da üzerindeki GS koleksiyonu baskısından son puanla birlikte saldılar kendilerini! Hele Nadal'ım yavrum, hıçkıra hıçkıra bir hal oldu!

Her ikisi de birbiri için çok onore edici sözler söylediler ve kocaman olgun adamlar olduklarını gösterdiler. Bu durum hakkında "formalitedir" diye düşünenler vardır, ki çoğunluktadırlar da belki. Ama bu adamların samimiyetleri biraz da tükenmişliklerinden dolayı ortadaydı, perdeleyecek dermanları kalmamıştı zira bu zorlu turnuvanın sonunda.

Seramoninin en gülümseten anlarından biriyse, Nadal'ın, kazandığı para ödülünün zarfını cebine sokmak üzereyken Djokovic'e vermesi ve Djokovic'in de bu zarfı iade etmemesiydi ki keyifle gülüştü onlar, ben de aralarına karıştım. Onca gergin servisin, kritik puanın, bir açıdan "savaşın" ardından böyle minik "komiklikler, şakalar" herkese iyi geliyor, orası kesin!

Ha sen de iyi ki pılını pırtını topladın erkenden gittin Williams'ların Venus'ü..


Kendime not: Basketbol Şampiyonası dedin, yazmayacak mısın onu?
Kendime cevap: Yazacağım. O hikaye bambaşka yüzler kazandı "takım elbiseye" girince çünkü.. Biraz demlensin hele..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder