27 Ağustos 2010 Cuma

Paçalardan Akan Ruhsuzluk!


Akşama Guti'nin golüyle başladım. Maçı izlediğim mekan önce Beşiktaş'ın, daha sonra da Fenerbahçe'nin maçlarını yayınlayacaktı. Kendime bir masa buldum, oturdum. Ortalık Beşiktaşlı gençlerle dolup taşıyor tabii.. Ama en hareketli masa yan masa.. Onların hareketleri beni de birbirinden leziz cümleler kurmaya sevk etti.

Guti'nin golü dedim, işte o golle başladı mekandaki arkadaşların kaşınmaları. "Kimi gider Roberto Carlos'u alır, kimi de gider onun kaptanını.." dedi bizim içten dürtmeli taraftarımız. "Had'ordan!" çektim bi' güzel. Bir diğeri maçın bitmesine 5-6 dakika kala masadan kız arkadaşını da alarak kalktı, "Şimdi sırada Trabzon ve Paok var, bekliyorum ikisini de, tur haberlerini verin bana, arayın beni" dedi geride bıraktığı renktaşlarına. Gördüğüm 3 golüne birden çocuklar gibi şen olduğum Beşiktaş'a da tek kelam etmeyeceğimi, kılımı dahi kıpırdatmayacağımı söyledim kendime o an, son olsun.

Terzi kendi söküğünü dikemediğinden ve kelin de kendine merhemi olmadığından kimse kimseye çamur atmadan, önündekinden yiyor bu sezon. O, birbirimizi yediğimiz zamanları özler olduk, ha babam kendi defanslarımıza, kendi yönetimlerimize çatıyoruz. Çünkü kandırmıyor artık yaratılmaya çalışılan suni "derbi" gerginlikleri falan, yemiyoruz yani.. Açıkçası akşamki futbolu oynayan Fenerbahçe'yi yarın Galatasaray yense n'oluur, yenmese n'olur!

Paok maçının başından sonuna söylenecek onca söz var ki.. Son sözümü önce söyleyeyim ama ben. Ben hayatım boyunca hiç böyle hırslanmadım, benim hırsımdansa zerre eser yoktu şu takımda.

Maç öncesi olan olaylardan haberdar değildim, gece eve döndüğümde izledim tüm rezilliğini Paok taraftarının, bizimkilerin saçmalamalarını da.. İki tane kıçı kırık otobüsle gelen adamın nasıl olup da ortalığı karıştırdığını, stadın içinde türlü rezilliği yapıp yeri göğü inlettiklerini gördüm. Bizse hem sahada hem tribünde sınıfta kaldık bunlar karşısında. Benim gibi Fenerbahçe'ye gönül verenlerin birçoğu bana kızabilir, varsın kızsınlar. Şu saatten sonra bana kimse Saraçoğlu atmosferi, aman da 50.000 kişinin baskısı falan demesin. Yok öyle bi' yalan! Ben orada defalarca maç izledim, bu kadar şuursuz bir kalabalık görmedim! Tribün gruplarının ortadan yok olmasının bedeli bunlar biraz da elbette, fakat kabahati onlara bulmuyorum ben, yaşadıkları sıkıntıları biliyorum çünkü. Ama ilk 10 dakika korkunç bir gürültü yapıp maçın devamında aklına estikçe "bizim içiiin saldır kanaryaa lalay lalay lay laaay" demekle olmuyor işte! Böyle gergin bir atmosferde süren bir karşılaşmanın, 1-0 mağlup olduğun maçın rövanşında, maçın uzatma bölümünde stadı boşaltanlaraysa tek bir lafım bile yok; elimde olsa kombinelerini, biletlerini ellerinden alır, sokmam bir daha o stada! Yerlerinde olmak isteyen onlarca taraftar var dünya üzerinde, farklı farklı yerlerinde memleketin. Ama yok.. O havanın, formanın kıymetini sahadaki ruhsuzlar kadar, dün gece o statta olanlar da bilmiyor anlamına gelir bu tablo, başka bir şey değil!

Ben ruhsuz dedim mi, kırmızı alarma geçmek şarttır; zira yutuyorum bu söz ağzımdan çıktı mı dilimin kemiğini!

Dün akşam Şükrü Saraçoğlu'ndaki herkesin eksiği, hatası, gediği vardı. Sahada mükemmel'e en yakın adamsa takımın en yenilerinden, en gençlerinden biri, Stoch oldu. O, kendini yırtması sebebiyle beni, benim gibi kendini yiyen bir dolu taraftarı en fazla anlayacak adamdı dün gece. Volkan belli ki canı yana yana sahadaydı, degajlarda Bilica'yı gördük topun başında falan.. Ama sen Santos? Allah aşkına, biri bana anlatsın bana bu adamın ne yapmaya çalıştığını maç boyunca! Bir pasın da adam gibi bulsun yerini, bir topu da zamanında çıkar ayağından, zamanında al! Yok yok yok! Dakikalarca seni kenardan izleyen, Samet vasıtasıyla da sana derdini anlatmaya çalışan Aykut'a da ilk selamımı vereyim buradan!

Ya sen Topuz? Zaten birkaç maçtır canımı sıkışların tavan yapmışken bugünkü ayakta alkışlanacak performansın neydi öyle? Kırk kişinin arasına girmeler, olmayacak ara pas denemeleri, topa sahipken rakibinin karşısında kendi topuna yerden müdahale etmek gibi fantastik denemeler! Özer keza, o "büyük oynama" aşkı tüketiyor hepimizi, farkında değil! Bilica denen adam zaten kredisini çoktan tüketmiş, Lugano desen eski hırsından uzak ancak yapabileceğinin en iyisini ortaya koymaya çalışıyor yine, hiç değilse iyi niyetli.. Gökhan Gönül, sahanın belki de maç içinde en dengesizi.. Tabii bu maç için söylüyorum bunu, bir devleşti bir yok oldu, en sonunda yine sakatlandı kolu! Emre.. Tek golün sahibi.. Maç sonunda neden çıktı, neden Selçuk diye sorarken, "Emre maçta kalsa durum farklı olabilirdi, sadece hırsı bile bu maçı getirebilirdi" diye ekledim ben. Emre için, bunu dedim.. Bakın durumun vehametine!

İsimlerini yazarken ellerim uyuşuyor sanki.. O kadar mutsuzum, o kadar görmek istemiyorum yüzlerini. Evet, lanet olsun ben taraftarım işte, taraflıyım ben. O herif, Paok'un golünü attıktan sonra formasını köşe gönderine asınca, o bayrağı formayla birlikte münasip ve müsait yerlerine yerleştirmek isteyen benim evet! Ama o ellerimi titreten hırs, göz yaşlarımın kontrolsüzce akmasının sebebi. Sahada, benim üzerimde taşıdığım formayı giyen adamların uykusuysa en "mışıl"ından şimdi, ben ayaktayken.. O başka!

Resmen içimi döküyorum bu sefer, çalakalem de yazıyorum işte, düzeltme müzeltme yapmadan! Eser kaldırırım belki bu yazıyı da..

Çok konuştum, susuyorum bugünlük. Kimse de Aykut'a konuşmasın şimdi, eğer bir fatura kesilecekse, o bu takımın başında dimdik durmaya devam eden adama kesilmesin. Sahaya mı girsin adam, ne yapsın? Topu rakip ceza sahasının dışından, kendi defansına kadar geri taşıyan, bunu da hiçbir rakip baskısı altına girmeden yapan takıma bu adam n'apsın? Ha şunu söyle anlarım; oyuncusunu azarlasın, daha fazla uyarsın, ses çıkarsın! Evet, eksikleri bunlar belki, istediği "makine" bir türlü kurulmuyor sahada, o makine zaten zart dedin mi kurulmuyor, o başka! Ama lütfen.. Gidecekse şu takımdan bir türlü form tutamayan, zaten kumaşı kötü olan, bir stada ancak "seyirci" olarak girebilecek becerideki adamlar gitsin!


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder