30 Ağustos 2010 Pazartesi

İnanırsak Olur!

Sokaklarda maç izleme işi alışkanlık yaptı bende. Afrika 2010’la ayyuka çıkan bu merak, tazecik “Spor Toto Süper Lig”le birlikte devam ediyor gayet. Ha geldi ha gelecek diye beklediğim Lig Tv’m de evime henüz teşrif etmediğinden o kafe senin, bu restoran benim savruluuup duruyorum. Kah yalnız, kah dostlarımla seyreyliyorum cânım maçları!

İşin hikaye kısmını geçersem, gündüz saatlerinde bizim Menemen’in yeni sezon toplantısını gerçekleştirdikten sonra Murat ve Pelin’i maç izlemeye sürükledim. Her ikisi de futbol meraklısı aslında, hatta Pelin Bıyıksızlar mensubu. Taksim Fermantasyon’a yerleştik ve dahi yayıldık Fenerbahçe – Manisaspor maçını izlemek üzere…

Geçtiğimiz hafta yaşanan, Trabzonspor’la başlayıp PAOK’la süren kabusun izleri hala üzerimizde başladık maçı izlemeye. Ben bu tribünleri böyle görmeye alışkın değilim, o bayrak benim gözümü boyamıyor yani. Hele reklam panolarına “comic sans” ile yazılmış, Türk Telekom imzalı ve yazım yanlışlı “futbol sen bizim herşeyimizsin” cümlesi hiç mi hiç kandırmıyor beni! İnsan görmek, insan duymak istiyorum o koltuklarda, tribünlerde. Ama mümkünse PAOK maçını orada izleyen seyirciyi uzak tutun biraz olsun yahut eğitin tribün konusunda.

Daha maça gelemeden dağılıyorum, nasıl bir sinir yaptıysam ben!

Maçın en öne çıkan ismi şüphesiz Okan Alkan oldu. Maç öncesi oturduğumuz mekanda televizyona “olası 11’ler” çıktığında adını gördüm Okan’ın, önce “kimdi bu çocuk” dedikten sonra aydım ve merakla maç saatini bekledim, beklediğime de değdi. Hem adını büyüttü bu gencecik çocuk sahaya çıkıp hem de ona inananları utandırmadı. Genç yaşı ve nispeten tecrübesizliğine karşı sorumluluk alabilen, defalarca milli formayı bile terletmiş “ağabeylerine” oranla inanılmaz soğukkanlı, gözü kara fakat bir o kadar kontrollü bu adamı alkışlamak onun ödülü şimdi. Ama yolun çok çok başında. Dilerim her şey onun için geçmişinden çok daha güzel olur, iyilikler ve başarı getirir ona attığı her adım.

Okan’a helal olsun’lar savurarak izlediğimiz maç süt liman değil elbette. Önce Santos katletti bizi PAOK karşısında, dünse ondan bir basamak yüksekte yer bulabilecek Caner.. Maç içinde bir insan bu kadar istikrarsız bir görüntü çizebilir! Yaptığı bir iyi hareket iki tane rezil işle silinip gidiyor. Tek hayırlı eylemi verdiği akıl dolu asistti ki onu da bile isteye mi yaptı şüpheliyim doğrusu!

Tabii Caner’e gelmeden bir Baroni gerçeği var ki bu takımın yakın zamanda yalan olsun inşallah! Aykut’un bizzat kulaklarımla işitemediğim ama birkaç kişiden duyduğum bir açıklaması olmuş dünkü maçın sonunda, “Baroni sahada en çok güvendiğim isimlerden biri.

Aykut ve onun güven anlayışını sorgulamak istiyorum. Oyuncusuna ters psikoloji yapıp “gaza getirmeye” mi çalışıyor, yoksa kulübeden çok bi’ başka mı görünüyor bu Baroni bilemiyorum. Ama o da istikrarsız, o da takımı şuursuzca geri, şuursuzca ileri taşımaya kalkışan destursuz bir adam. Top ayağına geldikçe benim de yüreğim ağzıma geliyor hani..

Özer, Topuz ve Stoch’un ortak tutuldukları, takıma yaymalarından korktuğum bir hastalıkları var ki o da “kalabalık rakibe tek başına dalma sendromu” olarak bilinen, zamane futbolcularında yavaş yavaş geçmeye yüz tutmuş bir hastalık. Lakin bu arkadaşlar ısrarla "büyük oynama" heveslerini diri tutmaya çalışıyor, her maçta üç kişinin arasına dalıp topu bırakıp çıkıyorlar! Hadi Stoch saha içinde çok hareketli, bir dolu koşuyla moşuyla işi örtüyor da, Özer’in her topu ezmesi onun kalitesini siler hale geldi artık. Topuz’a ise söz bulamıyorum.

Niang gibi bir adamı bu takımda görmeyi özlemiştim ben. Rakip defansı rahatsız eden, rakip ceza sahası önünde istediği düdüğü alabilecek zekada çok futbolcu görmedi bu takım son yıllarda. Adamın enfes bir fiziği ve futbol zekası var, bu çok açık. Zaten Aykut Kocaman’ın kurduğu takımın en büyük özelliği bu bence, fiziksel becerilerine ek olarak oldukça “kafalı” adamlar gelenler ve bu adamların oynadığı oyun seyir zevkini katlayacak zamanla, eminim. Niang’a dönersem geri.. Siftahı yaptı, bir de kaymağını koydu üzerine. Maç sırasında Murat’la konuşurken bu adamın ne kadar üzgün bir ifadesi olduğundan bahsettik, Güiza’dan sonra üzgün ifade konusunu açamayız tabii ama Niang’ınki bi başka. Hüzünlü duruyor bu adam, ilk attığı golden sonraki ifadesi çok da hafızamdan silinmeyecek belki bu sebeple.

Hah gol sonrası demişken, Lugano’m var bir de, adını duyar duymaz “Luuuuuugano” diye seslendiğim cancağızım. Onun gol sevinci de görülmeye değerdi dün. Tüm hırsı, inancı, takım arkadaşlarını kollarının altında toplarken yükseldi, büyüdü, büyüledi. Her zamanki gibi..

Anlattığım gibi toz pembe değil her şey. İki haftadır puan alamayan Manisaspor üç pasla defalarca Fenerbahçe’nin ceza sahasında buldu kendini, iyi ki son vuruşları yapamadılar, iyi ki beceremediler. Ama herkes de Manisa değil işte, öyle boş bırakırsan, bir de çılgınlar gibi top kaybı yaparsan tak tak dizerler kalene kalene golleri yarın öbür gün, sayamazsın.

Mert’e geldik tabii gol deyince.. Her ne kadar Trabzsonspor karşısında tatsız bir başlangıç yapsa da onun bu takımın kalesinde uzun yıllar kalacağını düşünüyorum ben. Sakatlığına rağmen sahada sakin bir tavrı vardı dün. Bu durum daha sık forma giydikçe katlanacak, artacak, her geçen gün daha fazla güven verecek Mert, inanıyorum.

Yine çok uzun yazdım susuyorum.

Ha bu arada, akşam RadyoSpor’da Blog Futbol’a konuk olacağım “minicik”, dinlemek isterseniz buyurunuz link.

Kendime not: Utanmadın değil mi dün akşam “Gökhan, Emreciksin, sen gir” gibi saçma sapan bir espriyi üretirken? Ayıplıyorum, tek kelimeyle!

3 yorum:

  1. Maç pazar günü değil miydi pek saygıdeğer CSD??

    YanıtlaSil
  2. Aykut hocanın başarılı olmasını çok istiyorum.
    2-3 sene içinde GS'ın başına Abdullah Avcı, BJK'nın başına da Ertuğrul Sağlam geçecek ve bu üç hoca ile üç büyükler işte o zaman Avrupa'da büyük başarılar yaşayacak.

    http://hagininkosani.blogspot.com/

    YanıtlaSil
  3. Dikkatinize hayranım Sercan, bilinçli bir detaydı o, fark ettiniz kuzum.

    Hakan, dilerim Türk teknik direktörle sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da başarı yakalarlar.

    YanıtlaSil