25 Ağustos 2010 Çarşamba

Aykut bizi de değiştiriyor!


Birkaç gündür pek sesim soluğum çıkmasa da gayet olayın içindeyim, meraka mahal yok! Stresli bir hafta sonuydu geride bıraktığımız birçok açıdan. "Gollü beraberlik olsun, bizim olsun" mottosuyla sahaya uğurladığım Fenerbahçe, Topuz marifetiyle skoru tutturamasa da umutlarımı yeşertti. N'ooluyorsa?!

Pazartesi günü İstanbul'a dönüş yaptım "civar illerimiz"den birinden, yol yorgunluğu tepeme binmişken, Bıyıksızlar'la bir organizasyona katıldık, önümüzdeki haftalarda duyuracağım nedir, ne değildir'ini. Akşamına da Taksim'de bir mekanda maçı izleyelim dedik kız kıza, öyle de yaptık. İşte o maçlardan ve daha'sından aldığım notları, defterimin rehberliğinde döküyorum ortaya!

Herkes söyledi, konuştu. "Alex'siz başlamak mı? Sus, günaha girersin!" minvalinde yorumlardan, "İyi oldu hocu"lara kadar, gepgeniş bir skalada tonla Alex-Aykut ilişkisi konuşuldu maç sırası ve sonrasında. Onlarınki bir "open relationship" artık anladığımız kadarıyla, en azından Aykut bu konuda "gerekli" açıklamayı "gerektiği kadar" yaptı. Açıkçası beni tatmin etti. "Adamın bir bildiği var, bi' susun" diyorum önüme gelene, 8 kulak Aykut dinliyorum ben!

Şaka bir yana, başlıktan da anlaşılacağı üzere bu maçı benim içimdeki iki farklı "Aslı" bambaşka yorumladı. "Eski Aslı", geçen sezonun son maçında o statta ben vardım, o gözyaşlarının hesabı kesilecek Aykut, başka yolu yok diyordu yumruklarını titreterek. "Yeni Aslı"ysa duruma daha soğukkanlı, olabildiğince sağduyulu yaklaşarak, doğru olan buysa sana göre, yap arkadaş, al, ipler senin diyordu tüm "etkisiz eleman"lığıyla. Bu cümleler kafamdan geçerken "değişim ayağına bizi ayakta mı uyutuyor ulan yoksa bunlar?" diye de düşünmedim değil hani.. Düşündüm de kendime bile çaktırmadım ama düşündüğümü, o kadar inanmıştım yani değişime!

Böylesi bir rotasyon, böylesi yüksek gerilimli bir maçta alınabilecek önemli bir riskti. Yapılacak yorumlara bu denli gözü kör, kulağı sağır bir Aykut insanı ürkütmüyor değil. Mahallenin delikanlısı benim dedi, "alayına gider" yaptı. Bakalım ne kadar sürecek bu iktidar, nasıl sürecek..

Pozisyon pozisyon irdelemeyeceğim tabii ki bu maçı iki gün sonra, sıcağı sıcağına yazsam olurdu elbet, yazarsam şimdi size ayıp. Niang ve Stoch çok önemli transferler olduklarını gösterdiler ve dilerim göstermeye de devam edecekler. Ama yineliyorum, daha önce de dediğim gibi bu takımın en büyük zaaflarından biridir şu "kolay kart görme" mevzusu. Yalvarırım birileri çıkıp şu çocuklara "her naneye konuşmayın, hakemle bu kadar muhatap olmayın" desin.

Bir lafım da Bünyamin'e tabii giderayak.. İpin ucu kaçtı mı kaçıyor işte canım, bir iki hatalı karar verdin mi altında eziliyorsun onların. Topuz, o topu senin kararının arkasından bam güm çarpıyorsa yere, maçalar yiyecek, o kartlar çıkacak mesela.. İki takımın da lehine "olmayacak fauller" çalınmayacak sonra, alakasız penaltılar verilmeyecek falan.. "Hakemlik müessesesi"nde mühim şeyler bunlar Bünyamin'ciğim, evet.

Bir de not;

25 Ağustos 2010 Çarşamba gecesi Lig Tv'de Önder Açıkbaş'ın sunduğu Stat Işıkları programında olacağım. Elinizin eriştiği kumanda Lig Tv ile sıkı ilişkiler içindeyse saat 23:00'te beklerim ki izleyin.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder