20 Ağustos 2010 Cuma

Adam Haklı Beyler!


Dakika 60, arka masadan bir ses yükseldi, "bal yapmayan arı bu takım!" Adam haklı beyler!

Bizim Bıyıksızlar'dan Aslı ve sevgili eşiyle buluştuk maçtan önce. Bahsi geçen maç Fenerbahçe maçı, zira buluşma amacı PAOK - Fenerbahçe maçını izlemek. Yemeğimizi yedik, televizyon karşısına yayıldık bir Taksim mekanında daha..

Fenerbahçe maçı öncesi Galatasaray'a göz attık elbet bi' yarım saat kadar. Aslı'yla İstiklal Caddesi'nde yürürken konuştuğumuzda -ki sıkı bir Galatasaraylı'dır kendisi- "Korkma güzelim, geçen hafta aldığı tepkilerden sonra toparlanmışlardır, Karpaty'nin canını yakar sizinkiler" dedim. "Yok canım, 4 yerlerse şaşırmam bugün" dedi. Pek haksız da sayılmazmış hani, o 30 dakikadaki darmadağın oyun gösterdi bunu. Ucuz kurtuldular desek yeridir sanki..



Gelelim ana yemeğimize.. Şimdi notlarıma bakıyorum da, bir MFÖ şarkısı dolanıyor dilime, "Nasıl anlatsam, nerden başlasam mmmm"..

- Kura çekimi sırasında "şu PAOK gelmese.." dediğimiz PAOK değildi akşam izlediğimiz takım bana kalırsa. Taraftarı enfes, bu konuda herkes hemfikirdi zaten. Maçın ilk 15 dakikası, kulakları sağır edecek cinsten bir uğultu yayıldı ki Selanik'e, biraz zorlasa Edirne ahalisi evlerinden duyarlardı herhalde!

- Maçın en önemli arıza sinyallerinden biri bence sarı kartlar oldu. Yerli, yersiz, haklı, haksızını bilemem ama daha 5. dakikada ne diye sarı kart görebilir bir insan a Caner? Ağzıma gelen sözlerin haddi hesabı yoktu inan bu sırada. Sonra Semih.. Senelerdir hakemlere konuşmanın ne kadar manasız bir eylem olduğunu söyler dururum kendi kendime. Bunu bir dönemin Galatasaray'ı pek güzel yapar, meyvelerini de toplardı ama yapma bunu arkadaşım işte artık, çirkin yani. Ağlak bir ifadeyle "hoca hoca, ref ref".. Resmen cinlerimi tepeme çıkarıyorlar! Bir de öteki kart, Santos'un gördüğü o "intikam kartı" modeli var bi' de.. Herif seni tak tak iki hareketle geçer, alır ayağından topunu, sen de onu sahana dalıp atak yapmak üzereyken arkasından koşup indirirsin arkadan önden, Allah ne verdiyse! Yapma abi! Azıcık hazmetmeyi öğren, herifi kaçırdın diye dünya başına yıkılacak değil yani, koş, yetişebilirsen ne ala, yetişemezsen takım arkadaşların ne güne duruyor.. Tutup indirmek, tekme tokat dalmak neyin nesi?! O kartlar hak size de, bu takım zaten böylesi bir kadro buhranı yaşarken kimsenin de kalkıp böyle kolay kartlar görme lüksü yok, kusura bakmayın.

- Dakika 19.. Golü yedik de nasıl yedik.. O taraftar baskısına bir iki sallansa da direnmeyi bilen takım, PAOK'un belki de en aklı başında tek atağıyla, biraz da "defans asisti"yle topu ağlarında gördü, yapılacak çok da bir şey yoktu hani. Maçtaki tek gol ister istemez PAOK'un kontrollü ve mümkün olduğunca "çirkinliğe yatkın" bir oyun oynamasına sebep oldu maçın geri kalanında, yalandan itirazlar, oyunu ağırlaştırmalar falan.. Hep "profesyonellik" diye satmaya çalıştığınız naneler yani. Yemiyorum ama. Tiksiniyorum böylelerinden.

- İlk devrenin sonunda takımın fasulye kalecisi iş başındaydı yine. Çat burada, çat kapı arkasında bir insan Gökhan Gönül. Ben bu satırları yazarken odamda, masanın altında, yatağımın ucunda olabilir kendisi diye inceden tırsmıyor değilim. Bu kadar mı ayarlı çıkarılır güzelim o top o kale çizgisinden? Ne dalyan gibi kaleciler yapamıyor senin gibisini.. Sezon sonu Aykut'un yerine düşünebilir Galatasaray seni.. Düşünebilir yani işte öyle.. Uzaktan uzaktan.. (Sataşma kızım!)

- Baroni. Seni sahiden sevmeye çalışıyorum adamım. Ama sen ve senin takım arkadaşın Selçuk öyle meraklısınız ki uzaktan şutlar çekmeye, bazen olmaz ama işte o, anlamanız şart. Arkadaşın bu maçta da benzer şutlara giriştiyse de sana bambaşka bir yerden dalmak istiyorum şu an(!).. Bu kadar topla oynamak neyin nesidir bilemiyorum.. Bu kadar top bekletmek nedir yani? Top sürdüğün yerde gayri safi milli hasıla mı düşünüyorsun da bu kadar bekleme yapıyorsun sen anlamak mümkün değil. Sonra rakip geldi aldı topu gitti.. Alır gider tabii.. Öyle şuursuz tavırlar içine girersen o rakip seni de alır götürür bir gün, fark etmezsin. Dua et saçma bi' sempati besliyorum sana, çok daha ağır konuşurdum yoksa, kıymetimi bilebilirsin, evet.

- Niang. İkinci devrenin başında kanımca Semih'le birlikte sahada olması daha bi' faydalı olacak adammış kendisi. Adammış diyorum, çünkü ikinci 45'in başına kadar hem Fenerbahçe hem de PAOK için fazlasıyla kapalı kutuydu o. Açıldı, iyi de açıldı bana kalırsa. Sayabildiğim kadarıyla ceza sahasının hemen önünde, tek başına 4 faul kazandırdı takımına ki ilk yarıda esamesi okunmuş iş değildi bu.. Hatta PAOK'u o kadar ürkütmüş olacak ki, sakatlandığı pozisyonda yerde yatarken PAOK'lu Lino "değiştir" işareti yaptı bizim kulübeye doğru, sağlık ekibi bile daha sahaya girmemişken! Biz de Lino'ya çok güzel hareketler yaptık tabii oturduğumuz yerden.. Niang'a geleceğim yine. Çok olumlu sinyaller verdiği kesin. Alex'le de uyumlu olacakları gibi bir öngörüm var. Bir iki hafta marine edilmeli bu takımla, güzel gollerini izleyeceğiz sonra.

- Genel olarak bakacak olursak maça şunu söyleyebilirim; göbekten her türlü akını kesebilen, adeta geçit vermeyen adamlara rağmen kör bir ısrarla orta sahadan atağa çıkıp orta sahada kaldık biz maç boyunca. Adamlar 10 kişi kalmadan önce de durum buydu, kaldıktan sonra da. Ancak bir Allah'ın kulu da, yahu olmuyor bu, demek ki kanatlardan bindirmeliyiz demedi, diyemedi, ben çatladım. Kimse "ama Gökhan?" falan demesin şimdi.. Kanatlar etkisiz kaldı. Bunu biraz da şu sebeple söylüyorum. Dana gibi bir kalecileri var maşallah. Boy pos endam gayet yerinde elemanda. Uzun herife ha babam dayandık uzaktan şutları.. Belli ki derinlemesine paslar, yüksek şutlar işe yaramıyor, in çizgiye, sok topu ceza sahasına, yerden çalış bu adama yani. Yok yapamadık. Göbek candır dedik, canlanamadık.

- Rövanş maçı için, maç sonu arkadaşım Stavros'la konuştuk biraz. Maçta olduğunu ve 88. dakikada yaşanan tehlikeyle, Papazoglou'nun kaçırdığı gol pozisyonuyla birlikte maçın %50 - %50 noktasına geldiğini söyledi. Haksız sayılmaz. Kadıköy'de "daha az eksikli" bir Fenerbahçe olacağı kesin.. Ama şu "kulübe eksiği" nasıl hallolacak onu hiç bilmiyorum.

Kendime not: Çizginden çıkma diyorum dinlemiyorsun.. Hem totem değiştirme vaktin gelmiş sanırım, yetmedi o turkuvaz şal sana. Ayrıca maçı izlerken Gökhan Ünal için o kadar konuştun ama burada tek kelime de etmedin ya.. Helal olsun.

İkinci fotoğraf: AP Photo/Nikolas Giakoumidis

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder