2 Temmuz 2010 Cuma

Turnuvanın "Rengi" Olmaktan Fazlası..


32 takım belli olduğunda benim gönlüm yine her zaman olduğu gibi en çok Hollanda’dan yanaydı. Hatta o kadar ki, maçlar başlamadan Twitter profil fotoğrafıma Hollanda bayrağını iliştirmiştim bile! Lakin Brezilya eşleşmesini duymadan önce bile benim kolum kanadım kırılır gibi olmuştu onlar yüzünden.. Bir de Robben’sizlik!

Önce Danimarka’yı geçmeyi başardılar ama seyrettiğim futbol güven vermiyordu. Japonlar, biraz olsun sarstılar onları kontrolsüz dirençleriyle ama unutmuşlardı ki “kontrolsüz güç, güç değildi”.. Ve son olarak Kamerun.. Artık herhangi bir iddiaları kalmamasına rağmen, seyirci üstünlüğünü de arkalarına alıp Portakalları soyup baş uçlarına koymak isteseler de bizimkiler “ite kaka” aldı maçı, derin nefesler aldım.

Fakat bir şey eksikti bu takımda. Bir “dağınık” hal vardı. Yani bugün bile isimlerini Almanya ile aynı cümlede geçirmeye çekinirim ben. "Bugün bile" diyorum, Brezilya’yı saf dışı bırakmışken!

Ne maç oldu ama!

İlk yarısı ve ikinci yarısı bu denli “zıt” çok maç izlemedik biz Afrika 2010’da. Brezilya erken gelen golle “moral motivasyonu” tavan yaptırınca, “a-ha” dedim, “yolun sonu görünüyor!” Robinho, benim bu maçta patlama yapmasını beklediğim isimdi. Fabiano’nun öne çıkmaya başladığı takımda “artık benim de bir şeyler yapma zamanım gelmedi mi” diyerek gaza geleceğini düşünüyordum ki, Robinho beni yanıltmadı sağ olsun. Gaza gelmiş. Fazla gelmiş ama, gaz sinir yapmış Robinho’da. Gol iyi, hoş, defansın “mübarek” bir hatası da var ama her pozisyonda da bi’ rakibe, bi’ hakem’e konuşulmaz ki canım!

“Japon hakem üçlüsü” de bi’ acayip, bir nevi “komedi dans üçlüsü” oldular gözümde. Biri tutar “nal gibi ofsayt” olan pozisyonu “saygısından” kesmez, biri taç atışını tekrarlattırmaktan zevk alır, bu zevk alan bi’ de elini cebine atıp kırmızı kartını bulur, “huop hacı?!” tepkisini görünce de sarıya döner. Tabii ki dalgınlıktan gitmiştir eli kırmızıya da, beni güldürmüştür bi’ kere, uzun olsun ömrü. Fakat “fazla adil” olma sevdalısı Japonlar olmuyor hakemlik işinde, futbol oynasınlar tamam, hepsi Tsubasa gözümde!

İkinci devre, Brezilya’nın üstünlüğüyle başlasa da bu üstünlük sadece tabeladaymış gibi görünüyordu. Zira Hollanda, biraz “titreyip kendine gelmişti”, durum onu gösteriyordu. Çok da arayı açmadan, yine de beni biraz sinirden zıplatarak da olsa bir şut geldi uzaklardan, ki ne gelmek! Sneijder, kanımca kendisine yazılması gereken bir gol attı, fakat onu Melo’ya kaptırdı. Bir “leziz” kornerin ardındansa kendi hanesine yazılacak o “şahane” golü attı, kendime getirdi beni.

Brezilya romantik takım. Gençler hassas. İlk golle devrilmeye yüz tutan takım, hoop ikinci golün ardından devrildi, on kişi kalınca da çöktü. Bu konuda futbolcuların karakteri, takımın karakteri elbette önemli ama Dunga’nın ayakta kaldığını görseydik keşke, yok, o da beceremedi. Turnuvanın başından beri “güçlü takım” dediğimiz takım, sadece “fizik” açıdan güçlüymüş demek, yazık..

Robben’e gelmeden olmaz. “Gol atamadı ki yea” diyenin ağzına vururum, bu bir. İkincisi, Kamerun maçında gördük ki, bu adamın bi yerinde bir sihirli değnek var, neresindedir bilmem fakat olduğu kesin! Bu maçta da ikinci golün “korner”inde o vardı. Maç boyunca da kah uydurmaca, kah sahici faullere maruz kaldı, bizi inandırmasından önce, daha geçer akçe olan şeyi yaptı, hakemi inandırdı. Bu durumlar biraz olsun lekeliyor büyük isimleri kanımca, hani o haybeye düşmeler kalkmalar, rakibe oynamalar falan ama.. Neyse, “banadokunmayanyılanbinyaşasıncı” bir tavır içindeyim şu an, değmeyin keyfime!

Kendime not: İçin, için için Uruguay’ı istiyor finalde, değil mi? Arjantin – Uruguay diyorsun değil mi, yalan söyleme bana!

1 yorum:

  1. öndeyken oyunu tutma gerizekalılığına bulaşmış olan brezilya'yı görmek iğrenç. biz olmasak bile bir başkası elesin isterdim. geri düşünce sonra kasışlar filan. hödük herifler.

    YanıtlaSil