20 Mayıs 2010 Perşembe

Oradaydım#3


Son düdük. Erken çalan düdükten sonra saha kalabalıklaşıyor. Sahada, bir anons yüzünden takımının şampiyon olduğunu zanneden onlarca taraftar, koca bir takım, iki de teknik direktör var. Bunlardan biri, zaten lider başladığı maçta şampiyonluk hesapları yaptığından ve bu hesapların da tuttuğundan emin sevinirken, diğeri iddiasını yitirdiği ligin son maçında berabere kalıp çılgınlar gibi koşarak kel alaka bir şampiyonluk turu atıyor(!).

Az önce 2-2 diyerek Bursaspor – Beşiktaş maçının skorunu beyan eden ses, bu kez “yanlış bilgi” diyor, kulaklarımdan uzun süre silinmeyecek dört sözcüğü sıralıyor. “Yanlış bilgi, Bursaspor şampiyon.”

Söyledim size diyorum etrafımdakilere, hıçkırıklarım artık bedenimden çıkıyor.

Zaten karışmış olan Maraton Üst’te olaylar tırmanıyor. Telekom’dan bir dolu insan aşağı doğru koşmaya başlıyor, hedef: saha. Sahadaki taraftarsa dağılmaya başlıyor ama özel güvenlikler yavaş yavaş etkisiz kalınca polis takviyesi geliyor. Sahaya eline geçeni atıyor taraftar, eline geçen bir şey bulamıyorsa da yaratıyor, koltuğu kırıp atıyor; cep telefonunu, yanan meşaleyi atıyor…

Yapmayın” diyorum, kendim duyuyorum. "Yapmayın bunu, yakışmıyor"

Anons yapan ses değişiyor. “Boşaltın sahayı, lütfen” diyor. Boşaltın sahayı anonsu “stadı boşaltın” olarak revize ediliyor sonra o ses tarafından. Önümden beş altı kişi koşuyor. Anons yapanı bulmak üzere, bulup ne yapacaklarından bahsetmiyorum ama onlar adlı adınca söylüyorlar bunu. Gözleri dönmüş, aksi mümkün mü? Hepsinin yüzü kıpkırmızı sinirden, ağlamaktan, yarı çıplak koşuyorlar. Bense oturduğum yerde “bu insanlar bunu hak etmedi” diyerek ağlıyorum, stadı boşaltmak üzere önümden geçen ve aynı renklere gönül koyduğumuz herkes saçlarımı okşuyor. “Ağlama” diyorlar bana gözleri nemliyken.

Biraz zaman geçmiş, şiddet henüz dinmemişken çıkmaya karar veriyoruz artık stattan, yapacak bir şey yok.

Telekom E blokta bir alev topu görüyorum sonra, yürüyüp yanından geçiyorum. Allah biliyor ya, o an ağzımdan tüm sağduyuma rağmen bir iki cümle dökülüyor; “Ruhsuz köpekler, bunlar size az bile…” Küfürlerimi sakınmıyorum.

Dışarı çıkıyorum. Çıkışta ambulansın sedyesinde bir taraftar üzeri paramparça, belli ki bir arbededen kurtulmuş. Bir yanda özel güvenliklerle yumruk yiyen taraftar ve onun arkadaşları arasında ağız dalaşları, itiş kakışlar… Dışarısı daha büyük cehennem.

Yürümeye başlıyorum, yanımda arkadaşlarım, yerler alabildiğine cam kırıkları. Stadın altındaki Fenerium’un kepenkleri tekmeleniyor. Polis kifayetsiz. Ya da öyle sanıyoruz biz, şimdilik.

Koşarak gittiğimiz yönden birileri geliyor, “gitmeyin şişeler havada uçuyor” diyor. Bu maçta ölmedik ya, şişeden ölmeyiz diyerek yürümeye devam ediyoruz. Ayakkabıma camlar batıyor.

Copları elinde, elleri havada onlarca polis üzerimize yürüyor. Aramızda 20 metrelik bir mesafe kalmışken bir anda polislere doğru alevli bir şişe uçuyor. Yok artık, Molotof mu bu diyorum kendi kendime. Polis, yönetim aleyhine tezahürat yapan taraftarla dalaşırken kendimizi korumaya çalışıyoruz.

Sesler sirenler dinmiyor. Gözyaşlarım aksine dinmiş.

Otobüslerin bulunduğu otoparka geliyorum; İzmir’den, Ankara’dan, Adana’dan kalkan, onlarca Fenerbahçeli taraftarı “Şampiyonluk şölenine” taşıyan otobüslerin olduğu otoparka… Durum kritiği yapıp Migros’ta maç izleyen arkadaşlara ulaşmaya çalışırken bir anda bir dumana teslim oluyorum, gözlerim ve boğazıma biber gazı doluyor.

Arap yağı bol bulunca malum yerine sürer olduğundan, bizde de “ihraç fazlası”(!) biber gazı “deodorant” niyetine püskürtülüyor tabii. Zaten onlarca tatsızlıkla boğuştuktan sonra bir daha gözyaşı bir daha tıkanmalar geliyor, ilk gördüğümüz otobüse atıyoruz kendimizi.

Herkes renktaş. Ama herkes yabancı. Bir süre oturup bilmediğimiz otobüste, kendimize geliyoruz. Sonra Migros’tan arkadaşımız geliyor ve stat çevresinden uzaklaşmaya başlıyoruz. Olaylar susar mı? Susmuyor.

Boğa’nın önü arkası sağı solu insan kaynıyor, şangır şungur eksik olmuyor, şişe, camlar Allah ne verdiyse kırılıyor. Bu kabus bitsin artık diyorum, bitmiyor.

Yürüyoruz, öylece olaylara seyirci, yürüyoruz.

Saat 23:30. Maç bitti. Şampiyonluk gitti. Şimdi eve dönme vakti.

Devamı Cuma...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder