18 Mayıs 2010 Salı

Oradaydım#1


Söz çok. Bir o kadar da yok. Ben oradaydım. Sen de orada neler olmuş onları okuyacaksın. Birkaç gün yalnızca, mevzu belli.

Bazı zamanlar insanın bedeni kendine ağır gelir, mide yanmaları, dinmek bilmez baş ağrıları, kasılmalar, kramplar… Taraftar olan bilir ki, bu haller her önemli karşılaşma öncesi kendini gösterir. Atkılar, formalar hazırlanırken bir yandan geri sayılır, bir yandan da gelsin ağrı kesiciler, gitsin kramp çözücüler…

İşte öyle başladı hafta. 10 Mayıs itibariyle daha oynanmamış bir maçın sonucu manşetlerden verilir, Fenerbahçe şampiyon ilan edilir olmuştu. Biz temkinli insanlarız, biz kısacık ömrümüze bir Denizli faciası sığdırmışız. Kulak tıkayıp her sese, bir hafta sokak sokak gezmişiz İstanbul’u sarı laciler üzerimizde. İnanmak, kendimizi inandırmak istemişiz yeni şampiyonluğa.

Bir bilet krizi başlamış sonra, Biletix’e sövmüşüz ağız dolusu. Nihayet ellerimizde biletlerimiz, gözler sevinçle bakmaya başlamış hafta sonuna. Kim hangi tribünde olacak onun araştırması yapılır, maç öncesi neredeyiz sorulur olmuş, sonrasının adresi belli.

Cumartesi gecesi heyecandan yatak batmış, yastık batmış, uyutmamış. Bir göz çubukluya bakarken uyuyakalınmış, iki saat sonra uyanılmış. İş güç yetiştirmek bir yana dursun, kahvaltı bile edilememiş gerginlikten, evde bir iki saat zor geçirilmiş, yola çıkılmış.

Beşiktaş’tan Üsküdar’a bir yolculuk sonra. Üzerimizde sarı lacivert bir gölge, dilimizde dualar, yüzümüz asık, kulaklarımızsa tıkalı atılan her lafa. Üsküdar’a varmak ilk kez bu kadar zaman almış, Üsküdar – Kadıköy arası desen, o da bir o kadar uzak sanki…

Nihayet Grange’a varıp eş dostla buluşulmuş, kimileriyle hasret giderilmiş, kimileriyle yeni tanışılmış. Günün ilk birası kana karışmaya yüz tutmuşken dillere yeni marşlar dolanmış, inlemiş köşesi bucağı Anadolu’nun. Maça üç saat kala yola düşülmüş, stada varılmış.

Saraçoğlu heybetli, Saraçoğlu mağrur duruyor ayakta ve güneş parıldatıyor yüzünü. Gözlerim o gün ilk defa doluyor o kalabalığı da görünce, o inanan kalabalığı…

Maça iki saat kala stada giriyoruz yavaş yavaş. Aklımız fikrimiz saatte. Başlasa da bitse şu maç, başlasa da bitse! Başlamıyor, başlamadığı gibi tribünde yer bulmak mesele, adım atacak yer bulmak güç Telsim’de, Telekom yani işte. İtiş kakış buluyoruz yerimizi, duruyoruz orada. Tam 4 saat sürecek bir “ayakta durmak” başlıyor sonra. Tam 4 saat. Ayakta.

Devamı Çarşamba...

1 yorum:

  1. okurken tüylerim diken diken oldu duygulara tercüman olmuş bu yazın.

    YanıtlaSil