13 Mayıs 2010 Perşembe

Kısa Bir Aradan Sonra


Birkaç gün ara verince uzun yazılarla geri dönüyorum. İtiraf et, o zaman hiç sevmiyorsun burayı değil mi?

Biraz kaçtım İstanbul’dan. Bu arada da blogda olmasından büyük keyif aldığım o yazıyı, Bozkurt K. Yılmaz söyleşisini ekledim, gözler önünde kalsın, dursun istedim birkaç gün. İlk röportajı olunca buraların heyecan veriyor tabii ki.

Çok uzakta değildim. Trakya’nın birkaç köşesini gezdim geldim. Baharın yaza durduğunu da işte bu seyahatte gördüm. Yemyeşil her yer ve gökyüzü mavi bir yerlerde. İstanbul’da olanlar sözüm size, kaçın biraz buradan. Döndüm ama aklım bu yolda kaldı işte…

Maç izlemedim, maç yorumu okumadım. Dananın kuyruğu koptu kopacak, dana endişeli. (Şair burada Fenerbahçe ve Bursaspor’a sesleniyor) Herkes beklemede.

Yarın büyük bir “bilet” savaşına gireceğim sabahın köründe, benim için dua edin.

Söz söylemeden olmaz.

Phoenix, cânım Phoenix 4-0^lık tertemiz bir seriyle efsane Spurs’ü delik deşik ettikten sonra Boston da Cleveland’ın canını yakıyor. Dün gece oynanan maçta 3-2 öne geçmeyi bildi Celtics ama ne maç oldu o öyle! Sanki iki takım da “nasıl aynı takımda iki farklı performans sergileyebiliriz”i sergiledi bize. Maça hızlı başlayan Cavs, çabuk yoruldu. Rondo ise ayrı bir yazı hak ediyor, özellikle 4. Maç performansıyla…

Ve UEFA Avrupa Ligi Kupası Atletico Madrid’in

Yalan yok, maçın sadece uzatmalarını izledim, tek golünü gördüm. İspanya’nın en çok kupa sahibi olan üçüncü takımı o kupalara birini daha ekledi müzesine kondurdu. Kanımca hak eden de kazandı. Diego Forlan gözümde efsaneleşmeye devam ediyor.

Kendime söylüyorum Diego sen anla notu: Ay lav yu Diego.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder