3 Mayıs 2010 Pazartesi

Hafta Sonu Tahlili

Cumartesi gecesi bizim zirve kovalayıcılardan puan kaybeden olmadı. Ee tabii iyi bu, biz kazanmaya devam edelim, dünya kazansın, dert mi?!

Cumartesi gecesini Barcelona maçıyla bitirdim böylece. Barcelona Şampiyonlar Ligi’nde Jose’den çelme yedikten sonra biraz sarsılır diyordum. Keza birkaç haftadır da “nerede o eski Barça” dedirten bir futbol oynuyorlardı. Yine zorlandılar, skor yanıltmamalı kimseyi. Artık sistemleri mi çöker gibi oldu nedir, bir enteresanlık var oyunlarında bir süredir. Kimin, hangi "sipor" yazarının yazısıydı geçenlerde okuduğum hatırlamıyorum ama Guardiola’nın bir B planı olmadığını, “ofansif” anlayışını sahada gösteremediği zaman çuvalladığını yazmıştı. Kısmen de olsa katılıyorum buna.

Pazar ise biraz Real Madrid’e kaydırdım gözümü. Bu kez ender gelişmeyen Osasuna atakları yordu bizim parlak oğlanları. Kanımca “gayet” berabere bitmesi gereken bir maç, “Kobi Jöle” sponsorluğundaki Ronaldo’nun golüyle yön değiştirdi.

Pazar’ın sonunuysa kendi adıma bir “taraftar rezaleti” olarak nitelediğim Lazio “züttürükleri” kirletti.

Sen istediğin kadar “ezeli rakibi” ol Roma’nın bilmem nenin. Nasıl bir psikolojidir bu anlamak güç doğrusu. Onlar şampiyon olmasın diye, sahada koşturan futbolcuna atak yaptığı için tepki göstermek, Interli oyuncu kart gördü diye hakeme çemkirmek... Bu tek kelimeyle çirkinlik. Böyle bir taraftardan her türlü ahlaksızlık da beklenir. Geçen hafta zevzeklerin dillendirdiği “Bursa’ya yatar mı Galatasaray eha eha” gibi bir şeydi işte, sahada olmasa da tribünde canlısını gördük o senaryonun. Pis bir şeymiş, düşünmeyin bile bir daha!

İkinci golden sonra maçı kapattım, daha fazla bozamadım sinirimi. Böylesi bir galibiyet, “karakter tahlili” gibi bir şey oldu zira.

5 Mayıs’taki kupa finali, sen gel bi’ canım daha yakına…

Okura not: Yarın, geçtiğimiz hafta bahsettiğim söyleşi yayında olacak. Gecikme "ben kaynaklı" olduğundan, özür borç bilinir, ödenir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder