20 Nisan 2010 Salı

Pazar Havası

Pazar gününün havası hala üzerimde. Ilık, huzurlu ve tatlı bir yorgunlukla başladım haftaya. Sanki Alex koştu, ben yoruldum..

Birçok ses çıkıyor, birileri galibiyeti çılgınlar gibi kutlarken, öbürleri mağlubiyetin faturasını Bilica'ya çıkarıyor. İkisini de dalgın gözlerle izliyorum.

Fenerbahçe, Manisa karşısında belki de sezonun en kötü futbolunu oynadıktan sonra Beşiktaş'ın önünde beklediğimden iyiydi. Benim tahminim beraberlik yönünde olsa da maç öncesinde, becerdiler yüzümü kara çıkarmayı, hep böyle kara çıksın bu yüz!

Haa.. Bu demek değil ki kudurmadım, sinirlenmedim olanlara. Bilica konusunu birkaç hafta daha konuşuruz muhtemelen, ne esprisi biter ne sövmesi. Ama Bilica'ya çok yükleniliyor, orası da bir gerçek. Birçok yorum okudum, yok efendim o adam bu formayı hak etmiyormuş'tan tutun da, Bilica'yı omuzlarda taşımalı'ya kadar geniş bir skalada onlarca yorum. Hiçbirine de katılmıyorum. Hırsının sonucudur o eylem bana kalırsa, ahlak noksanlığından pay alan bir hırs patlaması.. Budur. Bunu görüp de cezasını kondurmayan hakemi konuşmak mübahtır artık an itibariyle.

Pazar havasının üzerimde kalmasının bir sebebi daha var. Artık üç yeni kitabım bir de arşivlik filmim var. Ha gerçi bu arşivlik film, "arşivlik" olduğundan sahibine iade edilecek elbette. Güzel çaylar, yemekler, kahveler, keyifli sohbeti ve varlığı için, benim tabirimle Romanowski'ye, yani karşı tribünün "sarı" diyenine teşekkür, çokça!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder