11 Nisan 2010 Pazar

Bir Klasik O!

Sarhoş bir Cuma gecesinin ardından toparlanmak için yollara vurdum kendimi Cumartesi günü. Ama sabah uyandığımda aklımda yalnız bir şey vardı ve bir his; her önemli maç öncesi içime yerleşen “huzurlu huzursuzluk”. Sebebi mi? El Clasico’nun ta kendisi!

Bir maç bir insanın dengesini daha oynanmadan alt üst ediyorsa, orada bir şey vardır. İtiraf edeyim, takımımın her maçı bu hissi yaşatmaz bana. Ama kimi zaman sadece fikstüre bakmak ve gelecek haftaki maçı görmek bile içimi sökebilir yerinden! Bir iki yıldır Real Madrid – Barcelona maçları da sağolsun, aynı hissi yaşatıyor. Konsantrasyon eksiltip bolca futbol konuşturuyor.

Dedim ya, Cuma gecesi bir içmek’tir geldi, gitmedi. Cumartesi sabahında ise Kilyos’a uzanan, Merter’de sonlanan bir yolculuğa çıktım. Saat 22:30’du, ben tüm maç yoldaşlarımı yanıma almış, arkadaşlarımla birlikte maçı izlemeye hazırlanıyordum. Üzerimde “bu kız normal mi”demeye dili varmayan bakışlar. Tabii yeni tanıştığın insanların bunca futbol sevgini anlaması zor. Bu konuda da yapılacak ne varsa yaptım şimdiye kadar. Huh ne çok konuştum!

Real Madrid, ev sahibi olma avantajı denen şeyi sanırım evde unutmuştu. Belki de Barcelona, adamların bu hissini gasp etti bir yerlerde, bilemiyorum. Ama kesin olan bir şey var ki, özellikle ilk yarım saatten sonra ortaya çıkan Barcelona rahatlığı, şayet bir Real Madrid taraftarı olsam kudurturdu beni. Barcelona bu baskın ve rahat futbolunu başkalarına karşı oynayınca pek şaşırmıyoruz aslında ama Madrid gibi bir dev, hele son haftalarda iyice yükselişe geçmiş bir takım, nasıl oldu da böyle siniverdi anlamak güç.

Ronaldo’nun kör bir hırsı var. Bu sanırım karakteriyle ilgili, adamla aynı masada oturmuşluğumuz yok, tamam ama şişmeye müsait bir egosu var ve ondan "daha iyi" biri/bir şeye karşı bilendiğinde saçmalama olasılığını artırıyor. Dün akşam da bunu yaptı işte. Acele şutlar, paslar… Gole kilitlenmek, gol hazırlığı yapmak işini unutturdu ona.

Maçı izlerken Pep’in kenardaki hareketlerini görmeye bayılıyorum. Yani bir kamera da ne olur onun üzerinde olsun 90 dakika! Ben heyecanlı teknik direktör seviyorum bu adam da sevdiğim şeyi sunuyor bana! Hele o kaşlarını “Küçük Emrah” soslu kaldırması yok mu… Şaka bir yana maçı izlerken, bu adam efsane olabilir Barcelona’da ve uzun yıllar takımın başında kalıp bir Ferguson vakası olabilir dedim içimden.

Valdes’e değinmeden edemeyeceğim. Bu adamı hiç “tamam” görmedim ben. Yani hiçbir zaman “kalede o varsa, sırtı yere gelmez bu takımın” dedirtmedi bana. Casillas öyle değildir mesela, sanırım bu biraz da karizma hadisesi. Ama Valdes, dün Barcelona’nın en iyilerinden biriydi ve gerçekten maça inanmıştı. Bunu, her zaman yapmaya meyilli olduğu saçmalıkları yapmamasından çıkarmak mümkün…

Sözlerimin sonuna gelirken değerli okur, seninle daha önce paylaştığım o “70’te stat boşaltan taraftar” konusuna dönmek isterim. Be danalar! Hepinizi gördüm dakika 80’de merdiven çıkarken! Sahada dünyanın en önemli derbilerinden biri oynanıyorken, takımın 2-0 mağlup durumda diye basıp gitmek nedendir?! Siz evinizde oturun arkadaşım… Bana bunu “ama o sükunet içindeki tribün de bir kültür” diye sunacak biri varsa aranızda ona da laflar hazırlarım. Söylemeyeceğim başka bir şey, daralıyorum!

Goller? Artık konuşamıyorum ben onlar hakkında. Ancak ikinci gol, ilkini döver.

O “göğüs” çalımı dedikleri şey de…

Oof of!

Kendime not: Çok uzun yazıyorsun bazen kaptırıp…

Fotoğraflar: Reuters, Marca.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder