23 Mart 2010 Salı

Ne Güzel Böyle Anılmak...

Söyleyecek söz yok konu ölüme gelince. Benim de çevremde bilinen bir özrüm var taziyeler konusunda. Bir iki çift bir şey söylemek geçiyor ama içimden Canaydın'ın ardından.

Her kayıp acıdır, uzağındaysak bile yitenin, insan yanımızı yakar biraz olsun. Yakınındakiler bilir ama en fena yüzünü ölümün. Onların yası sürerken, bize göre hava çoktan hoştur.

Dün gündüz saatlerinde son dakika haberlerini görünce afalladım ben. "Özhan Canaydın vefat etti". Biliyordum, rahatsızdı, evet. Ama bir "ah" gelip oturdu yüzüme. "Tüh be" dedim, "güzel adamdı". Dönüp de etrafımdakilere, "çığırtkanlığın çirkinliği değil, sükunetin asaleti geliyor şimdi gözümün önüne, ne güzel böyle anılmak" dedim.

Derken bir tekzip geldi. Yok, hayattadır Özhan Bey dediler, tüm taziyeler geri çekildi. "Haydaaa" dedim. Arkasından kendimi zorladığım halde samimiyetlerine inanmadığım "Haydi dua edelim"ler döküldü. "İyi hoş da, bunu gözümüze sokarak yapmasanız" dedim bu sefer de. Baktım bir diyaloga girme çabasındayım televizyonla, vazgeçtim.

Ne acı bu "asılsız" haberler. Sorumsuzluk çok hafif kalan bir sözcük durumu nitelemek için. Daha iyisi de kirletir bu yazıyı. Bu kadar konuşacağım o yüzden.

Şimdiden sonra sesimi yükseltecek de değilim. Ama "Yaşarken kıymetini bilmediler de adam gözlerini kapar kapamaz en büyük destekçisi kesildiler" diyenleri anlamıyorum. Bırakın, ölen kör her daim badem gözlü olacak zaten. Ama bu ülkenin gerçekten futbolu seven insanları, renk-forma ayırmadan hakkını teslim ettiler Özhan Canaydın'a görevinin başındayken. Çirkinlikleriniz, hiç değilse şimdi örtülsün sessizliğinizle, azıcık susun da.

Büyük bir camianın, en güzel isimlerinden biri olmak, zaman zaman zıvanadan çıkan rekabetlerin asil yüzü olmak herkesin harcı değil. O yüzden Özhan Canaydın, en huzurlu uyku senin olsun.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder