29 Mart 2010 Pazartesi

Bir Derbinin Daha Sonuna Geldik

Böyle maçlar bende “neresinden tutup başlasam da yazsam” hissi oluşturuyor. Başından beri “gollü beraberlik olur” dediğim maçı Fenerbahçe kazandı; hem de yolculuk esnasında uyuyakalıp da gözünü açtığında “geldik mi?” diye soran bir çocuk sayesinde.

Ben bu iki takım karşı karşıya geleceği günlerde, maç bitimine kadar “kesif bir huzursuzluk” duyuyorum. Yani anlayın ki, benim tüm günüm, bir gün öncesinden zehir olmaya başlıyor. Oturduğum yerde oturamıyorum, yaptığım hiçbir işi tamamlayamıyorum, konsantre olup film bile izleyemiyorum, düşünün, o kadar! Bugün yine aynıydı. Uyandım, aklıma gelen ilk şey telefonuma uyandığım anda gelen mesaj ve hemen arkasından bu maç oldu. Bütün gün minik minik söylendim kendi kendime. Ama yazının başında da dediğim gibi büyük bir inançla ”berabere bitecek bu maç” demekten geri durmadım.

Fenerbahçe’nin Sami Yen’de alkışlandığını görmek de bize kısmetmiş. Sebep acı yalnız. Bir sonraki alkışlanma merasimi için kimin hayatını yitirmesi gerek, bilemiyorum. Daha da vahimi, şimdikilerden biri “giderse” alkış falan olmaz sittin sene!

Maç boyunca, “bu ligde iş yok” dedim durdum. Çünkü ligin en çok şampiyon olan iki takımı, aralarındaki “deli” rekabete “rağmen” ruhsuz, tangır tungur futbol oynadılar ki, “bu mudur?!” dedim birçok kez. Ama ilk 15 dakikada Fenerbahçe’nin kazanmayı daha çok istediği, bunu isterken de soğukkanlılıklarını adam akıllı sağladıkları görüldü, belki de ilk kez.

"Selcuk? Man of the match?! C'mon!!"

Selçuk, yani yazının başında “geldik mi” diye soran çocuk, ilk devrede golüne benzer mesafeden bir şut denedi, olmadı, biz de şaşırmadık zaten. O arada yanımdakilere dönüp “Selçuk azalarak bitsin ya” dedim. Çünkü açık konuşmak lazım, futbolcu olması şans eseridir bana göre. Bu kadar yakışmaz, oturmaz yaptığı işe bir insan! Olmuyor olamıyor yani benim için bir türlü.

İlk yarıdaydı sanırım yine, Süleyman diyerek ismini verip rencide edeceğim dördüncü hakem, Daum’a gelip horozlandı! Bildiğimiz horozlandı yani! Daum sinirlenmiş kulübede, yürümüş. Çizgisini geçmiş mi bilmiyorum ama sana yaklaşmadan durmuş, sen hakemsin be Süleyman, kontrolü sağlamak senin görevin, işleri çığrından çıkarmak değil. Sen neye dayanarak burnunu kenardaki teknik direktörün burnuna dayıyorsun? Yerini ve mümkünse duracağı yeri de bilsin herkes.

Giovanni Dos Santos önemli adam. Birkaç koşusu ve şutu var ki kalitesini kanıtlar cinsten. Ne olursa olsun kalmalı kanısındayım Galatasaray’da. Servet’e getireceğim bir de sözü hazır Galatasaray’a uğramışken. Sen nasıl bir hırs küpüsün, öylece yontulmadan, "kaynağından soframıza" gelmişsin? Rakibin yüzünü avuçlamak diye bir eylem soktun lügatıma, büyüksün(!).

Maça dair notlar verir gibi oldum, yazı bütünlüğünü kaçırdım, gördünüz mü? Olsun yazayım, uyumam lazım.

Selçuk, tüm sezon boyunca benden en fazla olumsuz eleştiri işiten futbolculardan biridir. Uyuyan prens olacak, bir şey değil, bu şutla Hiddink’in favorisi olacak diye ürküyorum. Risk almaktır yine de o şut, şansın da yardımıyla goldür. Leo Franco faktörünü de unutmamak lazım tabii. Ama kendi taraftarınca yuhalanmayı da hak ettiğini söyleyemem şimdi, hele maç daha bitmemiş, kalecin hala senin formanı terletirken, adama ne diye aleyhte bağırırsın a taraftar? Olmaz, kim yapıyorsa yapmasın bi’ daha, zararı dönüp yine bağırana kaçıyor sonra.

Guiza… Bir Fenerbahçe maçı söyle ki bana söz sana gelmesin. İyi kötü illa ki sana laflar hazırlıyorum hep. Arkadaş, bir top sürekli bir futbolcunun “uzağına mı düşer”, o futbolcu bir topu sürekli “ayağından mı açar”, hep “ofsaytta mı kalır”??? Bir takımı tek maçta ipten almak mesele değildir ama bilesin, istikrar mühimdir ve ben bunu ana dilinde ekleyeceğim yazının sonuna, okursan unutmazsın belki. Gökhan Ünal’ın senin yerine oyuna girmesi sana en büyük cevap..

Keita’nın şutu öyle güzeldi ki, Volkan o şutu içeri alsaydı bile “ne güzel yedi” diyebilirdim! Kurtardı, ne güzel kurtardı dedim. Kırılma anlarından biriydi maçın, şüphesiz.

Son sözüm, Volkan’a olacak.

O “oturduğun yerin"le yumuşattığın top da neyin nesi? Rakip tribünde olsam delirebilirim bu görüntüye evet. Peki üzerindeki forma bu durumu değiştirir mi? Hayır. Sadece görüşümü bi-iki kahkahayla yumuşatıyor, "höh Volkan, bu ne şimdi?!" diye gülümsetiyor. Ama yıllara yaslanmış rekabetlerde bu ve benzeri hareketler olduğunda bir tarafın taraftarı çok eğleniyor, diğeri ise kuduruyor. Bu bir damara basma yöntemi, aksi iddia edilemez. Şık mı? Değil. Orası kesin. Bu duruma "lölölö" diye "çirkince çemkiren" kimi Galatasaraylılar'ın da bence Volkan'dan farkı yok. Eğer 1-0 Galatasaray önde olsa ve Leo Franco böyle "yumuşatsa" topu, yarına kalmaz, bu geceden "wallpaper"ı çıkardı o görüntünün, kapışırdı herkes. Kimse yüklüce yüklenmesin bu nedenle kimseye. "Olmamış" diyoruz, geçiyoruz.

Çok şey var daha, herkes yazacaklarımı da yazamadıklarımı da yazmıştır bir yerlerde okuyunuz itinayla. Belki ben de bir iki satır daha kondururum buralara.

Gecenin devamında bir derbi daha vardı İspanya’da; Real Madrid – Atletico Madrid. 3-2 Real Madrid’in kazandığı sıkı bir maç oldu o da. 5 gol. Bizde bi’ tane, Allah bereket versin!

Guiza’ya not: Estabilidad – İstikrar

Kendime not: İyi oldu bağırmadığın, yalnız alkışlarken dikkat etseydin biraz da kırılmasaydı o tırnak.

4 yorum:

  1. daum ve hakem arasında olanları kafasına takan bir ben değilmşm. tskkrler.

    YanıtlaSil
  2. Takılmamak mümkün değildir o "dikleniş"e.

    YanıtlaSil
  3. selçuk hariç gerisine yüzde yüz katılıyorum canım (:

    YanıtlaSil
  4. Biliyorsun bu konudaki fikirlerimi.. :)

    YanıtlaSil