3 Mart 2015 Salı

Şampiyon?


Bundan çok uzak bir geçmişte değil, sadece iki yıl önce evde Digiturk ve tabii olarak Lig Tv, cebimde taraftar kartım ve kombine kartım, hafta içi futbol gündemi izleyip hafta sonu o gündemin içinde yaşarken; bugün evimde ne Digiturk ne Lig TV, cebimde ne taraftar kartı ne de kombine var. Ülkenin hafta içi ve hafta sonu gündemi futbola uğrasa da, benim gündemim son iki yıldır futboldan hayli uzak. 

En son ne zaman maça gittiğimi bile hatırlamıyorum desem biraz abartmış olurum belki ama konuyla ilgili hissiyatımı da abartmış olmam. 

Zaten hali hazırda üzerimize binen bir karanlık varken, o karanlığa karşı durmanın bir tezahürüydü tribünde olmak. Maç önü, maç sonu, daha sonraları adliye önü, duruşma sonu derken, hayatımızdaki futbol damarı kirli kana karıştı.Tüm bu kargaşanın içinde, durumu daha da karışık ve "kendilerine göreleştirmek" isteyenler çalıştı, çabaladı. O adamlar, dünyanın çeşitli bölgelerinde benzeri görülmüş lakin eşi görülmemiş rezillikte bir sistemle tribünleri boşalttı. Vaatleri, yaşanan gerçeklerin yakınından geçmiyor, semtine uğramıyordu. Bu sırada biz, sokakta, evde, taraftarlık kanadı kırık birer seyirciye dönüştük. Tam da onların istediği gibi. 

İstemediğimiz bir şeyi yapmıyoruz çok şükür. Gidip kartın kurdun köpeği olmaktansa, son yıllarda daha da derinden hissettiğim bir duyguyla yaşayıp gidiyorum ben de. O duygu ne mi?

O duygu, bolca ihanet soslu, yüksek ego yatağında sunulan çok pişmiş bir inanmışlık. 
O duygu, sesini, ciğerini, gözyaşını yâri, yardımcısı olsun diye ortaya koyduğun adamların satılmışlığı ve bu durumun hayal kırıklığı.
O duygu, futbolcuyu, sporcuyu, yöneticiyi değil; stadı, salonu, kale direğini değil, çocukluğunun Fenerbahçesini yeniden büyütme arzusu.

Her şeylerinden vazgeçtim; ali kıran başkesen yöneticilerinden, adaletten nasiplerini almamış hakemlerinden, ruhsuz forvetlerinden, her şeyden. 

Şimdi üzerime giydiğim bir formayla, içtiğim çayın bardağındaki armayla, 6 yaşımda kupa maçını kaybedince çıkardığım zonanın bacağımda bıraktığı iziyle mutluyum. 

Şampiyon, hep Fenerbahçe.

19 Ağustos 2014 Salı

Castrol ile Güçlü Deneyimler’in Yeni Durağı İspanya Unutulmaz Bir Sürüş Deneyimi Talihlileri Bekliyor

Castrol’ün yoğun ilgiyle karşılanan Güçlü Deneyimler kampanyası, 4. ayağında motorsporları tutkunlarını Barcelona’da Volkswagen modellerini test etmeye ve Dünya Ralli Şampiyonası’nda Polo R WRC ile tozu dumana katan Volkswagen Pilotu’yla nefes kesen bir sürüş deneyimi yaşamaya davet ediyor! Dünyanın en iyi yarış takımlarıyla ileri teknolojiye sahip yağları geliştirmek ve test etmek için beraber çalışan Castrol, www.gucludeneyimler.com adresi üzerinden sürdürülen kampanyanın 4. ayağında İspanya’da unutulmaz bir deneyim sunuyor. Türkiye’de motorsporları ve otomobil tutkusunu son tüketiciye yaşatmak hedefiyle yola çıkan Castrol’ün Güçlü Deneyimler kampanyasına katılmak isteyenlerin yapması gereken tek şey var: “Şimdilik” en unutulmaz anını 31 Ağustos gecesine kadar www.gucludeneyimler.com adresi üzerinden paylaşmak. Şimdilik… Çünkü hayatınızın en unutulmaz anını İspanya’da yaşacaksınız.

"Unutulmaz", "Çılgınca", "İnanılmaz", "Gerçek bir yarışçı gibi hissettim", "Çok hızlı", "Muhteşem", "Harika bir deneyim"...

Geçen sene Volkswagen Sürüş Deneyimi’ne katılanlar bunları söylemiş… Tüm dünyada araç üreticileri ile gerçekleştirdiği ortak mühendislik çalışmaları ve sponsorluklarıyla dikkat çeken lider madeni yağ üreticisi Castrol, Volkswagen Sürüş Deneyimi’nin dolu dolu ve heyecanlı programı boyunca talihlilerin yanında olacak.

Volkswagen Sürüş Deneyimi’nde talihlileri neler mi bekliyor?

  • Volkswagen araçları ile aksiyon dolu sürüş deneyimi
  • Volkswagen WRC Pilotu’nun sağ koltuğu
  • Volkswagen Motorsporları Takımı ile Tanışma Fırsatı
  •   Eşsiz mimarisiyle dikkat çeken Barcelona’da 2 gün konaklama

22-23 Eylül’de düzenlenecek etkinlikte Castrol EDGE ile güçlendirilmiş Volkswagen araçlarlarına şampiyon pilotlar ile co-drive heyecanı yaşamak, en unutulmaz anlardan biri olacak. Unutulmaz Volkswagen Sürüş Deneyimi’ni yaşayacak 2 motorsporları tutkunundan biri olmak için www.gucludeneyimler.com sizi bekliyor!

Gerisi anlatılmaz, yaşanır…

 

Castrol EDGE ile Volkswagen Sürüş Deneyimi! from Castrol Türkiye on Vimeo.

Bir boomads advertorial içeriğidir.

13 Haziran 2014 Cuma

VISA'dan Dünya Kupası'na Samba

Şimdi maçlar başladı, günlerdir beklediğimiz sabahlamalı geceler geldi. Biz Türkiye'de televizyon ekranlarından maçları izleyip uzaktan gönül verdiğimiz ülkelerin takımlarını desteklerken, acaba turnuvaya takımlarını gönderebilmiş ülkelerde taraftarlar neler yapıyor?

VISA'nın internet sitesi, bize bu konuda rehberlik ediyor. The Samba of the World, dünyayı saran futbol ve samba ateşini http://worldcup.visa.com/ adresinde seyrettiriyor. Tertemiz iş.


Saygıda Kusur Var

Photo by Christopher Lee/Getty Images

Sonda söyleyeceğim lafı, genelde başta söylememle tanınır, bilinirim. Ters bir deneyim yaşatmayacağım o nedenle; 2014 Dünya Kupası'nın açılış maçının hakkı, mis gibi beraberlikti. 

Sebebine gelmeden o enfes seremoniye bir bakmak lazım. Brezilyalı futbolcuların, şartlar böyleyken bu kupayı kazanmaya olan inançları, marşlarını söylerkenki ruh hallerine yaklaşmasa abes olurdu. Ev senin, tribün senin, her turnuvanın sempati güzeli sensin, mazinde bir tarih, en işte senin de yatar, son birkaç yılın "Jr" gözdesi de senin, e bir zahmet o coşkuyu damarlarda akıtacaksın, aferin. 

Ben bu tersleşmeyi yapmadan, daha takım sahaya adım atmadan Thiago Silva, sonra David Luiz, Marcelo, Julio Cesar, gözlerini, yumruklarını sıkıp marşlarıyla yükseldiler. Brezilya milliyetçiliği tavan yaptı. (Ki bilen bilir...)

Yine maç başlamadan bir cinsliktir, yapıldı. Binlerce insanın, gürültünün zırıltının içinde, ışıkların altında, kanatlarından pişmanlık duyan güvercinler, "fair play, dünya barışı, huzur mutluluk" temennileriyle özgür bırakıldı. 

E ama annem korktu onlar, sapıttı hayvanlar! 15 dakika boyunca ben "Nereye uçacaklar!" diye haykırmaktan maça giremedim. Gerçi ben değil, bence iki takım da uzunca süreler maça giremedi, o ayrı. 

İşte o oyuna ısınamamanın bedelini Marcelo ayağının ucuyla ödedi. Tamam abartmayalım, şansı da yaver gitmedi. Yine de böyle aylarca beklenen organizasyonun ilk resmi golünün "own goal" olması da bir basiretsizlik. Belli başlı batıl inançları, maç izlerken zilyon tane totemi olan insansanız siz de, beni anlarsınız. O sırada aklımdan geçen cümlelerin başlıcası şuydu: "Bu kupa tatsız tuzsuz olacak bak gör, Brezilya da ancak yarı finale çıkar!" 

Brezilya'daki, "yokuş çıkarken 1'de mi kalsam, vitesi 2'ye mi taksam" kararsızlığındaki 1.3 dizel motor havası, skor 0-1 olunca iyice kendini hissettirir oldu. Hırvat kardeşlerimizde de bir yetersizlik görünedursun, üzerlerine bir de Japon laneti çöktü. 

Tamam biliriz, evsahibine bir sevgi, saygı, bir misafir bilinci filan ama, hakemin sabırları zorlayan kararları yüzünden, neden Japon futbolundan "akula vuruşu" dışında keyif almadığımızı bir daha hatırladık. Tolerans gösterdiğin takıma bir de iltimas gösterirsen, yaptığın "saygıda kusur"a işaret oluyor o artık.

Sonra o çipil gözleriyle Neymar geldi. Hadi ilk gol tamam, baygın bir vuruş oldu sana gol. Ama o penaltı.. Sahiden turnuvanın başında "Brezilya candır, tutamıyorum ondan gayrısını!"diyen beni üzüntülere gark etti, gol oldu. Lütfen o "top çizgiyi geçti mi?" tartışmasını bitiren teknolojiyi şükürler olsun sahalara indirenler, penaltılar konusuna da el atsın artık. Sonra, gönül verdiğin takımın golüne bile sevinemezken buluyorsun kendini ki, bu da ayrı bir efkar sebebi.

Maçın en güzel hadisesi, tam bitti derken gelen, Oscar'ın oyununu taçlandıran golü. Enfes. 

Başta da dediğim gibi, hem oyunun akışı hem de iki takımın birbiri üzerinde baskı kurma becerisine bakacak olursak, skor beraberlikten ötesini görmemeliydi bana kalırsa. Öte yandan, Brezilya'nın dünyaca ünlü isimleri, kulüp kariyerlerinde parlattıkları kramponlarını, Brezilya'da da giymeli ki, ağzımız tatlansın. Yoksa, al gülüm ver gülüm..

İlk maçın günahı olmaz dedik, yarına bakıyoruz. 
Her şeyi unutmak, sadece futbol düşünmek, ruha iyi geliyormuş. Onu da hatırlamak güzel oldu.

Bu maçtan ne öğrendik?

- Seremoni biraz daha uzun sürse, Brezilya Milli Takımı, kupayı bilmem ama Şili'yi alırdı. 
- Marcelo, Dünya Kupası'nda kendi kalesine gol atan ilk Brezilyalı oldu. 
- Ömer Üründül > Ceyhun Eriş


12 Haziran 2014 Perşembe

Hazırsanız, başlayalım.



Evde tadilat var, açılış maçına kalmış 1 saat.. Ustaları mı kovalarsın, maç izlerken ne yesek içsek derdine mi düşersin.. E. Hepsi. 


Günlerdir içimde pırpırlanan yaratığın yegane sebebi, oralarda bir yerlerde, adamların Brazuca peşinde koşacakları kilometreler.. Böyle söyleyince pek bir halt ifade etmiyor tabii ama, insan ömründe birkaç defa ağız tadıyla yaşanan Dünya Kupası şenlikle geldi bana.

İş güç konusunda hayatımda yaşanan değişiklik de, tam turnuvaya denk düştü, mis oldu! Bu demek oluyor ki bir ay boyunca kupa koşturmalarını yakından izleyip (Sanırsın ki Rio'da) hunharca konuşacağım. 

Haberin olsun.

Kendime not: Uzun zamandır kendine not yazmıyordun, iyi oldu. 


13 Aralık 2013 Cuma

Sen Şakımaya Devam Et!



"Kanarya insan ruhuna benziyor." diye fısıldadı sonunda. 
"O da insan ruhu gibi çevresinde parmaklıklar görüyor, ama umutsuzluğa düşeceğine şakıyor, türkü söylüyor. Bak görürsün Leo Kardeş, günün birinde türküsü, o parmaklıkları kıracak."

Allah'ın Garibi - Nikos Kazancakis

Fotoğraf: AP

1 Ağustos 2013 Perşembe

Nurtopu Gibi...


"Maç kaç - kaç biter?" diye sordu Özgür. Düşünmeden "Yeniliriz" dedim. İçimdeki derin iştahsızlığın dili "tabii ki alırız!" demeye varmıyordu. 

Alex'in zamansız, Aykut Kocaman'ın gecikmiş lakin tatsız gidişinden sonra, üzerine bir de adını duydum duyalı tahammül çemberimin dışında kalmayı başarabilen Ersun Yanal eklenince, dilimin aksini söylemesi beklenemezdi. 

Yine de içimden, "Karanlıkta maç izlemeyi seviyorum" diye geçirdim. Yüzüme vuran yeşil ışığı en çok.. Fenerbahçe'yi, o ışıktan çok.

...

Anlamsız, kondisyonsuzluk gösteren fauller, ileride yetersiz Webo.. Gerideyse yetersiz 9 adam.. İyi niyetli ve istekli bir Alper Potuk.. Kısacası, güneşin altında unutulmuş bir kase sütlaç hissi veren, tuhaf görünümlü bir takım. Dakika, henüz 19. 

...

Ersun Yanal kenarda.. Kenardaki hali, bazılarının "özlediği gibi"; hareketli, yerinde duramıyor. Kah kulübede kah ayakta, sağa sola gidip duruyor. Her kameraya yakalandığı an, belli ki geçen sezondan gözdesi olan Alper'le konuşuyor. Alper bu sene Fenerbahçe'nin görünmez "maestro"su olacak gibi görünüyor. 

Böyle olmaz ama. Dakika 32, Volkan kalede ikinci defa uzuyor. Paralel evrende Redbull, Salzburg'u kanatlandırıyor; skor 2-0. 

...

Dakika 45+1. Sanki 45 dakikadır detone bir şarkıcının, "patchwork" bir battaniyeye sarılmış vaziyette şarkı söyleyişini izler gibiyim. Birbiriyle uyumsuz, sanki bir saat önce soyunma odasında tanışmış 11 adam hissi veren adamların ahenksizliği ruhumu sıkıyor. Dahası, istatistiki olarak rakibin 9 şutuna karşılık, bizim şut sayımız "0".. Nurtopu(!) gibiyiz sezon başında. Hakem bir an önce düdüğü çalsın diye, uzatmaların son anında rakibin üstüne yatacak kadar..

...

Paralel evrendeki maç, dakika 50 itibariyle 4'ü gördü. Biz son yarım saattir atak yapmış değiliz. Mis!

...

İlk oyuncu değişikliği, dakika 57. Oyundan çıkan, maçın yegane gayretlisi Alper Potuk. Oyuna giren Sow. Hadi bakalım Ersun, senin hesabın tutsun. 

...

Paralel evrene gitmeye gerek kalmadı, defa defa kalesini kurtaran adam, eşin dostun arkasını daha fazla toplayamadı, Salzburg Alan'la öne geçti. Batı cephesinde değişen bir şey yok. Yediğimiz ağırlıklı olarak aynı bok. 

...

Baroni.. Maça girdiği andan itibaren takımda bir "Ben bu adamı bir yerden hatırlayacağım ama..." havası. Sanki Cris'e ayıp olmasın der gibi bir oynama çabası.. Zaten sarsak rakip, bir iki üstüne gittiğinde düşecek ama, biz ilk devre itibariyle "Salzburg'un kalecisi sarışın zenci" diyen biri olsa tereddüt etmeden inanacak atak gücündeyiz.

...

"Hadi kalk gidelim, hemen şu anda, kapa telefonunu bulamasın arayan da.."  demek üzereyken, uzatmalarda gelen penaltı.. İstesen olmaz. Zira bizim buralarda çubukluya yabancı, kusurlu bir hareket. 

Topu eline alan Baroni olunca insan ikiye bölünüyor; kötü tecrübeleri ve sevinç çığlıkları olarak. O bölünmüşlük arasında gol geliyor. Arada gözlerim Salih'i seçiyor..

... 

Oh be değil, gönül ferahlığı hiç değil.. Zaten gönülsüz gönüllülüğümden sıkılmışken, hiç de iyiye gideceğine inanmadığım bir seyrin başlangıcında durmak hiç hoş değil. 

Bu yazı da, sezon sonunda kendini inkar etmek üzere bir köşede dursun.

29 Mayıs 2013 Çarşamba

Kocaman Teşekkür

Güç verdin; bazen isyanlara bazen dualara karşılık geldin. 
Hep güzeldin. Hep bildiğimiz gibi Kocaman. 
Başın dik durmaya devam etsin..

28 Mayıs 2013 Salı

Modern Times(!)



Memleketin ahvali ortada. Her yer yangın yeri, toz bulutuyken, bizim gibi "endişeli kalabalık" birkaç tane "has akil" adama ihtiyaç duyarken, tüm duyargaları kapalı yenileri hortluyor. 

Futbol ortamımız, futboldan başka her şeye kol kanat germek konusunda ısrarcı. Bilhassa oyunun ruhuna aykırı olan farklılıkları körüklemeye, kutuplaştırmalara, düşmanlaştırmalara ise ayrı bir özen gösteriyor. 

Bir tanesi çıkıyor inşallah'larla düşmanlığımız baki kalacak duası edip ebedi huzursuzluğun garantörlüğünü yapıyor. Öbürü çıkıyor, kulübündeki teknik direktör değişikliğinden sonra kendisine "eski hocanızın bu karardan haberi var mı?" diye soran gazeteciye tüm zorbalığıyla "Bu kulübüm başkanına bu şekilde bir soru soramazsın. Yapılan açıklamalarla yetineceksin" diyor. Bu açıklama, bahsi geçen eski teknik direktörün bir hafta önce kaybettiği kupa maçından sonra yaptığı basın toplantısında gazeteci ile dalaşmasından dolayı kendini aklayamıyor tabii. İki olay da birbirinden utanıyor. 

Bakıyor ki ortalık şenlikli, zaten tanıdığımız başka biri de, hukukun öyle böyle (!) işlediği bir konu için ağzını açıp "Onlar ceza alacak. Ben stadı nasıl dolduracağım?" gibi akla hayale sığmayan, samimiyetsiz bir sürrealite ile ucuz niyetleri ortaya koyuyor. 

Beyler, sizin üslubunuza ne oldu? 
Alıştığımız, insan ağızlar, insan lügatlar nerede? 
Siz topu görseniz gülle zannedecekken, nasıl oldu da ülkenin en köklü futbol kulüplerinin yönetimlerine geldiniz?

Bu sıra siyasete, sanata, toplumun "toplum" olarak eriştiği her yerdeki olan bitene ve bu olayların faillerine baktıkça içimden tek bir şey geçiyor: Pislik bizim içimize işlemiş, bırak hamamda yıkanmayı, hamam olsak geçmez!

23 Mayıs 2013 Perşembe

Bazen...

Bazen hayat sana görmek istediklerini gösterdiği için şükredersin. 

22 Mayıs 2013 Çarşamba

Dortmund Şampi!



Eğer Şampiyonlar Ligi finalinde Dortmund'u destekliyorsanız, size çok eğlenceli bir etkinliği duyurmak isterim. 

Bu hafta sonu oynanacak finali Küçükçiftlik Park'ta arkadaşlarınızla izleyebilirsiniz. Etkinlik alanında maç saatine kadar pek çok keyifli atraksiyon mevcut.  Saat 16.00’da kapılar açılıyor, maç bitene kadar konsol oyunlarından sürpriz hediyelere, futbola dair aklınıza gelen her şey İstanbul'daki Sud Tribüne'de yaşanıyor.

Bilet almak isterseniz Biletix'e uğrayın. Ama Twitter hesabınız varsa daha cazip bir önerim var. 

Yeni nesil futbol haberciliği yapan ve tüm futbol severlere köşe yazma şansı tanıyan Futbolburada.com, bu etkinliğe özel eğlenceli bir kampanyaya imza atıyor. 

Twitter'da @futbolburadacom hesabını takip edip #SarınaSiyahına hashtag'iyle en yaratıcı Dortmund tezahüratını yazıyorsunuz. Şanslı 10 kişiden biri olursanız, 2 kişilik davetiye kazanıyorsunuz. 

Sonra gelsin kupalar, gelsin şampiyonluk! 

20 Mayıs 2013 Pazartesi

Ne sustun be Aslı!



Hayat "fıııığğrt" diye akıp geçerken, ne gündem duruyor, ne insanım duruluyor. Memleket kendi başına bir hüzzam beste çalıyor, her gün başkası söylüyor, birileri ağlarken öbürleri gülüyor. Ben de bu geçen zamanda kendi tarihimi yazdım. Büyük meseleler beklemeyin, kendi tarihimi yazdım dediğim, günlüğümü tuttum. Zihnimde. Hayatımın futbol fasikülünü de tekrar okudum, tarttım, biçtim. 

Ne çok sevmiştim oyun seni, ne çok. Çocuk heyecanlarımın en büyüğü sendin. Tayfun, Erol, Uche, ben... Cine5'ler, Teleon'lar eskittik birlikte. Sonra büyüdük, serpildik. Maçlara gider olduk; elimiz bilet, boynumuz atkı tuttu. 

Ne olduysa sana son zamanlarda oldu. Bunca çirkinin arasında senin güzel kalman mümkün olsa şaşardım da, bu kadar onlara benzeyeceğine kendimi inandırmazdım. Düzenin, "düzen ve düzülen" üzerine kurulduğu, alkışın sürekli saf değiştirip sinir bozmaya yaradığı bir yerde, romantik kalmaya çalışmak zordu. Ben de kalamadım haliyle. 

Benim oyunumun "en güzeli"ne gittiğimde, her kavuşmada gözüm "ötekilere" kayar oldu. Saha dışında konuşanlar kadar, saha içindeki ruhsuzlara da takıldı gözüm, dilim. Lizbon'da Gökhan düştü, ben Tekirdağ'da kanadım sonra. O an anladım ki, "her şey yalan, tek gerçek sensin" dediğimdi elimde olan. Tüm insanlığımla, kendi inandıklarımla, şu saçma sapan hayatı herkes kendi kesesince(!) yaşarken, benim karşılıksız kendimi adadığım sendin elimde olan. 

Bugün sana olanlar geçiciydi. Bugün sana olanlar affedilmezdi. İtiraf etmek gerekirse, senin de kimi hallerin kabul edilemezdi. Dilim, elim neyi ne kadar söylemeye varacaktıysa, bugüne kadar her birini ortaya döktüm. 

Bugünden sonra da dökerim de... Transferler, ithamlar, basın toplantıları arasında, yine kendime göre olanı seçer söylerim. Doğru, dürüst, kimine göre yalan yanlış... Fazla da konuşmam yine.

Ne çok sustum sahi. Ben susunca, ben konuşurken ne oluyorsa o oldu. Hatta bir çocuk canından oldu ben susarken. Ne konuşmam, ne susmam işe yarıyor dedim. Çünkü gürültü öyle büyüktü ki, herkes kendi cümlesini duyurmaya çalışırken düşündüğünü duyamaz hale geliyordu. 

Geçen zamanda şunu gördüm. Ait hissettiğim bir yer varsa, o da Fenerbahçe'dir. Fenerbahçeli Murat, Ozan, Hüseyin, Ayşe değil. Çünkü biz, kendi içimizde bambaşka yerlerinden Fenerbahçe'ye tutunan, tutkun aile bireyleriyiz. Lakin hepimizin farklı sözleri var. Katılıyoruz, katılmıyoruz, katiyen karşısında duruyoruz... Ne mutlu farklılıkları söyletebilen camiaya. Ne mutlu inandığımız, savunduğumuz "söz hakkımız"ı ortaya koyan yüreğimize.

Gruplara, liderlere, sözcülere ise selam olsun. 
Onlar bir zahmet uzak olsun. 

Şimdi eski dost Tolga Becer olsa "Aslı yine dolmuş" derdi, gülümseyerek. 
Sahiden de dolup gelmişim, haberim yok. 

Hoş gelmişim yine.


*Fotoğraf: Himhili / Tuba Kılıç - http://instagram.com/p/KEv7K_yFE1/

20 Nisan 2013 Cumartesi

Her Zaman Okuduğunuz Hürriyet'i Şimdi İzleyin

 

Hürriyet TV şimdi yayında.

Hürriyet TV’yi ziyaret edenler, aradıkları her şeyi artık tek tıkla seyredebilecekler. Hürriyet TV, zengin haber içeriğinin yanı sıra konusunda uzman isimlerle gerçekleştirdiği programlarla da dopdolu.

Hürriyet TV’de Berza Şimşek’ten günün mutlaka görülmesi gereken haberlerini izleyip usta gazeteci Sedat Ergin’den haftanın yorumunu alabilirsiniz. Üstelik gündemin özetini, Metehan Demir, 3 dakikada sizin için yorumluyor.

Burcunuzdaki yeni gelişmeleri merak ettiğinizde ise Susan Miller ile yıldızlara bakabilir, Sebla Kutsal ile dilediğiniz zaman, kültür ve sanat dünyasında keyifli bir yolculuğa çıkabilirsiniz.

Uğur Cebeci ise sivil havacılığın geldiği son noktayı size Kokpit’ten anlatıyor.

Magazinden spora, eğlenceden ekonomiye hepsi ve daha fazlası, sürekli güncellenen Hürriyet TV’de sizi bekliyor.

Bir bumads advertorial içeriğidir.

11 Nisan 2013 Perşembe

Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet

 

Hürriyet, Türkiye’nin en çok okunan gazete uygulaması Hürriyet E-Gazete’den sonra Hürriyet Tablet uygulamasını da hayata geçirdi. “Tabletteki Hürriyet değil, tablete özel Hürriyet” sloganıyla tanıtılan ve Apple Store’da 1 numaraya yerleşen bu yeni uygulama kullanıcılar tarafından oldukça beğeniliyor.

2011 yılının Mart ayında hayata geçirilen Hürriyet E-gazete uygulaması bugün, Türkiye’nin en çok okunan tablet gazetesi olmayı başarmış durumda. Toplamda ücret ödeyen abone sayısı 16 bine ulaşarak, ücretsiz rakiplerinin ulaştığı rakamları geride bırakırken; Hürriyet okurları, E-Gazete uygulamasını günlük 50 bin, haftalık 350 bin kez ziyaret ediyor.

Tablet okurunun beklentisinin farklılaşması ve ilgi alanlarının değişmesiyle, okurlar artık okuduğu haberin videosunu da izlemek, farklı spor dalları hakkında analizler okumak, dünyadan ilginç fotoğraflar görmek, içeriği 'parmağının ucunda' hissetmek istiyor. Hürriyet Tablet uygulaması tam da bu beklenti ve ihtiyacı karşılamaya yönelik hazırlanmış bir uygulama.

Bir haftadır Apple Store’da en çok indirilen uygulamalar arasında 1 numarada yer alan Hürriyet Tablet’te, Manşet, Güncel, Ekonomi, Spor, Kelebek, Seyahat bölümlerinin yanı sıra Cumartesi ve Pazar eklerinin bambaşka yorumları yer alıyor. Günün videosu ve foto galeriler oldukça beğenilirken, HTML5 tabanlı bir uygulama olduğu için reklamverenler için de oldukça cazip.

Tablet bilgisayarların tüm olanaklarını kullanan yeni Hürriyet Tablet uygulaması, App Store ve Android Market’te, ücretsiz.

 

Bir bumads advertorial içeriğidir.

20 Aralık 2012 Perşembe